24'ü 24 saatte izlemek

Sizi bilmem ama ben Alfred Hitchcock'un The Rope / İp filmini seyrettiğimde hayran olmuştum. Aslında hikâyenin hayran olunacak bir tarafı yoktu.
Haber: İSMET BERKAN / Arşivi

Sizi bilmem ama ben Alfred Hitchcock'un The Rope / İp filmini seyrettiğimde hayran olmuştum. Aslında hikâyenin hayran olunacak bir tarafı yoktu. Hele bugünden bakınca İp'in Hitchcock filmografisinde hayli sıradan bir film olduğunu da kabul etmem gerekir. Ama filmin gerçek zamanda ve montajsız olarak çekilmesi beni ona hayran bırakmaya yetmişti. Usta yönetmen yeni bir üslup deniyordu işte.
Yıllar sonra François Truffaut'nun Hitchcock'la yaptığı uzun bir söyleşinin kitap haline getirilmiş versiyonunu okuduğumda Fransız yönetmenin hayranlık sözlerine Hitchcock'un nefretle karşılık verdiğini görünce şaşırmıştım. Hitchcock, "O filmi öyle çekmek hayatımın en büyük hatası" diyordu, "Bir daha da aynı hatayı yapmadım."
Bu sözlerden sonra düşündüm, gerçekten de İp'in bir tiyatro oyunundan ne farkı vardı ki?
Sonra böyle gerçek zamanda film çekmeyi deneyen bir sürü Avrupalı yönetmen oldu. Hepsi de bence berbat örneklerdi. Ya sıkıntıdan patlıyordunuz gerçek zamanda geçen filmleri izlerken ya da dikkatiniz dağılıveriyordu.
İnternette gezinirken 24'ü görünce şaşırdım. Bunca yıl sonra, bir Amerikalı gerçek zamanda geçen bir film bile değil, bir televizyon dizisi yapmıştı. Başrol oyuncusu dışında hiçbir şey tanıdık değildi. Konu ilgi çekiciydi, hele benim gibi casuslar arasında geçen suikast ve aksiyon filmlerini sevenler için gerçekten çekiciydi. Satın aldım DVD'yi.
Bir hafta on gün o bana baktı, ben ona... 24 bölümlük bir şeyi seyretmek için zaman lazımdı. Sonunda bir cuma akşamı ilk diski koydum ve başladım seyretmeye. Neredeyse karşısından hiç kalkmadan (aradaki üç saatlik uykuyu saymazsanız) aşağı yukarı 24 saatte izlemeyi bitirdim.
Hepsini izlemek zorundaydım, çünkü her bölüm inanılmaz bir heyecan fırtınası içinde geçiyor ve bir sonraki bölüme acayip bir heyecan devrediyordu. Eğer mesela 16. Bölümün sonunda bırakıp uyuyamadıysam bunun sorumlusu dizidir, çünkü o kadar heyecan orada disklerde duruken benim uyumam mümkün olamazdı.
Şimdi size konuyu, hikâyeyi falan anlatmaya kalkışmayacağım. Sadece sevimsiz bir deneyime başlamak üzere olduğunuzu söyleyeceğim. Çünkü ben bu diziyi hayatta televizyonda seyredemezdim. O kadar sabrım yoktur çünkü. Umarım siz her hafta bir bölüm izlemeye ve sonra tam yedi gün beklemeye razı olursunuz. Çünkü dizi beklemeye değdiğini gösterecek.