3 DOT oyunu, 3 genç yönetmen

3 DOT oyunu, 3 genç yönetmen
3 DOT oyunu, 3 genç yönetmen

DOT un üç genç yönetmeni: Tuğrul Tülek, Pınar Töre, Serkan Salihoğlu (soldan sağa).

DOT, bu sezon hayatımıza üç yeni yönetmen soktu. 'Altın Ejderha', 'Sarı Ay' ve 'Yüksek'in yönetmenleri Serkan Salihoğlu, Pınar Töre ve Tuğrul Tülek'le koyu bir sohbete oturup, DOT'u konuştuk...
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

Bu sezon DOT, kendi içinden üç yeni yönetmen çıkardı. Tuhaf bir komünal düzen içinde yaşıyor, neredeyse her günlerini bir arada geçiriyorlar. DOT’un çizgisi en başından beri bu ve üçünün bu sezon rejide olmaları asla tesadüf değil, bir çeşit evren yasası gibi, her şey başından belli. İçlerinden daha çok yönetmen çıkaracak, belki de kendi oyunlarını kendileri yazacaklar. En sonunda gelecekleri nokta, auteur yönetmen olmak, en azından ‘büyük plan’da hedef bu...
Üç yeni yönetmenle bir aradayım şu an ve aslında öncelikle neden diye sormak istiyorum, özellikle Pınar ve Tuğrul’a, oyunculuk tatmin mi etmiyor dert edindiklerinizi anlatmak için?
Pınar Töre: 2007’de girdim DOT’a, tiyatronun hatta sanatın her alanı için, bir tiyatro insanı olmaya yönelik bir çalışma vardı. Bu sadece oyunculuk, rejisörlük diye ayırabileceğimiz bir şey de değil. Tiyatronun her alanında donanım sahibi olup kendimizi geliştirmek adına bir çalışma içerisindeyiz devamlı. Reji, bir dünya yaratmayı gerektiren bir şey. Oyunculukta da var bu ama rejide yaratmış olduğunuz evrenin tüm katmanlarıyla koruma sorumluluğu var. Bu da büyük bir hâkimiyet, bilgi gerektiriyor. Biri diğerinden daha değerli ya da önemli diye ayırmak istemiyorum. Ama reji bir tiyatro insanı olmanın getirdiği parçalardan biri, büyük bir parça bu ve burada bize böyle bir fırsat tanınıyor. Bunu değerlendirmemek çok yazık olurdu.
Tuğrul Tülek: Biz okulda oyunculuk eğitiminin yanında bir metni çözümlemekle, dramaturjiyle, rejiyle ilgili eğitimden de geçtik. Oradan çıktıktan sonra burada bambaşka bir okulun içine girdik. Bu okuldan çıkar çıkmaz profesyonel hayata, bir oyun çıkarmanın dinamiğini algılamadan girdiğimiz bir macera da değil.
Serkan Salihoğlu: Herkesin her işle biraz uğraşması Murat’ın (Daltaban) tiyatroya ne taraftan baktığıyla, neye ne kadar izin verdiğiyle çok alakalı. DOT’un kuruluşu da böyle, çok profesyonelce çalışan amatör ruhlu bir tiyatro. Yedi yıldır buradayım, yedi yılda 70 tane proje üzerine konuşup 20-30 tanesini yapmışızdır. Bazen başlamışızdır, iki ay çalışıp, “Yok bu olmayacak, biz bunu anlatmak istemiyoruz” deyip bırakmışızdır. Murat herkesi her şekilde, bilgi alanında hem cesaretlendirici konuşmalarıyla bilgisini ortaya çıkaracak, daha fazla bilgi edinmesini sağlayacak, hem teşvik edici bir taraftan baktı. Sırf yönetmenlik açısından da değil, ses yapmaktan ışık yapmaya, dekoru kurmaya kadar. Ben de oyunculuk yaptım mesela, dramaturji, reji eğitiminden geçmeme rağmen.
Peki oyunlar size teslim mi ediliyor, yoksa siz mi “Bunu ben yapmalıyım” diyorsunuz?
Pınar T.: Değişiyor. Önemli olan şu: Bunu yapmamız için burada bir zemin var. Bu da o çalışma biçimine girmemiz ve bu konuda talepkâr olmamıza yardımcı oluyor.
Tuğrul T.: Bu birlikte hareket etmekle ilgili. Kendi kendine gelişen bir süreç var, planlı programı olsa da süreç oraya doğru ilerliyor ve siz de gittiğiniz yeri ve yönü bilerek projelerinizi getirebiliyorsunuz ya da size bir şey sunuluyor.
Serkan S.: Burada her şey konuşularak, planlanarak, herkesin aklına yatarak yapılıyor. Bizim bu sezon yönettiğimiz oyunlar, iki yıl öncesinden konuştuğumuz şeylere dayanıyor. Çevirilen oyunları herkes okuyor, metne temas etmiş oluyor. Hem oyuncunun hem yönetmenin o metinlerle özdeşleşmesi için bir zaman gerekiyor.
Yazarlık konusunda bir denemeniz var mı?
Pınar T.: Her zaman. Deneme dediğin şey her zaman geçerli burada. Herkes her an bir şey deniyordur. Biz burada çok yüksek standartlardaki metinleri yaptığımız için aynı standardı tutturmak istiyoruz. Yazsın birisi bir şey de biz de onu sahneleyelim gibi bir derdimiz yok. Biz sadece iyi olanı sahnelemeye çalışıyoruz, o yüzden bu uzun bir süreç.
Serkan S.: Metin de bunun bir ayağı, nasıl bu tiyatro kendi içinde oyuncular yetiştirip ensemble oluşturabildiyse, nasıl kendi içinde dramaturji yapacak insanlar yetiştirdiyse. Yazarlık olarak da bu da bir sonraki aşama bence.
Tuğrul T: Bir ekibi ekip yapan şey aynı duyarlılığa sahip insanların bir araya gelmiş olması ve doğal seleksiyonla o insanların bu bütünü oluşturmaları. İşte bu duyarlılığa ve aynı dertlere sahip insanlarla bir aradayız. Ve bu hassas olduğumuz mevzularla ilgili hikâyeler üretmeye çalışıyoruz. Günün birinde böyle bir şey olursa, seve seve sahneleriz.
Serkan S: Burada oyunların prömiyer tarihleri yoktur, olunca olur. Her süreç gibi yazarlık süreci de olunca olacak. Burada kaç kişi çalışıyorsa 30 kişi de tamam deyince olacak.
DOT’un kurulduğundan beri, bir derdi, ortak bir dili var. Biz önce bunu Murat Daltaban rejisiyle öğrendik, şu an siz reji yapıyorsunuz ve hâlâ o üslup ortak. Düz bir çizgide yürümek kolay mı zor mu bu anlamda?
Tuğrul T: Mesele ettiğimiz hikâyeleri anlatmakla ilgili bir derdimiz var. O yüzden buradayız. O yüzden Murat Abi bizimle çalışmayı tercih ediyor.
Pınar T: Bu bir dünya görüşü.
Serkan S: Hayatları nasıl yaşadığımız, dünyayı nasıl gördüğümüz, hangi filmi, dizileri beğenip, hangi müzikleri dinlediğimiz, hangi oyunları beğendiğimiz, bunlar aslında istisnalar olmasına rağmen o büyük bir kümede kalınıyor. Hiçbirimiz buraya sınavla alınan insanlar değiliz ki. Üç hafta tatil yapıyoruz, 1 Ağustos’ta burada olunacak deniyor ve burada olmak isteyen herkes 1 Ağustos’ta şurada oturuyor oluyor.
Pınar T: Murat hep şey der, bilerek sizi, farklı dinamikleri, farklı düşünce sistemlerini bir araya getiriyorum. Burası ekipteki herkesin zıplamalarına çok açık. Düz bir çizgi gibi duruyor halbuki değil. Murat yapsaydı bu oyunları hiçbiri böyle çıkmayacaktı ama zaten bunun böyle olması gerekiyordu, aslında düz bir çizgi yok; açılan farklı kapılar var. Bunun da bir aşama sonrası, auteur yönetmen olacak. “Burası yaşayan bir organizma” der hep Özlem, bir sanat kurumu ancak yaşayan bir organizmaya dönüştüğünde yaşar. Yaşayan bir organizma olması için o hücrelerin savaşlarının, birinin büyümesinin, dönüşmesi gerekiyor.
Peki o sorumluluk üzerinizde bir baskı oluşturmuyor mu?
Tuğrul T: Biz burada kendimizi güvende hissediyoruz, birinin gelip de “Sen n’apmışsın burada” demeyeceğini biliyoruz.
Pınar T: Hata yapma hakkımız var, olmama ihtimali var, önemli değil, önemli olan çalışmak, bu özgürlükle başlamak, bizi bahsettiğin korkudan uzaklaştıran bir şey.
Tuğrul T: Baskıyı biz kendi kendimize oluşturuyoruz.
Serkan S: Ben o baskı için yaşıyorum.
Tiyatro ekibinden çok komüne benziyorsunuz.
Tuğrul T: Aynen öyle. Beni sabahın köründe kaldırabilecek tek şey prova. Bu evlilik gibi, sadece arkadaşı olsak böyle bir denge tutturamayız.
‘Altın Ejderha’ bugün ve yarın saat 21.00’de, ‘Yüksek’ 2 ve 3 Mayıs’ta saat 21.00’de Gmall’daki DOT’ta izlenebilir.