3 film, 3 gala, 3 parti, bolca yıldız

3 film, 3 gala, 3 parti, bolca yıldız
3 film, 3 gala, 3 parti, bolca yıldız
'Lincoln' galasının seçkin konukları ABD bayrağı temalı ikramları silip süpürdü. 'Alacakaranlık'ın galasında başrol Kristen Stewart ve şeffaf elbisesinindi. Anna Karenina'nın kırmızı halısında Keira Knightly Erdem Moralıoğlu tasarımıyla boy gösterdi. Keith Kurman üç filmin Hollywood galalarını izledi...

LINCOLN
Öğretici bİr film, gürültülü ve müsrİf bİr parti

Steven Spielberg’ün çok şey beklenen ‘Lincoln’ filminin prömiyeri, perşembe gecesi Hollywood’un meşhur Grauman Çin Tiyatrosu’nda yapıldı.
Prömiyer, Amerikan Film Enstitüsü (AFI) Sinema Festivali’nin kapanış etkinliğiydi. Akşam, Hollywood Bulvarı’nda Çin Tiyatrosu’nun karşısına düşen tarihi Roosevelt Oteli’nde kokteyl ve ordövrlerle erkenden başladı. Seçkin basın mensupları, festival yönetmenleri ve davetliler arasına rahatça karışan oyuncu kadrosu dahil, iyi giyimli yaklaşık 100 şahsiyetin katıldığı mahrem bir buluşmaydı. Sohbetler daha çok, filmin yapım sürecine ve ABD, hatta dünya tarihi açısından bu kadar ikonik bir kişiliği ele almanın zorluklarına odaklandı.
Abraham Lincoln’ün hayatı hakkında biyografik filmi çekmek neredeyse imkânsız. Steven Spielberg, “Bir keresinde iç savaşı Lincoln’ün gözlerinden göstermeye çalıştım. Hiçbir sinema filminin başa çıkamayacağı kadar muazzam bir konuydu, belki bir mini dizi olurdu ama sinema filmi değil. O yüzden kaçındığım tuzak, Lincoln’ü kahramanlaştırmak oldu. Lincoln’e tapınmaktan kaçındım” diyor.
Oyuncuların toplu fotoğrafının çekilmesinin ardından, kırmızı halı törenine ve gösterime geçildi. Hollywood’da pek rastlanmayan karanlık ve fırtınalı bir hava vardı, o yüzden tiyatronun önündeki kırmızı halının üstü kapatıldı.
Filmde beni en çok şaşırtan, Lincoln’ün tüm yaşamını belgesel tarzında ele almak yerine, anayasanın köleliği kaldıran 13’üncü tadil maddesinin geçtiği, iç savaşın bittiği ve başkana suikast düzenlendiği son birkaç aya odaklanılması. Amerikan demokrasisinin nasıl işlediğine ve bugünkü sürecin hâlâ ne kadar benzer olduğuna dair bir pencere açılıyor. Bence, özellikle burada, hükümet mekanizmalarının nasıl işlediğinin çoğunluğun umurunda olmadığı ABD’de, filmi izlemek eğitici-öğretici olacak.
Daniel Day Lewis, Sally Field, Tommy Lee Jones, James Spader, David Strathairn, Hal Holbrook, Joseph Gordon-Levitt, John Hawkes ve Lincoln’ün en küçük oğlu Tad’i canlandıran, taze ufaklık Gulliver McGrath’ten oluşan ‘all-star’ kadro, Spielberg’ün usta yönetimi altındaki bir topluluk olarak güzel iş çıkarmış. Pek çok kişinin filmde çok fazla olay örgüsü olduğundan şikâyet etmesi karşısında acaba hikâyeye dikkatlerini verdiler mi yoksa sadece film onlara çok mu uzun geldi diye merak ediyorum. Sonuçta ben sevdim. İç savaş sürerken, egolar çatışırken ve Kongre’de yolsuzluk dolapları dönerken, Lincoln’ün çekmiş olması gereken ıstırap ve hayal kırıklığını hissettim.
Roosevelt Otel’deki gösterim sonrası parti gürültülü, müsrif ve kalabalıktı. Mönüde dönem teması yapılmadıysa da yiyecekler Amerikan bayrağı biçiminde ve kırmızı-beyaz-mavi renklerindeydi. Lakin derhal silip süpürüldüklerinden bu halleri uzun ömürlü olamadı.
Film Türkiye ’de 8 Şubat’ta vizyona girecek.


Anna Karenina: Tüm dİkkatler Bayan Knightley’de!
Anna Karenina’nın Los Angeles prömiyeri, 14 Kasım’da Sunset Bulvarı’ndaki Archlight Tiyatrosu’nda yapıldı. Archlight’ta prömiyer yapıldığında seviniriz, zira bu tarihi mekânın yeterli park yeri var ve giriş-çıkış sorunsuz.
Kırmızı halı töreni her zaman heyecan vericidir. Işıklar, fotoğrafçıların flaşları, hayranların çığlıkları ve başka bir galaksiden düşmüş gibi gözüken muhteşem tuvaletler içinde yıldızlar, yani Olimpos tanrıları... Çarşamba gecesi dikkatler filmin baş karakterini canlandıran Keira Knightly üzerindeydi. 27 yaşındaki oyuncu, Erdem (Moralıoğlu) tasarımı askısız, yerlere uzanan elbisesi ve Chanel’in yıldız biçimli elmas küpeleriyle tepeden tırnağa baş aktristti. Kendisine Klaxons grubunun üyesi olan nişanlısı James Righton eşlik ediyordu. Daha önce ‘Gurur ve Önyargı’, ‘Kefaret’ filmlerinde yine Knightly ile çalışmış yönetmen Joe Wright da halıdaydı. Anna’nın kardeşinin baldızı Kitty’yi canlandıran İsveçli genç aktris Alicia Vikander ve ona âşık Levin’i canlandıran İrlandalı Domhnall Gleeson da öyle.
Tolstoy’un romanını temel alan film kesinlikle müthiş! Terk edilmiş bir Rus tiyatrosunu andıran bir ortamda geçiyor ve kostümleri baş döndürücü.
Parti, birkaç kilometre uzaktaki Greystone Malikânesi’ndeydi. Bu gece kulübü nostaljik Hollywood görkemi ve dekadansına özgü gece hayatını yeniden canlandırarak yemek ve eğlenceyi bir arada sunuyor. Böyle bir resepsiyon için çok elverişliydi ama keşke daha az ‘rezerve’ masa olsaydı da yemek yerken bir yere oturabilseydik. Yine de yemekler güzeldi ve oyuncularla kaynaşıp sohbet edebildik.
Türkiye vizyon tarihi, 28 Aralık.




Alacakaranlık: ŞAFAK VAKTİ BÖLÜM 2
Yıldızlar sİyah halıda, ergen kızlar barİkatlarda

‘Alacakaranlık’ın finali niteliğindeki ‘Şafak Vakti Bölüm 2’nin, pazartesi günü Nokia Tiyatrosu’ndaki prömiyerine katıldık. Yıldızlar siyah halıya gelirken, barikatların gerisindeki kalabalığın ilk sırasında olabilmek için çoğunluğunu ergen kızların oluşturduğu yüzlerce insan tiyatronun yakınında kamp kurmuştu.
‘Alacakaranlık’ çetesinden ilk gelen Taylor Lautner oldu. Z Zegna marka gri takımına eşlik eden Maison Martin Margiela ayakkabılarıyla iyi görünüyordu. Benim kanım, Lautner’ın ‘Alacakaranlık’ üçlüsü içinde açık ara en yetenekli ve en gelecek vaat eden olduğu. Çekici, mütevazı ve yaptığı işi çok ciddiye alıyor. Sonra Kristen Stewart’ın gecenin sponsoru Yahoo’nun ev sahipliğindeki ilk röportaj mahalline çıkmasını ve herkesin kafasındaki soruyla karşılaşmasını izledik: “Hangi modacının elbisesini giyiyorsunuz?” Aç bir vampire yakalanmış bir ceylan gibi gafil avlandı ve bilmediğini itiraf etti! Eyvah!
Ama daha sonra öğrendik ki 22 yaşındaki güzel, Zuhair Murad’ın tasarladığı seksi elbiseyle geçti. Bu korse tarzı robun altı, şeffaf kumaştandı ve bacaklarının yanı sıra kumaşa uyan altın rengi, anneanne tarzı külotunu da sergiliyordu.
Tabii asıl can yakıcı soru, Stewart’ın evli yönetmen Rupert Sanders ile yakalandıktan sonra, ‘Alacakaranlık’ta başrolü paylaştığı erkek arkadaşı Robert Pattinson ile ilişkisinin ne âlemde olduğu. Yine de bu gece herkes iyi geçiniyor görünüyordu, “Şov devam etmek zorunda!”
Pattinson, koyu gri Gucci takımı içinde dikkat çekiciydi. Rolüne dair yorumlarının provokatif olduğuna da şüphe yok: “Sadece seks sahneleri için yönetmen koltuğunda olmalıydım… Tüm hatırladığım, kameraya bakıp filme hiç gitmeyen seksi yüz ifadeleri yapmaya çalıştığım.”
3500 davetliyi, katlı otoparkın tepesine kurulan dev çadıra nakletmenin iyi bir fikir olduğunu kim düşünmüş acaba? Anlaşılan, Summit Entertainment’tan biri ve hayrete şayan biçimde işe yaradı. Gerçi filmde önemli yer kaplayan kurtların kafese konulup girişte sergilenmesi, PETA ile epey kavga gürültü kopardı. Parti epey eğlenceliydi. Dekor, filmlerdeki olay ve yerlerin romantik temalarından oluşturulmuştu. Olmazsa olmaz DJ ve dans pisti, davetlilerden kat be kat fazlasını doyuracak kadar yiyecek-içecek ve nereye başınızı çevirseniz şöhretler vardı.
Bu fenomenin bittiğine üzüldüğümü söyleyemem, hikâye ve senaryo zayıftı, klişeleri ve genelgeçer ‘değerleri’ teşvik ediciydi. Ama ne yapalım, çocuklar seviyordu, insanların evden çıkıp sinemaya gitmesine vesile oluyordu ve belli bir düzeye kadar da eğlendiriciydi. Artık bu rollerde büyüyen çocukların kariyerlerini takip edeceğiz, onlara hak ettikleri tüm başarıyı içtenlikle diliyoruz.