301'i üreten eller

301'i üreten eller
301'i üreten eller

Asmalımescit?teki Apartman Projesi?ndeki sergi 23 Mayıs?a kadar açık. FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Hayatının yönünü değiştiren Dink cinayetiyle, kuyum dünyasından tecrübesini birleştirince 'Üçyüzbir' kolyesi doğdu. Sanatçı Yasemin Özcan Kaya'nın Apartman Projesi'nde izlenebilen videosu, farklı bir zanaatkârlık hikâyesi...
Haber: AYŞEGÜL OĞUZ - aysegulo@gmail.com / Arşivi

Yakın siyasi tarihimize yön veren ‘acı’ sayılar listesinin başında 301. maddenin ağırlığı büyük. Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün önüne konmaya çalışılan set, bu maddenin dayattığı baskı, içinde barındırdığı nefret söylemi Hrant Dink’in katliyle tarifsiz bir acıya dönüştü.
Devletin 301. maddeyle referans verdiği baskı zihniyeti, bugünlerde başka bir referansla ters köşe yapıyor. Sanatçı Yasemin Özcan Kaya ‘Üçyüzbir’ kolyesi adını verdiği video-enstalasyonuyla izleyicisine sorular sorduruyor. ‘Üçyüzbir’ kolyesi, kalın bir altın zincirin arasına gerilmiş kocaman 301 sayısından oluşuyor. Kapalıçarşı’nın kuyumcu hanlarının birinde işlenmiş bir kolye bu.
Asmalımescit’teki Apartman Projesi adlı mekânda açılan sergide, kolye tıpkı bir kuyumcu vitrinindeki gibi sergileniyor. Yasemin Özcan Kaya’nın laf arasında, “Her kuyumcu gibi ben de evime giderken tezgâhımı topluyorum” demesi üzerine meseleyi kurcalıyoruz ve Kaya’nın kuyumculuğa yabancı olmadığını öğreniyoruz. 16 yıl önce Mimar Sinan Üniversitesi’nde Seramik Bölümü öğrencisiyken kuyumcu tezgâhlarında, hünerli ellerin takipçisi olmuş Kaya. Serginin ana fikrini oluşturan ‘Üçyüzbir’ kolyesinin uygulama aşamasının kaydını yapmak için de, yıllar önce kurduğu bağ, aynı atölyede çekimlerin gerçekleşmesine vesile olmuş. Bir kolyenin titizlikle nasıl yoktan var edildiğini, kuyumcu ustalarının ellerinden nasıl çıktığını izlerken, küçük sekanslarla devreye giren genç bir kadının varlığı başka soruları da akla getiriyor.
Yasemin Özcan Kaya’yla 23 Mayıs’a kadar sergilenecek olan ‘Üçyüzbir’ kolyesinin iki yıla yayılan macerasını konuşurken, söyleşi kadın bedeni, üretim, tüketim ve emek ekseninde bir sohbete dönüştü. 

Bu kolyeyi tasarlama fikri zihninizde nasıl şekillendi?
19 Ocak 2007, bu coğrafya için de, kişisel tarihimde de bir kırılma noktası. Hrant Dink 301. maddeden mahkûm oldu ama çok daha vahimi bu davayla yaratılan atmosfer nedeniyle öldürüldü. Adalet, hak ve hukuk kavramları üzerine yeniden düşünmek gerekiyor. Diğer yandan içeriği ve uygulaması tartışmalı bu madde, düşünce ve ifade özgürlüğü önünde engel ve 2008’de içeriğinde yapılan değişiklikler de bu konudaki tartışmaları sonlandırmış görünmüyor. ‘Üçyüzbir’ kolyesi de son iki yıldır çevresinde dolaştığım ve cevap aradığım sorulardan oluşuyor. Aslında cevabı bulmaktan çok, sorularımı doğru tanımlayabilmenin peşindeyim. Yaşadığımız dünyanın bilgisi hızla değişirken, bu resmi anlamak için daha çok soru sormak zorundayız.

‘Üçyüzbir’ kolyesinin kuyumcu tezgâhlarından aşama aşama nasıl geçtiğini, bir kadının beğenisine nasıl sunulduğunu izliyoruz videonuzda. Bu çalışmanın muradı ne tam olarak?
Düşünce ve ifade özgürlüğü yolundaki engellerden biri olarak 301. madde, kolyeyi üreten hünerli Ermeni ustalar, kadınların dünya üzerindeki mülkün sadece yüzde 3’üne sahip olması, kadın-mücevher ilişkisi, reklam dünyasında kadın bedeninin kullanılış biçimi üzerine düşünmek bu işin muradını oluşturuyor. Kadının değerinin mücevherle taçlandırıldığı bir gelenek var, düğün-doğum ritüelleri içinde de durum benzer şekilde işliyor. Anadolu’da söylenen bir tekerleme var, oldukça da ironik: ‘Ne kadar usansam da gebelikten, vazgeçmem altın tepelikten...’ Anadolu’da kadın, erkek çocuk dünyaya getirirse, altın tepelik adı verilen bir tür başa takılan takıyla ödüllendiriliyor. Bugün tepelikten ‘Tek taşını kendin mi aldın’a gitsek de, aktörleri değişse de, mücevhere yatırım sürüyor. 

Kuyumculuk peki? Kuyumcu tezgâhlarından takı tasarımcısı olarak geçtiğinizi de duyduk...
‘Üçyüzbir’ fikrini besleyen kaynaklardan biri de, 93’te Mimar Sinan’da öğrenciyken, takı tasarımcısı olarak çalıştığım kuyumculuk atölyesi oldu. Projeye başladığımda, uygulama aşamaları için ilk ziyaretimi aynı atölyeye yaptım. Kuyumculuk dünyasını, kadın için çalışan erkek bir dünya diye tanımlayabilirim. Bu videoyu üretirken, elbette o dünyayı ve üretimin ilerleyişini iyi bilmemin, o döneme ilişkin görsel hafızamın çok katkısı oldu. 

‘Üçyüzbir’ kolyesi toplumun güzellik normlarına da gönderme yapıyor. Kolyeyi çok güzel, alımlı, genç bir kadının boynunda izliyoruz...
Reklam ve medya dünyası için kabul görmüş, onaylanmış bir kadın algısı var. Saatlerce çekilmiş malzeme olmasına karşın, genç modelin görüntülerini montajlarken son derece ekonomik kullandım. Birkaç saniye görünüp kayboluyor modelimiz. Çünkü kesintisiz akan görüntü, tam da erkek bakışın onayladığı haliyle izleyeni tuhaf bir röntgenci olarak konumlandırıyordu. Bu nedenle malzemeyi, kısa planlarla gösterdim... 

İki yıldır süren Hrant Dink davasının seyrine baktığımızda durum parlak görünmüyor. Bu çalışma sürecinde davanın aldığı hal size ne düşündürüyor?
Adalet istemek ve ısrar etmek... Bu kolyenin üretimine başladığımız günlerde, 26 Ocak’ta toplanan mahkemenin ertesinde birkaç gazetede çıkan haberi hatırlayalım: Ogün Samast hayranı, sarı saçlı genç bir kadın, boynunda ‘Ogün’ yazılı taşlı bir kolyeyle geldi mahkemenin önüne. O Adliye önünde fotoğraflanırken, Beşiktaş Meydanı’nda toplanan kalabalık da ‘İki yıl oldu, ne oldu’ diye soruyordu. 

Ogün Samast’ın cinayet sırasında taktığı beyaz bere birileri için simge haline dönüştü. Gerçekten 301 diye bir kolye yapılsa bu kolyenin varlığı da kanıksanır mı? O kolyenin teşhiri, sokakta yürürken bir kadının boynunda görme fikri ne yaratıyor zihninizde?
Sistem zaten bugünkü konjonktürde taraf olmayı dayatıyor. Bu tür simgelerin görünürlüğü, gündelik hayatta kullanımı, diyaloğu yok ediyor; önyargıları güçlendirmekten başka da bir işe yaramıyor. Onun dışında kopyalamanın, çoğaltmanın çok hızlı gerçekleştiği sektörlerden biri kuyumculuk. Kopyalamak istediğiniz modeli iki kauçuk kalıp arasında belirli bir sıcaklıkta preslemeniz yeterli. Ancak gündelik hayatta taraf olma halini, sembollerle görünür kılmanın, bizi diyalog ihtimalinden uzaklaştıracağı, mesafe aldıracağı da kesin. Etiketler ve önyargılar dünyasında toplumsal alışkanlıkları bozmak, tersine çevirmek daha ilginç olmaz mı?