45 yılda ticarete dönüşen mucize

45 yılda ticarete dönüşen mucize
45 yılda ticarete dönüşen mucize
Böbrek nakli yıllar içinde çaresizlikten beslenen bir ticarete dönüştü. Meseleyi 'satıcı'lardan dinledik ve Emre'nin pişmanlığına kulak verdik.
Haber: ENİS TAYMAN - enis.tayman@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye ’de ilk böbrek nakli 29 Mart 1968’de gerçekleşti. Erzincanlı Recep Ilgaz, böbreğini hemşehrisi Yusuf Özer’e bağışladı, ameliyatı Dr. Atıf Taykurt yaptı. Haber , öylesine önemliydi ki 30 Mart 1968 tarihli Hürriyet’e manşet oldu. Atıf Taykurt ve ekibi verdikleri demeçte hâlâ heyecandan uyuyamadıklarını söyleyerek “Allah bizi utandırmasın” dedi.
45 yıl önce gazetelere manşet olan organ nakli bugün bir yanıyla ticarete dönüşmüş vaziyette. Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk’in “Organ bağışı kadar satış teklifi veren olmaya başladı” diye özetlediği bu vahim durumun nedeni 2012’de 22 bin böbrek nakli bekleyen hastaya karşın yalnızca 345 kadavradan bağış yapılması.
Hal böyle olunca da 45 yıl önce gazetelerin birinci sayfasına çıkan bağışçı Recep Yıldız’ın yerini organını satmak isteyen Emreler aldı. Yıldız’ı bulma şansımız yok. Ama Emre’leri bulduk ve konuştuk.
Biri böbreğini satma uğraşında. Diğeri o işi çoktan yapmış. İki Emre’nin ortak yönleri çok: Çaresizlik ve kredi borcu...
İki Emre, hikâyelerinde yalnız değiller. Organ nakli sayısı 1995’te 235 iken 2012’de 3 bin 965’e ulaşsa da sıradakilerin sayısı 22 bini aşıyor. Türkiye’de 19.448 böbrek, 1.844 karaciğer ve 327 kalp bekleyen hasta olduğu biliniyor. Nakiller için 59 böbrek, 34 karaciğer nakli merkezi mevcut. Aslında mevzuat organ satışına izin vermiyor. Türkiye’de organ nakli canlı vericiden dördüncü dereceye kadar kan bağı olan akrabalar arasında yapılabiliyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü organ mafyasının daha çok aracılık üzerinden işlediğini düşünüyor. Ancak yeni mevzuatla naklin son derece zorlaşması bu tür yasadışı faaliyetlerin ya merdiven altına ya yurtdışına yönleneceği kuşkusunu doğuruyor.

‘En temizi kendimden olan parçayı değerlendirmek’
 

Organını satmak için Facebook’ta sayfa bile açan Emre K. birinci ağızdan durumunu şöyle açıklıyor: “Beş aydır uğraşıyorum. Teyzem de tek böbrekle yaşıyor. Benim gerekçem çaresizlik. Babam ALS hastasıydı. İnternet kafe çalıştırıyordum. Kredi çektim. Evimizi ipotek ettirdik. Ama babam öldü, işlerim battı. İcralarımız var. Annem de kredi çekti. Maaşlı işte en fazla 730 TL veriyorlar. Hırsızlık bana yakışmaz... En temizi kendimden olan parçayı değerlendirmekti. Tabii ki korkuyorum. Bıçak altına yattığında kalkacağın bile meçhul. O masaya yatanın canının yarısı gitmiş demektir zaten. Ama 40 bin TL borcumu karşılar diye tahmin ediyorum. Böbrek verdikten sonra çalışabilir miyim? Şu anda da çalışamıyorum. Şu an tek isteğim annemin evi kendinde kalsın. Borç çıktıktan sonra ayağa kalkacak kadar bir para da bana kalırsa Allah kerim... Allah sizi düşürmesin.”

‘Hayredeni görmedim’ 

Emre K.’nın planı kendisine mantıklı görünüyor. İki böbreğinden birini satıp borcunu kapatacak ve hayatına devam edecek. Ama gerçekte işler pek de böyle yürümüyor. Neler olduğunu öğrenmek için 2009’da böbreğini 20 bin TL karşılığı satan Emre Akarçay’ı dinlemek yeterli: “Hâlâ sol tarafımın üzerine uzun süre yatamıyorum. Soğukta sol yanım tutmuyor. Kışın ameliyat yerimde kasılma ve sancılar oluyor. ‘20 günde normale dönersin’ demişlerdi. Ben üzerine cezaevine girdim, yedi ay yattım. Daha 30 yaşındayım; saçlarım bembeyaz. Hayattan ders aldım. Yanında çalıştığım birine güvendim, işleri kötü gidiyordu ve kredi kartımı kullandı. Sonra adam kayboldu. 27 milyar borç taktı. Babam emekli polis memuru. Aldığım terbiyeden dolayı başkasının canını yakamam. Hırsızlık yapamam. Böbreği sattım, borcu ödedim. Ama her şey kötüye gitti. Güçsüzdüm, çalışamıyordum. Tekrar borçlandım. Kredi kartı çıkarttırdım. Yani aldığım para fayda getirmedi. Bir de böbreğimden oldum. O dönemde kendimi güçsüz hissettim. Eşimin yüzüne bakamaz duruma geldim. Az daha boşanıyorduk. Ama Allah’a şükür. Şu anda toparladım. Bu zorlukları yaşayacağımı bilseydim yapmazdım.”
Emre Akarçay, her şeye rağmen zorlukların üstesinden gelebildiğini söylüyor. Bugün bir işyeri var ve inşaat işleriyle uğraşıyor. Kendi tabiriyle kurtarmasında en büyük payın aile desteği olduğunu söylüyor. Ancak “Hayredeni görmedim. Kurtaranı, o parayı alıp kendine çekidüzen vereni pek görmedim” diyor.

Kadavradan bağış artarsa sorun çözülür

Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, ilk böbrek naklinin yapıldığı 1968’den yana Türkiye’de çok şeyin değiştiğini söylüyor. Erk, şöyle konuşuyor: “Diyaliz ve böbrek sağlığı ile ilgili hekimlik gelişmiş ülkeler düzeyinde. Özellikle Balkan ülkelerinden nakil için artık Türkiye’ye geliyorlar. 70 organ nakli merkezimiz var. Türkiye’de organ nakli koordinatörleri mesleği oluştu. Artık kadavradan nakil için beyin ölümü tespiti ve yakınlardan onay alma işlemini yürüten 300 civarında uzman var. Altyapıda da önemli gelişmeler yaşandı. Devlet organ nakli başına, hastaneye 36 bin TL veriyor. Beyin ölümü tespiti için üç bin TL veriyor.” Erk, sıkıntının ise beyin ölümü tespiti sonrası aile yakınlarının organ nakline yanaşmaması olduğunu söylüyor. “Bilinçsizlik söz konusu” diyen Erk “Diyanet İşleri devamlı bu konuda bilgilendirme yapmalı. Beyin ölümü tıbbi bir konudur. Beş asgari bilimsel tanı içerir. Ancak 22 bin vatandaş nakil için bekliyor. Yılda üç bin böbrek nakli oluyor. Ezici çoğunluğu canlıdan gerçekleşiyor. Yani arz-talep dengesi dengesiz. Bu da ticarete yol açma riski taşıyor” şeklinde konuşuyor.