45'liklerin efendileri

"Çocukluğundan itibaren plaklarla haşır neşir olan iki kişinin gri bir kış günü Ankara'da karşılaşmasıyla başlayan macera, hâlâ devam ediyor.
Haber: Ç. BEGÜM SOYDEMİR / Arşivi

"Çocukluğundan itibaren plaklarla haşır neşir olan iki kişinin gri bir kış günü Ankara'da karşılaşmasıyla başlayan macera, hâlâ devam ediyor. Radyo günleri, gazetecilik deneyimleri, televizyon programları, dergi çıkarma telaşı filan derken en sonunda çağı yakalamak için bulaşılan internet âlemi bu siteyi doğurdu. Aslında bütün bu uğraşların arkasında yatan şey, elimizdekini, becerebildiğimiz kadarıyla paylaşıma açma isteğimiz..."
eski45'likler grubunun fizik olarak Jay and Silent Bob'a benzeyen kurucuları Alper Fidaner ve Murat Meriç http://www.eski45likler.eglencesi.com adresindeki sitelerinde böyle özetliyorlar maceralarını. Tanışmalarının ardından yaptıkları sohbetlerde 45'lik plaklara ilgileri ortaya çıkmış. "Birbirimizi dolduruşa getirip 1995 yılında Türkiye'nin ilk solcu radyosu diye bilinen Radyo Arkadaş'ta Çıtır Çıtır diye bir 45'lik programı yapmaya başladık," diye anlatıyor Alper o günleri. Ellerindeki sınırlı arşivi radyoya taşıyıp pek de tür ayrımı yapmadan pikaptan çalmaya başlamışlar. Çaldıkları şeyin 45'lik olması yetiyormuş o zaman. Bildikleri kadarıyla o dönemi de anlatmaya çalışıyorlarmış. Şimdi kayıtları dinleyince hatalar bulsalar da...
Bir gecelikti, iki sene oldu
Program çok tutulmuş. Öyle ki duygularına hâkim olamayıp arayan ve "Ben o senelerde şu orkestrada bas gitar çalıyordum," diyenler olmuş. Dinleyenlerin yardımı ve kendi çabalarıyla arşivi iyice genişletmişler. Şubat 1997'de Radyo Arkadaş kapanınca, altı sayı süren Müzük dergisi macerası başlamış. Derginin Neşet Ertaş'tan Zapatistalar'a, cazdan rock'a geniş bir yelpazesi olduğunu söylüyorlar.
Radyo kapandıktan sonra bir toplama CD hazırlayıp dinleyicilerine ve arkadaşlarına bir yılbaşı hediyesi olarak dağıtmışlar. Çok beğenilip "Herkes dinlesin bunları," diye istek gelince bir kereye mahsus olarak kendi aralarında toplanıp eğlenmeye karar vermişler. 31 Ocak 1999 gecesi (eve döndüklerinde Barış Manço'nun ölüm haberini aldıkları, bir önceki güne denk gelen bu tarihi asla unutmuyorlar), dinleyicilerinin ve arkadaşlarının isteğiyle Ankara'da Gölge Bar'da bir 45'lik partisi düzenlemişler. Ummadıkları kadar büyük bir katılım olmuş. Ve o gece insanların bu müziklerle yerlerinde sallanıp maziye dalmak yerine pek güzel dans edebildiklerini görmüşler. Şimdi giderek büyüyen arşivlerini yanlarına alarak her salı Ankara'daki Fikrim Bar'da bir 45'lik gecesi düzenliyorlar. Alper Fidaner ve Murat Meriç'le o günleri, Fikrim'deki partileri, kendilerini ve ayrıntıları konuştuk.



ÖNEMLİ OLAN SAMİMİYET
Eski şarkıları duyunca o günleri yaşamamış olanlar bile duygulanıyor ya da coşuyor. O gecelerde bunu siz de hissettiniz mi?
Alper: Evet, tabii. Böyle olması da çok doğal. İnsanlar o samimiyeti hissediyor. O zaman sektör yok ortada. Kendi istedikleri müziği yapıyorlar. Satıyor ya da satmıyor ama planlanmıyor. Bir 'piyasa'dan söz etmek mümkün değil.
Murat: Belki bir müzik ortamından söz edilebilir ama öyle tasarlanmış sanatçılar, satsın diye yapılmış şarkılar yok.
Nasıl? Hiç mi yok yani? Mesela Beyaz Kelebekler'in bembeyaz giyinmesi, Moğollar'ın kürklerle çıkması, Erol Büyükburç'un Little Lucy diye bir şarkı yapması imaj değil mi? Mesela yurtdışına açılma çabaları yok mu onların da?..
Alper: Uzun zamanlar o dışarı açılma hadisesi hiç yok. 60 ile 70 yılları arasından bahsediyoruz tabii. Aksine dışarıdan adam getiriyorlar burada çalışsın diye. Peppino di Capri'ler, Adamo'lar...
Murat: Little Lucy o dönemde Türkçe söylemek hoş karşılanmadığı için yapılmış. İlk dönemde bütün yerli besteler İtalyanca, İspanyolca, İngilizce sözlerle söylenmiş. Çünkü revaçta olan Batı müziği. Hatta Erol Büyükburç bunun kendi bestesi olduğunu bile saklıyor o zaman. Ama dediğimiz gibi samimi. O samimiyet hâlâ bizim gecelere pek çok insanı çekiyor.
İyi de dönem belli, sanatçılar belli, şarkılar belli. Bir süre sonra sıkılmıyor mu insanlar?
Alper: Üstelik bar ortamında her şeyi çalamıyoruz. Yüksek volüm var. Daha hareketli şeyler seçiyoruz. Yavaş şeyler de çalıyoruz ama daha çok eğlenmeye yönelik şeyler olması gerekiyor. Dolayısıyla evet, repertuvar sınırlı.
Murat: Mesela arabesk ya da türkü çalmıyoruz.
Neden?
Murat: İnsanlar oraya eğlenmeye geliyor. Onları hüzünlendirmeyelim diye.
Batsın Bu Dünya kotası
Mesela Batsın Bu Dünya çalmıyor musunuz?
Alper: Başta çalıyorduk. Sonra herkes sadece buna kilitlenmeye başladı. 'Orhan Gencebay çalıyorlar'a döndü iş. Bizim asıl yapmaya çalıştığımız iş geri plana itildi gibi bir hisse kapıldık.
Ne çalıyorsunuz peki onun yerine?..
Alper: Neşe Karaböcek çok çalıyoruz. İspanyol düzenlemeli şarkıları var mesela.
Murat: Ağlama Değmez Hayat, Dert Ortağım, Adını Anmayacağım, Artık Sevmeyeceğim, Oyun Bitti, Aşkına Doyum Olmaz... Muazzez Ersoy'un Nostalji serisinin ilk üç albümü neredeyse Neşe Karaböcek diskografisinden çıkarılmıştır.
Alper: Özellikle 1970'ten '80'e kadar olan dönemde hareketli şarkılar var. Füsun Önal, Güzin ve Baha, Beyaz Kelebekler. Bunlar özellikle o yıllarda Türk filmlerinde çok kullanılmış şarkılar.
Bunlara aşinayız da kimsenin bilmediği güzel parçalar var mı?
Alper: Var tabii. Onları da öğrettik artık.
Murat: Mesela Funda'nın Affetmem şarkısı var. Sonradan öğrendik ki stadlarda söylenen bir tezahürat şarkısıymış. Kendi bestesi. İki tane plak yapmış Funda. Çaresizim'i Zuhal Olcay söyledi Başucu Şarkıları'nda. Bim Bam Bom, Şiribim Şiribom'lar var.
Son yıllarda bu şarkıların hemen hemen hepsinin cover'ı yapıldı. İnsanlar yenilerini her yerde dinliyor zaten. Bu bir risk değil mi?
Alper: Beğendiğimiz cover'lar var. Çaldığımız da oldu ama orijinali kadar ilgi görmüyor. Tepki alıyoruz, "Biz bunları dinlemeye gelmedik," diye.
Hangilerini beğeniyorsunuz?
Murat: Son dönemde Büklüm Büklüm ile Arapsaçı'nı çok beğendik mesela. Candan Erçetin'i de beğeniyoruz bu konuda. Deniz Seki'nin Dile Kolay'ı iyiydi. Ajda kendi şarkılarını yeniden yorumladı. Onlar da iyiydi. Araya Mirkelam da atabiliyoruz. 80'lerden MFÖ de çalabiliyoruz.
Alper: Bir ara Göksel çaldık çok. Çok seviyorduk ilk parladığı zaman.
Murat: Ben hâlâ çok seviyorum. O samimi havayı yakalamış yani. Yapmak için yapmadığı çok belli.
En beğenmediğiniz cover ne peki?
Murat: Atilla Taş'ın bütün cover'ları. Hayırdır İnşallah, Senden Başka, Gençlik Başımda Duman. Hepsi çok kötü. İlk örnek olan Gönül Gül'den bile daha tehlikeli Atilla Taş. Teoman da kötü yaptı. İnsanlar yanlış söylüyor artık o şarkıları.
Yaşayan şarkıcıları bir araya getirip büyük bir parti yapmayı düşündünüz mü hiç?
Alper: Değişik projelerimiz var tabii. Bir eski 45'likler şenliği / festivali yapabilir miyiz diye düşünüyoruz. Ama henüz bir girişimimiz olmadı.
Murat: Mesela bu memleketin ilk rock'n'roll şarkıcısı Erkut Taçkın, Durul Gence Orkestrası hâlâ toplanıp kendileri için çalıp söylüyorlar. Bu insanları bir araya getirmek çok güzel olur tabii. Ama Hurşit Yenigün'ün Eski Dostlar olayı gibi değil.
Alper: Bir database oluşturacağız şimdi internet üzerinde. Albüm ve şarkıcı dökümü. Bir de sözlü tarih projemiz var. Tüm yaşayan sanatçılarla uzun uzun konuşup kaydetmek istiyoruz.
Peki hep Ankara'da mı kalacaksınız?
Alper: Öyle bir şartımız yok. Hatta İstanbul'da olmayı da çok isteriz.
Murat: Ama biz öyle elimize malımızı alıp kapı kapı gezemeyiz ki. Hiçbir zaman öyle gelişmedi bu iş zaten. Hep çağırdılar bizi.
Alper: Evet. Teklif gelirse neden olmasın...


Alper Fİdaner
1965 yılında Bursa'da doğdu. 1983'te amatör olarak başladığı fotografçılığı kısa bir süre içinde geçim kaynağı olarak görüp meslek edindi. Güneş, Akşam, Siyah Beyaz ve Evrensel gazeteleri ile ArtıHaber dergisinde fotoğrafçı ve fotoğraf editörü olarak çalıştı. Çok sayıda karma sergiye katıldı. Ulusal ve uluslararası yarışmalarda çok sayıda ödül ve mansiyon kazandı. Kadınların ve sokakların fotoğrafını çekmeyi, sinemada filmin sonundaki yazıları okumayı, Man Ray'i, Andre Kertesz'i, Duane Michals'ı, Jan Saudek'i, Wim Wenders'i, Lars Von Trier'i, Leo Carax'ı, Federico Fellini'yi, Stanley Kubrick'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Nicole Kidman'ı, Milla Jovovich'i, Leonard Cohen'i, Janis Joplin'i, Joan Baez'i, Tom Waits'i, Nick Cave'i, Patti Smith'i, Seyyan Hanım'ı ve Türkçe tangoları, Neşe Karaböcek'i, Göksel'i, audiogalaxy'yi, fantastik denilen türdeki romanları, kahveyi, Coca-Cola'yı, acıbadem likörünü, sert sigaraları, bulursa para harcamayı, eski sevgililerinin çoğunu seviyor. Tiyatrodan, şiirden, evlilik müessesesinden, otomobil sahibi olma fikrinden, hırslı olmayı matah bir şey sayan insanlardan, jelibon cinsi naylon şekerlerden, süpermarket sinemalarından, düzenden, gelecek planlarından ve futboldan hoşlanmıyor. Akün Sineması'nın kapanmasına çok üzülüyor.


MURAT MERİÇ
1972'de Çanakkale'de doğdu. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Mühendisliği bölümüne girdi, çıkamadı. 1996'da Metin Solmaz ve Alper Fidaner ile Müzük dergisini çıkardı. Bu dergide yayımlanan 'Türkiye'de Pop Müziğin Tarihi' başlıklı yazı dizisi onu istemeyerek de olsa müzik tarihçisi yaptı. İstanbul Açık Radyo ve TRT Ankara Radyosu başta olmak üzere çeşitli radyolarda konuyla ilgili programlara katıldı; Mimarlar Odası, ODTÜ, Trakya Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda seminer ve konferanslar verdi. TAKSAV'da (Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakıf) verdiği 'Donizetti Paşa'dan Tarkan'a Türkiye'de Popüler Batı Müziğinin Öyküsü' başlıklı seminer on iki hafta sürdü. TRT, Show TV, NTV ve CNN Türk'te yayınlanan bazı belgesel ve programlara katkıda bulundu, danışmanlık yaptı. Kalan Müzik'i çok seviyor ve orada çeşitli projelere imza atıyor. Rakıyı, rokayı, Ege'yi, Uludağ gazozunu, Çanakkale'nin Veziroğlu dondurmasını, filtre kahveyi, bütün kedileri, Orhan Boran ve Yuki'yi, Cazcı Kardeşler'i, Sait Faik öykülerini, Enis Batur kitaplarını, İkinci Yeni'yi, Bach'ın çello süitlerini, İlhan İrem'in şarkılarını, Nazan Öncel'in tarzını ve tavrını, Alper Erinç'in düzenlemelerini, Roll dergisini seviyor. Kan ve Gül şarkısından, pan flüt sesinden, Düş Sokağı Sakinleri'nden, sürüngenlerden, halk otobüslerinden, kereviz ve ciğerden hiç hoşlanmıyor. En çok Orhan Pamuk okuyor, MFÖ dinliyor, Göksel'i beğeniyor, Ayşegül Aldinç ile tanışmak istiyor.