80'ler başınızı döndürmesin

80'ler başınızı döndürmesin
80'ler başınızı döndürmesin
'Sex & The City'nin ergen hali 'The Carrie Diaries' tam bir 80'ler tema parkı gibi.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Belki şu aralar gözümüz 90’lardan başka bir şey görmüyor olabilir. Ama New Order’ın ‘Blue Monday’i eşliğinde önümüzde salınan permalı saçlarla, birbiriyle gayet uyumsuz patlak renklerdeki kıyafet kombinasyonlarıyla kotarılmış bir 80’ler canlandırmasına kimin itirazı olabilir? Uzunca bir süre utanılacak zevk, geçmişte kalmasından gayet memnun olduğumuz hoş bir kitch unsur kalıplarına hapsetsek de 80’ler, kullanmasını bilene, gelip geçici küçük şakalardan çok daha fazlasını sunuyor, kuşkusuz. Zira ortada deşile deşile bitmeyecek zenginlikte bir ortak referans madeni var. Ve ‘Sex and The City’nin ergen versiyonu ‘The Carrie Diaries’ de bu madeni doyasıya kullanmak konusunda gayet ısrarlı.
Ancak ‘Sex and The City’ fenomeninin etinden sütünden yararlanmak isteyen sektörün -hedefine pek de ulaşamayan iki uzun metrajlı film sonrası- servis ettiği ‘The Carrie Diaries’in karar vermesi gereken başka bir konu var: Madonna’nın ‘Like A Virgin’ dönemi dendiğinde şaşkın şaşkın yüzünüze bakan bugünün ergenlerini mi hedefliyor, yoksa lise mezuniyetlerinde o şarkıyla dans etmiş günümüz ‘Sex & The City’ hayranlarını mı? Yapımcıların bileceği iş. Ne var ki onlar adına umudumuz ikinci seçenekten yana. Çünkü şakacı ‘Gossip Girl’ün ve sert ‘Skins’in tedrisatından geçen günümüz ergenleri, ‘The Carrie Diaries’te entrika eşiklerinin fazlasıyla aşağı çekilmek istendiği hissine kapılabilirler. ‘Gossip Girl’ün ‘Tehlikeli İlişkiler’i aratmayacak entrikalarına alışkın bir kitleye Manhattan’daki ilk hezeyanlarını yaşayan, henüz banliyö ‘masumiyetini’ üzerinden atamamış genç bir Carrie Bradshaw pek de bir şey ifade etmeyebilir.
Bu eksikliği görünce keşke en ‘Sex & The City’ kadını Carrie Bradshaw’un lise yıllarını konu alan ‘The Carrie Diaries’ (kaynak Candace Bushnell’ın ‘Sex & The City’ öncesini konu aldığı aynı addaki roman) 80’ler nostaljisi elini biraz daha güçlendirseydi diyor insan. Ne de olsa yer yer sıkıntı buhranlarımıza kaynaklık etse de ‘Sex & The City’, hinliğiyle halen güzel anılara vesile. Ancak herkesin Interview okuduğu, Debbie Gibson videolarından fırlamış kostümlerle cirit attığı, Rob Lowe referansları yaptığı bir 80’ler tema parkı gibi ‘The Carrie Diaries’. Beklenen ve vaat edilen de bu. Biliyoruz bilmesine ama bunu yaparken de incelik gerekiyor. “Tuhaf zamanlardı, başkanımız eski bir aktördü, herkes bir 10 yıl öncesine göre daha iyi durumda olduğunu söylüyordu, bizim dışımızda...” gibi repliklerle yer yer su üstüne çıkan bir damar bu. Tehlike, 80’ler New York cool’luğuyla sarhoş olunca bu damarın göz ardı edilmesi ihtimalinde.


    ETİKETLER:

    New York

    ,

    Madonna

    ,

    film

    ,

    bakan

    ,

    ,

    kaynak

    ,

    genç