80'lerde öğrenci olmak istemezdim

80'lerde öğrenci olmak istemezdim
80'lerde öğrenci olmak istemezdim
Haber: ECE ÇELİK - ece.celikis@gmail.com / Arşivi

‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ dizisine başlamadan önce nasıl bir yaşamınız vardı?
Beşiktaş Anadolu Lisesi mezunuyum, İTÜ Uçak Mühendisliği’ni kazandım, hazırlık sınıfını okudum. Matematik ve fiziğe düşkündüm ama spor ve sanatla da hep iç içe oldum. Lise takımlarında futbol, basketbol ve voleybol oynadım. Sonra 1. sınıfta dizi oldu ve okulu dondurmak zorunda kaldım. Diziden önce de amatör tiyatrolarda, atölye çalışmalarına katılıyordum. Tiyatro ve sahne sanatlarının içinde olmaktan çok keyif alıyordum.
Konservatuvara gitmeyi düşünmediniz mi?
Hayır, düşünmedim.
Anladığım kadarıyla o zamanlar aklınızda oyunculuğu meslek olarak seçmek yoktu...
Oyunculuğu meslek edinmek için konservatuvarın gerekliliğini tartışırım. Eğitim, çalışma ve disiplin her zaman en önemsediğim şeylerdir ama bunun yolu konservatuvar mı, özel yerler mi oyuncu koçuyla çalışmak mı bunu tartışmak lazım.
Uçak mühendisliği hâlâ donmuş vaziyette mi?
İki sene dondurdum. Şimdi okul devam ediyor; çok gidemiyorum ama açığımı kapatıp okulu bir şekilde bitireceğim. Anneme de sözüm var; o benim bu okulu ne şekilde kazandığımı biliyor ve bitirmemi istiyor. Bir de kolumda bir altın bilezik olsun istiyor tabii...
‘Mahmut ile Meryem’ ilk sinema deneyiminiz. Senaryo geldiğinde ilk ne düşündünüz?
Öncelikle Mahmut karakteri çok heyecanlandırdı. Dustin Hoffman senaryoları 150 kere okurmuş çünkü her okuduğunda başka bir şey görürmüş. Ben de bu senaryoyu belki 150 kere değil ama sekiz, dokuz kere okumuşumdur. Her okuduğumda da yeni bir şey keşfettim çünkü hikâye çok felsefi. Senaryodaki her laf için düşündüm, burada ne anlatılmış diye. Her bir cümlenin sosyolojik ve psikolojik bir boyutu vardı. Elçin Efendiyev bu romanı 31 sene önce yazmış, günümüzde filmini çekiyoruz. Romanın işlediği konular evrenselliğini koruyor.
Size göre ‘Mahmut ile Meryem’ bir aşk hikâyesi mi?
Film üzerine düşündüğümde ‘Mahmut ile Meryem’in bir yol hikâyesi olduğu sonucuna vardım. Mahmut, aşkı için yollara düşüyor ve yolda hayatı görüyor. Yönetmenle uzun uzun filmi tartıştık ve kafamdaki bütün soru işaretlerimi giderdim. Bir hafta sadece metinsel bir çalışma yaptık. Ben her insanın bir arayış içinde olduğunu düşünürüm. Bu yolda da Mahmut kendi benliğini arıyor. Halinden mutlu değil, Han olmak istemiyor. Kılıç kullanmayı biliyor ama kullanmıyor. Karakterin burada ayrı bir yüceliği var ama yolda kullanmak zorunda kalıyor. Hikâyenin içinde tasavvufi pek çok yön var. Tasavvufta tanrısal mutlaklık, hiçlik, tanrısal mutlaklığa dönüş kavramları var. Mahmut’un durumu da bu. Tanrısal mutlaklığı han oğlu olması. Eli kalem tutuyor ve o temizliği arıyor ama tekrar tanrısal mutlaklığa geri dönüyor çünkü Meryem’i ararken çıktığı yolda insanların halini görüyor. Gerçek hayatta kan var, vahşet var; tekrar han olmak zorunda kalıyor. Bundan sonra kılıcını artık adaleti sağlamak için sallamaya başlıyor. Mahmut büyü çocuğu; büyü fantastik edebiyatın önemli öğelerinden biri. Büyünün her zaman ödettiği bir bedel vardır...
Pek çok metafordan bahsettiniz, ben siz söylediğiniz zaman anladım bazı şeyleri...
Her izleyenin başka bir bakış açısıyla başka bir şey anlayabilecek bir film bu. Çıkınca insanların tartışacağı, “Orada ne demek istemişti?” dedirten filmler gerekiyor. Böyle filmlere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Peki senaryo geldiğinde fikir almak için kimlere okutursunuz?
Anneme... Onun görüşlerine güvenirim ama çok da fazla kimseye okutmam, kafamın karışmasını istemem. Ben yönetmen oyuncusu olmayı çok seviyorum. Filmi yönetmenle tartışmak daha yararlı oluyor.
Azerbaycan kültürünü bilir miydiniz, Azeri yazarları okumuş muydunuz?
Çok bilmezdim ama sanata ve sanatçıya çok önem verdiklerini biliyorum. Bakü’ye gittiğimizde her taraf tiyatroydu, çok şaşırdım. Dillerimizin yakın ama pek çok farklılığın olması komik diyaloglara sebep oldu. Azeriler çok samimi insanlar. ‘Öyle bir Geçer Zaman Ki’ orada da çok izleniyordu; beklemediğim şekilde bir ilgi gördüm.
Mahmut çok sakin bir karakter dizideki Mete ise asi... Siz hangisine yakınsınız?
İkisinde de Aras’lar var. Bu karakterlerde benim tavırlarımı görebilirsiniz ama çok da empati yapmamaya çalışıyorum. Çok empati yaparsam kendi hayatımda da karakterlerimi yaşatıyorum. Lisedeki Aras’la şimdiki çalışan, ailesine yardım eden Aras çok farklı. Hangi karaktere daha yakın olduğum olgunlaşmamla birlikte değişiyor.
Mahmut ilk görüşte aşka inanıyor. Ya siz?
İnanırım. Mahmut’un durumunda olsaydım ben de o şekilde âşık olabilirdim. İlk görüşte aşka inanırım.
Rolünüz için fiziki değişiklikler de olmuş sanırım...
Evet, saçlarımı uzattım, yürüyüş çalıştık. Ardından at ve kılıç dersleri aldım. Dublör kullanmak istemedim; ata iyi binmek istedim ancak birkaç kere düştüm. Kılıç kullanmak da zor bir olaymış, çok ağır bir şey, çekmesi zor.
‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ artık 80’li yılları anatıyor. O dönemde yaşamak ister miydiniz?
Karışık ve zor bir dönem; istemezdim.
Neden?
Neden üniversiteye giden gençler “Bugün okulda bir şey olur mu?” diye korksun ki? O dönemde eğitim hakkının sınırlandığını düşünüyorum. İnsanlar korktukları için okullarını bırakmak zorunda kalmış. Neyin ne olduğu belli değil, kavramlar birbirine geçmiş. Mete de korktuğu için Osman’a ebeveyn sahiplenmesiyle yaklaşıyor. Mete “Oğlum sen düşünme” demiyor ama onu ölüme atmak istemiyor. Şimdi Osman girmesin diye kendi hapse girdi. Bu yüzden saçlarımı kestirdim, kilo veriyorum.

METE’YLE BİRLİKTE OLGUNLaŞIYORUM

Mete karakterinin üzerine yapışmasından korkmuyor musunuz?
Bu diziyle birlikte büyüdüm; başladığında 19 yaşındaydım şimdi 22. Her sezonda farklı bir Mete oynamaya çalıştım. Kendi olgunlaşmamla Mete’nin olgunlaşması birlikte oldu.
Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz?
Tiyatro yapmak istiyorum; amatör olarak tiyatronun tadını biliyorum. Şimdi sinemayı tattım, dizi devam ediyor. Bu üç dalı bir arada yürütmek istiyorum. Oyunculuğu çok seviyorum ama fizik ve matematiği de çok seviyorum. Geleceğe baktığımda fizik ve matematik de hayatımın içinde var. Matematiği oyunculuğun içinde kullanmayı çok seviyorum.