90'lar: Milenyum'a 10 var

90'lar: Milenyum'a 10 var
90'lar: Milenyum'a 10 var
Günümüzde takoz diye tabir edilen cep telefonlarından internetin ilk zamanlarına, özel televizyonlardan özel üniversitelere, Mahsun Kırmızıgül'den Tarkan'a, cesur yeni dünyanın işaretleriyle doluydu 90'lar. SSCB dağılırken, Cem Karaca'ya 'Burger oldu köfteler maşallah/Ekonomi liberal hay Allah' sözlerini yazdıran zamanlar...
Haber: BERRİN KARAKAŞ - berrin.karakas@radikal.com.tr / Arşivi

80’ler ve 80’lere çok benzeyecek 2000’ler arasında duran 90’lar, arada kalmış zamanlardı. Bir tarafta ilk Mc Donald’s, bir tarafta 30 sene sonra Beyoğlu ’nu selamlayan nostaljik tramvay... Bu yüzden de dönemin gençlerine, X Kuşağı adı verildi belki.Yeşil çantalarıyla entel, yırtık kotları siyah kılıklarıyla metalci, gülen surat tişörtleriyle Acid’çi, Michael Jackson ceketleriyle break’çi oldular. Herkes bir şeyciydi 80 darbesinin ardından. 90’lar, Britney Spears’ın önlenemez yükselişi ile Kurt Cobain’in intiharı arasında bir yerlerdeydi sanki. Koca ekran bilgisayarlardan iPad’lere gideceğimizi ‘Geleceğe Dönüş’ filmi ile müjdeleyen, daha bir cesur olacağımızı ‘Temel İçgüdü’ filmiyle ispatlayan zamanlar… 

Klon Dolly’den CERN’e bilim dünyası Milenyum’a hazırlanıyordu. Cindy Crawford, Kate Moss, Claudia Schiffer gibi süper modellerle süper bir dünyanın kapılarındaydık. Eğlence dünyası MTV’den çeşit çeşit dizilere, reality şovlara, patlamaya hazır bomba! Biz de gerisinde kalmıyorduk dünyanın. İsmail YK yoktu daha ama ataları vardı. Türkiye 90’larda Özcan Deniz’den Alişan’ına, fantezi müzik üretiminde rakip tanımıyordu. Pop müzik de öyle. Mustafa Sandal’dan Tarkan’a, Yoncimik’ten Sertab’a fena atılımdaydı. Gençlik konser görüyordu. Ahmet San sunuyordu; Michael Jackson, Guns N’Roses, Metallica… Amerikan halkı ekran başında Friends’e, Simpson Ailesi’ne, South Park’a verirken kendisini, biz Bizimkiler’leydik. Süper Baba’yla, Bir Demet Tiyatro’yla. Özel kanallarımız yavaş yavaş çoğalıyordu. Hepimiz ekran başındaydık. Öyle seviyorduk ki ekranları, savaşı bile film gibi izliyorduk. Körfez Savaşı naklen, dakika dakika bildiriliyordu. O bitiyor, Bosna Savaşı başlıyordu ama nedense ekranlarda pek yer almıyordu haberleri. Ekranlar sık sık, Kürt-Türk savaşından ölüm haberleri veriyordu. 

Başa gelen Bush’un çekileceği baba Bush’tan belli olan 90’lar, Çernobil faciasından 99 Marmara depremine kötü hatıraları bol bir 10 sene. Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Turan Dursun, Metin Göktepe cinayetlerinden Susurluk Kazası’na, karanlık yıllar. Dönemin sağlam metalik sesi Nine Inch Nails’in müziğine benziyor Türkiye. Bu kötü senaryolara ‘Arizona Dream’le, Rezervuar Köpekleri’yle, Barton Fink’le, Kieslowski’nin Üç Renk’iyle dayanıyoruz. 

Şimdi gözleri kapayıp şöyle bir düşününce hatırladıklarım arasında Beyoğlu asi genç ahalisinin “Belediye’yi dinciler ele geçirdi her yeri kapatacaklar” paniği, Fehriye Erdal ve arkadaşlarının Sabancı suikasti, Richard Nixon ve Turgut Özal’ın ölümü, Recep Tayyip Erdoğan’ın şiir hevesi sebepli tutuklanışı, Pınar Selek’e hâlâ acılar çektiren Mısır Çarşısı bombalanması, Abdullah Öcalan ’ın memlekete getirilişi, Merve Kavakçı’nın Meclis’teki türban çıkartması var. Bir de unutulmamış ölümler var. Kemalettin Tuğcu, Barış Manço, Safiye Ayla, Kurosawa, Cemal Süreyya, Zeki Müren, John Cage, Freddie Mercury, Sadri Alışık, Frank Zappa ve Abidin Dino bir başka dünyaya intikal ettiler 90’lar’da. Ölümleri eski köprünün yanması, yerine demirden yenisinin Haliç’e uzanması gibiydi. 90’lar, 2000’lere çakılmış bir Sadri Alışık selamıydı bende.

YARIN: DİJİTAL 2000’LER