'A, lokuma benzedi bu!'

'A, lokuma benzedi bu!'
'A, lokuma benzedi bu!'

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Şeker pembesi olanı lale, beyazı manolya şeklinde. Heybetli kaftan aslında bir kaftan değil, bildiğiniz 'Ayasofya'... 'Lokum' da var, 'Kubbe' de... Dice Kayek'in Paris'te yaşayan tasarımcı kardeşleri Ece ve Ayşe Ege, 'tezatlar şehri' dedikleri kendi İstanbul'larını 26 giysiyle anlatıyor
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Toz pembe, yumuşacık bir tülden yapılmış ‘Lokum’u giydiğinizde, naif, sert çizgilerle kesilip biçilmiş ‘ İstanbul by Night’lardan birinin içine girdiğinizde daha haşin bir şehre sarmalandığınızı hissedeceksiniz. Gerçi bu ‘entarilerin’ hiçbiri etiket basılıp satışa çıkacak tasarımlar değil. Dice Kayek markasının arkasındaki iki isim, Ayşe ve Ece Ege kardeşlerin, akıllarındaki İstanbul’u yansıttıkları, 26 parçadan oluşan özel bir koleksiyon... Önce yaşadıkları Paris’te, şu ara İstanbul Modern’de sergilenmesi de bu yüzden.
Tasarımlar, Elif Şafak’ın İstanbul’a ve bu şehrin Ege kardeşlerin elinde ‘giysiye’ dönüşen uzuvlarına dair yazdıkları eşliğinde sergileniyor. ‘Kubbe’ var mesela, ‘Kaftan’, ‘Dolmabahçe Sarayı’, ‘Topkapı’, ‘Ayasofya’, ‘Lale’, ‘İstanbul Geceleri’ var. Sembollerin nasıl giyilebilir hale geldiklerinin yanıtı, 19 Eylül’e kadar ‘İstanbul Contrast’ adlı sergide... 

‘İstanbul Contrast’ aslında Parisliler için mi hazırlandı?
Ayşe Ege: Geçen ekimde, Paris Moda Haftası’nda Ritz Oteli’nin barında sergilendi. Defilelerden çok sıkılmıştık. 10 dakika için altı ay hazırlanıyorsun. Stresli, çok zahmetli. İstediğiniz mesajları 10 dakikada vermek imkânsızlaşmaya başladı. Koleksiyonlarda İstanbul’u sembollerle anlatan çok hoş şeyler çıkıyor. Bunu sergileyelim dedik. Herkes çok şaşırdı, beğendi. Daha sonra Türkiye Mevsimi geldi ve şimdi de İstanbul 2010 Kültür Başkenti kapsamında burası... 

Tasarımların modern sanat mekânlarında sergilenmesi dünyada olan, Türkiye’de kısa süre önce, Hüseyin Çağlayan’la başlayan bir durum. ‘Elbise sanat mıdır?’ gibi bir soru geliyor akla... Siz de ilk kez sergiliyorsunuz değil mi tasarımlarınızı? 
Ayşe Ege: İlk defa evet, bu zaten sergilenme amaçlı bir şeydi.
Ece Ege: Bu şekilde herkes kendiyle bağdaştırabiliyor. Manken taşırken ‘Bana yakışmaz’ diyebiliyorsun. Hayal ettirici fonksiyonu yok defilenin maalesef. Hep ticari. Sekiz dakika için altı ay emek harcanıyor, sonra da satman lazım. 

Üretimleri olacak mı?
Ayşe Ege: Özel siparişle olabilir. Yapması birkaç ay sürüyor, elle yapılıyor. Dünyanın her yerinden, çok enteresan insanlardan istek geldi.
Ece Ege: Amerika’dan falan istekler geldi. Teen Awards’da giymek istedi Katy Perry. “Veremeyiz, sergileyeceğiz bir hafta sonra” dedik. Başka bir şey aldılar sonra.

Hangisini istemişti?
Ayşe Ege: ‘İstanbul by Night’. Pırıl pırıl, tamamı işlemeli olan.

‘Ayasofya’ mesela, giyilemez herhalde...
Ece Ege: Yok! Belki Elton John...

Grace Jones’a giderdi o kaftan.
Ayşe Ege: Kesinlikle... Grace Jones’u seyrederken dedim ki, ah, bizim ‘İstanbul Contrast’ kıyafetleri bu kadında muhteşem dururdu... 

Moda tasarımlarını müzelerde görmeye alışacak mıyız?
Ece Ege: Yves Saint Laurent gibi modaya akım getiren isimlerse, evet. Çığır açmış insanlar, giysileri müzelerde sergileniyor. Modada bir şey olunca politikaya da, müziğe de yansıyor. Bugünkü konjonktürde şu var; göstereceğim, siparişler alınacak, üreteceğim, satacağım, öbürünü hazırlayacağım... Feci hızlı tüketim. Sergilenenlerle bunlar aynı şey değil. Müzeye giren kıyafetlerin arkasında politik ya da manevi bir şey, mesaj var.
Ayşe Ege: Coco Chanel, kadınları korseden kurtarmış, çığır açmış.
Ece Ege: Yves Saint Laurent de smokin yapmış kadına, bütün bakış açısı değişmiş. 

Tüm bu işler, ‘Kontrast oluşturalım’ mantığıyla mı çıktı, yoksa zaten sizin İstanbul algınız hep bu şekilde miydi?
Ayşe Ege: Burada, en eski tarihi yapılardan birinden köşeyi döndüğünüzde belki New York’ta karşılaşabileceğiniz bir restoran görüyorsunuz. Kontrastı zaten yaşıyorsunuz. ‘İstanbul nasıl bir yer?’ diye sorduklarında hep derdik: “Dünyanın en büyük tezatlarının olduğu, Doğu’yla Batı’nın sentezinin kuvvetle karşımıza çıktığı bir şehir.” 

Nereleri önerirsiniz burada bir gün geçirecek bir yabancıya?
Ayşe Ege: Yabancı basına İstanbul’u o kadar çok önerdik ki. Modern yüzünü de, geleneksel yüzünü de görün dedik. Kapalıçarşı’ya gönderdiysek, mutlaka...
Ece Ege: Nişantaşı’na da gönderdik. Levent’e de... 

Giysilerde vurgulayacaklarınızı liste yapıp mı çıkardınız? 
Ayşe Ege: Hayır. ‘A, lokuma benzedi bu!’ falan diyerek çıktı...
Ece Ege: Bütün gördüğünüz elbiselerin bir denemesi yapılıyor. Orada ‘A, bu Topkapı’ya benzedi’ falan dedik. Ona göre rengine, taşın yapısına, danteline, kumaşına karar verdik. 

İstanbul Fashion Week, İstanbul için ne ifade ediyor sizce?
Ece Ege: 10 sene önce başlamaları lazımdı ki şimdi başka türlü konuşuyor olurduk. Ama ‘Late is better than never’ der İngilizler. Geç olsun, hiç olmamasından iyidir.
Ayşe Ege: İstanbul’un ve Türk modacılarının yükselişte olduğu, doğru bir zamanlama. Ama ciddi mali destek gerekiyor. Bu devam ettiği sürece moda haftası çok başarılı olarak sürer.
Ece Ege: Modaya yön veren dev şirketlerin ürünlerini de artık o kadar herkes giyiyor ki... Herkeste aynı saat, aynı çanta... Gerçek moda manyaklarına biraz fenalık geldi. Tanınmayan designer’lara eğilim var dünyada. Orada çok şanslı Türk modacıları.

Fransa ’da herkes, her şeye karşıdır!’ 
Paris’te birlikte mi yaşıyorsunuz hâlâ?
Ece Ege: Evet. 

İş dışında da birlikte mi takılıyorsunuz?
Ayşe Ege: Cumartesi-pazar dahil çalışıyoruz, birlikteyiz.

Sıkılmaz mısınız birbirinizden? ‘Sen bir git, ben bir filme gideceğim’ durumu olmuyor mu?
Ayşe Ege: Hayır. Filmden fikir alabileceğimiz için, birlikte gidiyoruz. Sergi geziyoruz. İşle özel hayatın iç içe geçtiği bir iş bu. 

Sarkozy’nin kararlarını falan izler misiniz? Hangi gazeteyi okursunuz mesela?
Ayşe Ege: Bir sürü gazeteye bakıyoruz. Söylemekten de utanıyoruz ama önce Style sayfasını açıyoruz. 
Ece Ege: Kim ne yapmış... Ve Liberation ile Le Figaro...
Ayşe Ege: Her kanadın görüşlerine bakıyorum. Herald Tribune okuyoruz, daha informatif. Valla, Fransa’da herkes her şeye karşıdır. 
Ece Ege: Şey gelse, ne bileyim, neyse o mesih, ona da karşı...
Ayşe Ege: Hemen sokaklarda yürürler. Fransız ihtilali ruhunu yaşatıyorlar. ‘Bugün ne grevi var?’ diye bekliyoruz.
Ece Ege: Ama adam (Sarkozy) hiç olmazsa genç, dinamik,  bugünün adamı, beyin olarak diyorum. Ama onun arkasında tabii kimlerin hakkını ihlal ediyor...
Ayşe Ege: Onun da doğru kararları var, yanlış kararları var diyelim. 

Carla Bruni’ye bakar mısınız tasarımcı gözüyle?
Ayşe Ege: Çok güzel ve entelektüel. Beğeniyoruz tarzını.