ABD'nin Zeki Müren'i çok konuşulur

ABD'nin Zeki Müren'i çok konuşulur
ABD'nin Zeki Müren'i çok konuşulur
Soderbergh'in 1950'lerin ABD'sinde eşcinselliğini özenle saklamış pop piyanisti Walter Liberace'nin hikayesini anlatan 'Şamdanların Ardında'da Matt Damon ve Michael Douglas gay aşıkları oynuyor. Film gay cinselliğini ihmal etmeden gösteriyor.
Haber: ATİLLA DORSAY / Arşivi

CANNES- Steven Soderbergh’in merakla beklenen Behind the Candelabra- Şamdanların Ardında filmi dünya galasını yaptı. Ve sinema değerinden çok anlattığı ve ima ettiği çeşitli ögeler yüzünden ilgiyle karşılandı. Film, 1950’lerde büyük ün yapan, tekniği kadar melodilere getirdiği yorumla da beğenilen ve ayni zamanda tam bir sahne canavarı olan pop piyanisti Walter Liberace’nin hayatından bir kesit veriyor. Liberace o yıllarda üç de film çekmiş, sonra sanatını konserler ve TV şovlarıyla sürdürmüş, zamanının son derece popüler bir kişiliği. O yılların ABD’sinde eşcinselliğini özenle saklamış, menejeri sayesinde ortalığa yaydığı “hayatımın kadınını arıyorum” palavraları ardında sayısız aşığı olmuş, son derece frapan giysileri ve sayısız mücevheriyle (hele o dev yüzükler!) sahnelerde devrim yapmış bir kişilik. O zamanlar dendiği gibi, ABD’nin Zeki Müren’i...
Film bize onun 1977’de başlayıp beş yıl süren en büyük aşkını anlatıyor. Kendisi de ‘gay’ olan yakışıklı taşra delikanlısı Scott, onun hayatına dalıyor. Ve yatağıyla birlikte sırlarını, komplekslerini ve zamanla parasını da paylaşıyor. Bir büyük kavga onları ayırıncaya dek... Ama 1984’de sanatçı dönemin belası AİDS yüzünden ölmek üzereyken, onu ölüm döşeğinde ziyaret eden yine Scott oluyor.
Film iyi anlatılmış, cesur sahneleri olan sağlam bir biyografi. Özellikle cinsellik olayı hiç ihmal edilmeden gösteriliyor. Bu gay aşıkları Michael Douglas ve Matt Damon’un oynaması ise belki en ilginç yanı. Nitekim dopdolu basın toplantısı çok ilgi çekti. Douglas özetle Liberace ile 12 yaşındayken tanıştığını, öneri gelince adeta paranoya geçirdiğini, uzun tereddütlerden sonra kabul ettiğini söylüyor. Kanserden kurtulduktan hemen sonraki günlerde çekimler başlamış. Gırtlak kanserinden iyileşen sanatçı oldukça sağlıklı gözüküyor. Ama zaman zaman sesi biraz gidiyor.
Matt Damon, onu TV’den hatırladığını, role korkarak sıvandığını ve çok ciddi biçimde çalıştıklarını söylüyor. Makyaj masasında geçirdikleri zamanın çekimlerden çok daha uzun olduğunu belirtiyor. Yönetmen Soderbergh ise filmin şugünlerde çok güncel olan ‘gay evlilik’ olayıyla çakışmasının bir raslantı olduğunu, projeye tereddütlerle ve ancak büyük bir TV kanalının desteğiyle sıvandıklarında, olayın pek konuşulmadığnı belirtiyor. Yönetmene göre bugün ABD’den Fransa’ya heryerde tartışılan bu tür evlilikler, 50 yıl sonra sıradan görülecek. “Mesele 50 yılı kısaltmak” diyor yönetmen. Ve ABD’de tam 14 eyaletin bunu yasallaştırmasını örnez olarak veriyor. Tüm ekip filmin bu yolda bir büyük adım olacağına inançlarını belirtiyorlar.
Ve Soderbergh bize ‘sinemayı bırakma’ tasarısının doğru olduğunu, tam 24 yıl önce yine Cannes’da gösterilen kült filmi ‘Seks Yalanları’yla başlayan mesleğinde belli bir yorgunluk dönemine geldiğini ve bir süre dinleneceğini söylüyor. Onu öyle iyi anlıyorum ki!