Acaba ben de anne olacak mıyım?

Kadınsınız. 30'larınızı yaşıyorsunuz ya da 40'ların başlarını. İyi okullarda okudunuz, iş hayatında başarılı oldunuz.
Haber: ZEYNEP GÜVEN / NEW YORK / Arşivi

Kadınsınız. 30'larınızı yaşıyorsunuz ya da 40'ların başlarını. İyi okullarda okudunuz, iş hayatında başarılı oldunuz. Kariyerinizde ilerlemek, rekabet ortamına dayanabilmek için hala çok çalışıyorsunuz. Çocuğunuz yok. Olacak mı? Evet, evet çok istiyorsunuz. Sahilde bebek gezdiren annelere, vitrinlerdeki miniminnacık çocuk pabuçlarına,
elbiselerine bakıp bakıp, "Bir gün ben de..." diyorsunuz. Doğru adamı bulunca, doğru adamın gerçekten 'doğru adam' olduğuna ikna olunca, kariyeriniz artık sarsılmayacak kadar sağlamlaşınca, ekonomik sorunlardan tamamen arınınca, kendinizi güvende hissettiğiniz ilk anda... Siz de anne olacaksınız.
Bakalım olacak mısınız?
Şimdi Amerika'da sizin durumunuzdaki kadınlar kendilerine bu soruyu soruyor:
"Acaba anne olacak mıyım?" Aslında hiç de yeni olmayan çalışan kadınlık, annelik hallerine ilişkin soruların yeniden gündeme gelmesinin sebebi, iki ay önce yayımlanan Creating A Life / Bir Hayat Yaratmak adlı kitap. Yazarı Sylvia Ann Hewlett, 56 yaşında,
başarılı, zengin bir ekonomist. Üç çocuğu ve kitabında söylediğine göre mutlu bir aile hayatı var. Hewlett, iş ve aile hayatını dengeleme konusunda kendi çapında başarıya ulaştığını, kariyerinden verdiği ödünleri, 51 yaşında nasıl doğurduğunu da anlatıyor. Ama Creating A Life, '10 derste mutlu olmanın yolu' türünden bir motivasyon kitabı değil. Tam tersine biraz moral bozuyor. Muhtemelen okurları gerçeklerle yüzleştirdiği için.
Kariyer çocuğa engel
Kitaptaki en çarpıcı iki bilgi şöyle:
1. Başarılı ve iyi kazanan kadınların (avukat, doktor, akademisyen, özel ve kamu sektöründe çalışan yönetici, gazeteci, sanatçı vs.) üçte biri 40'lı yaşlarına çocuksuz giriyor. Yalnızca özel sektörde çalışan kadınlara bakıldığında bu oran yüzde 42'ye, yönetim kademelerinde daha yukarılara çıkıldıkça yüzde 49'a çıkıyor. Başka bir deyişle başarılı kadınların yarısı çocuksuz.
İşin acı yanı, bu kadınların çok azı, çocuksuz olmayı kendi iradeleriyle seçmişler.
Ankette kadınlardan, 20'li yaşlarına dönüp çocuk konusundaki fikirlerini hatırlamaları istenmiş ve sadece yüzde 14'ü "O yaşlarda çocuk istemiyordum," demiş.
2. Başarılı ve zengin kadınlarla aynı düzeydeki erkeklerin gerçekleri birbirine hiç benzemiyor. Kadın iş hayatında ne kadar yükselirse evlenme ve çocuk sahibi olma ihtimali o kadar azalıyor. Erkekler içinse tam tersi söz konusu. Başarılı ve çok kazanan erkeklerin çoğu evli ve çocuklu. Bu da bizi, iş hayatında kadın - erkek eşitliği konusunda bir kez daha düşünmeye zorluyor. Kadın, erkeğin geldiği her noktaya gelebiliyor gelmesine ancak hayatın diğer alanlarında ödediği bedel, erkeğe oranla çok daha yüksek oluyor.
Bu bilgiler, yazar Hewlett'in bu kitap için özel olarak yaptırdığı Amerika çapındaki anketten. Anket sorularını, kazancı ülke genelinde en yüksek yüzde 10'luk dilimde yer alan, 41-55 yaş aralığındaki çalışan kadınlar ve onlardan bir sonraki kuşakta yer alan 28-40 yaş kadınlar yanıtladı. 41-55 yaş aralığının seçilmesi, bu kuşağın feminizmin ve diğer özgürlükçü akımların da etkisiyle, kadınların iş ve toplum hayatında erkeklere
'meydan okuduğu' devrimci bir kuşak olması. Bir sonraki kuşağın cevapları, 28-40 yaş arasının, 'ablalarına' göre nerede durduklarını anlamaya yarıyor. Ve sonuçlara bakılırsa bu kuşaktan daha çok çocuksuz kadın çıkacağa benziyor.
Peki neden olmuyor?
Kadınların doğurganlığı 20'li yaşların ikinci yarısından itibaren düşmeye başlıyor. Yine de kaygılanmak için henüz erken. 35 yaşına kadar biraz daha fazla gayret göstererek hamile kalmak mümkün. 35'inden sonra tehlike çanları çalmaya başlıyor. 40 yaşına gelindiğinde normal yolla hamile kalma ihtimali yüzde 5'lerin altına iniyor. Bundan sonra çocuk sahibi olmak için sıkça başvurulan yöntem IVF, bildiğimiz adıyla tüp bebek.
Olsun, bebek içimde değil dışımda dölleniversin, sonra içime yerleştirilsin diye düşünüyorsanız, bu da pek sağlam bir yol değil. Çünkü 20 yaşında düşük yapma ihtimaliniz yüzde 9 iken bu oran 35 yaşında yüzde 18'e çıkıyor. 40 yaşında tekrar ikiye katlanıyor ve yüzde 36 oluyor.
40'ların ortalarına geldiyseniz kendi yumurtalarınızla hamile kalmanız neredeyse hayal. Bu yaştaki kadınların yüzde 90'ının yumurtaları eskimiş oluyor, döllenmez hale geliyor. İşte o zaman yumurtaları sağlam bir bağışçı bulacaksınız, o yumurtalar çocuğun babası olacak kişinin spermleriyle bir tüpte döllenecek ve sizin rahminize yerleştirilecek. Eğer düşürmemeyi başarırsanız, genetik olarak aslında sizin olmayan bir çocuğu doğuracaksınız. Hem ekonomik hem de duygusal açıdan pahalı bir yöntem.
Vücut saatine göre çocuk yapmaya en uygun dönem (20'lerin ortalarından 30'ların başlarına kadar olan dönem) kadınların üniversiteyi yeni bitirip iş hayatında kendini kanıtlamaya çalıştıkları yıllara denk geliyor. Haftada 70 saate kadar çıkabilen yoğun çalışma temposu, iş seyahatleri; çocuk yapmanın ve ona bakmanın önündeki en büyük engel. Araştırma kadınların ev işlerinde ve çocuk bakımında eşlerine oranla çok daha fazla sorumluluk üstlendiklerini gösteriyor. Kadınlar bizzat ev işi yapmasalar bile, işlerin organizasyonuna vakit harcamak zorunda kalıyorlar.
Evlilik paketi
Amerika'da kentli kadınların bir kısmı evlenmeden birlikte oldukları kişiden ya da sperm bankasından aldıkları spermlerle çocuk yapabiliyorlar. Türkiye'deyse çocuk sahibi olmak çoğunlukla evlilik paketinin bir parçası. O zaman bir anket sonucundan daha bahsedelim: Başarılı kadınlar evliliklerini erken yaşlarda yapıyorlar. 30 yaşından sonra evlenen başarılı-iyi kazanan kadın oranı yüzde 8. Bu oran 35 yaşından sonra yüzde 3'e düşüyor.
Başta söylemiştik, Hewlett'in kitabı okurlara sihirli formüller sunmaktan çok, var olan durumun fotoğrafını çekiyor. Yine de yazarın kendisi için uyguladığı formüle göz atabiliriz. Sylvia Ann Hewlett, Harvard Üniversitesi'nde ekonomi doktorası yaptı, ardından yoğun bir çalışma temposuna girdi. Üniversitede hocalık, özel sektörde yöneticilik yaptı. Bu yıllarda iki çocuk sahibi oldu. Ancak çocuklarının yetişmesiyle yeterince ilgilenemediğini fark edince 39 yaşında işinden ayrıldı. Kitap yazmaya başladı. Kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşlarında çalıştı, Ulusal Ebeveyn Derneği'ni kurdu. 51 yaşında kısırlık tedavisiyle üçüncü kez anne oldu.
Dünya hızla değişiyor diyoruz hep, gerçekten doğru. Annelik gibi, sanki kendiliğinden oluveren, kolay kolay değişmeyecek kavramlar bile değişiyor. Bundan kırk yıl önce doğum kontrol hapları yoktu. Kadınlar istenmeyen hamilelikler yaşıyor, kürtajın yasak olduğu yerlerde bu çocukları doğurmak zorunda kalıyorlardı. Şimdiyse kelimenin gerçek anlamıyla 'vakit bulamadıkları' için ya da iş hayatının kuralları ile biyolojik saatleri barışmadığı için çocuk yapamıyorlar.
"Projeye ara vermedim"
İlk çocuğunu 35, ikincisini ise 40 yaşında doğuran Birgül Özden, Meptur Turizm'in Müdür Yardımcısı. Çocuk sahibi olmayı kendi isteğiyle ertelemiş. O sıralarda Shell'de çalışan Özden, bilgisayarla ilgili bir projeden sorumluymuş ve çocuk sahibi olmak için projeye ara vermek istememiş. İleriki bir yaşta doğum yapmanın herhangi bir risk taşıdığını bir an olsun aklından geçirmemiş. Zaten her iki çocuğu da sezaryenle dünyaya gelmiş. Hayattan istediklerini aldıktan sonra çocuk sahibi olmanın çok daha keyifli olduğunu belirten Özden, verdiği karardan çok memnun. "Daha çabuk yapsaydım üçüncü kez hamile kalmıştım bile," diyen Özden, bu şekilde maddi açıdan da çocuğuna daha rahat bakabildiğinden söz ediyor. İlk çocuğunu doğurduğu güne kadar çalışan Özden, doğumdan altı hafta sonra iş hayatına dönüş yapmış.