Açlık oyunları

Açlık oyunları
Açlık oyunları
'Kurtlar Vadisi: Filistin'den tanıdık Zübeyr Şaşmaz, sinemasında farklı bir yönelime işaret eden 'Açlığa Doymak'ta sinema dili olarak tatmin edici. Ama filmin 'elmalarla armutları' aynı kaba koyma çabası sorunlu...
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

Zübeyr Şaşmaz, ‘Kurtlar Vadisi’ dizisinde uzun yıllar süren teşriki mesaisinden ve buna paralel olarak çektiği iki filmden (Kurtlar Vadisi: Filistin ve Muro: Lanet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine) sonra, sinema kariyerini bambaşka bir yöne doğru kaydırmış görünüyor.
Yönetmen koltuğuna oturduğu daha önceki iki film de hem popüler dizi kahramanlarının hikâyelerini anlattıkları için nispeten ‘kolay’dı hem de ‘ana akım’ (eğer Türkiye ’de böyle bir sinema varsa) sinemanın içinde yer alıyorlardı.
Şaşmaz, senaryosunu Mustafa Çevik ile birlikte kaleme aldığı ve bugünden itibaren vizyona giren ‘Açlığa Doymak’ ile zor bir işin altına girmişe benziyor. İlk elden şunu söylemek mümkün: ‘Açlığa Doymak’, Zübeyr Şaşmaz’ın bundan sonraki sinema kariyeri için bir başlangıç noktası gibi görünüyor. Yani daha ‘minimal’ ve ‘dertli’ işler izleyeceğiz gibi. ‘Açlığa Doymak’ı bir ‘ilk film’ gibi düşünürsek, teknik olarak düzgün, derdini anlatan, oyuncu yönetimi konusunda sınıfı geçen ve yönetmenin sonraki işleri için merak uyandıran bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. 

Bazı itirazlar 

Ama ‘Açlığa Doymak’ın söylemek istedikleriyle ilgili itirazlarımız var. Kısa bir özet geçersek film, güzelleşmek uğruna kendisini aç bırakan bir kadın (Burcu), karısı ve çocuklarını kaybettikten sonra intikam fikrini kafasından atamayan ve yolu bir şekilde tarikatla kesişip kırk gün halvette kalan bir adam (Eyüp) ve abisi gözaltında kaybedildikten sonra ‘örgüte katılıp’ cezaevine düşen ve burada açlık grevlerine katılan bir tıp öğrencisinin (Sena) hikâyesini anlatıyor bizlere.
Sıkça görmeye alıştığımız ‘temas eden’ hayatlar trüğüne yaslanan film, bu temas halini makul bir seviyede tutmayı başarıyor. Ama sorun da tam bu noktada çıkıyor. Bu temas gerçekten gerekli mi ya da işlevli mi?
“Ruhsal bir azap bedensel bir acıyla yenilebilir mi?” sorusuna kendilerini ‘açlık’la sınayan bu üç karakter üzerinden yanıt arayan filmin her bir karaktere mesafeli yaklaşımı bir noktada onları aynılaştırıyor. Bu aynılaştırma durumunun, filmin kendi matematiği açısından problem yaratmasa da, cevabını aradığı soru açısından bir çıkmaz olduğu söylenebilir. Çünkü bu üç insanın ‘aç kalma’ motivasyonları birbirinden çok farklı.
İşi gereği ‘güzel’lerle çalışmak zorunda olan Burcu bedeniyle bir türlü barışamadığı için, ailesini kaybeden Eyüp ‘intikam’ duygusunu kontrol altına alamayıp öfkesini başkalarından çıkardığı için kendilerini bedensel açlığa teslim ediyor. Sena ise yaptığı eylemin sonuçlarından vicdani olarak rahatsız olsa da aldığı karar kişisel değil, örgütlü bir hareketin parçası. Üstelik politik açlık grevlerinin bedensel bir mahrumiyet ile ruhsal bir kurtuluşa ulaşmak gibi amacı dünyanın hiçbir yerinde olmadı. Doğrudan politik bir eylemin parçası olarak düşünülebilir. Bu anlamda Sena’nın açlık grevinin, yaptığı eylemin farklı bir biçimi olduğunu da söyleyebiliriz. Öte yandan ‘hedef’ açısından düşünüldüğünde de sonuçları itibariyle farklılıklar da söz konusu. Burcu ve Eyüp, kendilerini açlıkla sınadıkları bu süreçten başarıyla çıktıklarında ‘hem ruhsal hem de bedensel olarak’ daha güçlü olmayı umuyorlar. Oysa Sena için bu süreç fiziksel olarak bir çöküşe de işaret ediyor. Zübeyr Şaşmaz, bu üç hikâyenin birbirine değen ve ‘aynı’ olan yanlarını göstermekte ve bir noktada ortaklaştırmakta başarılı olsa da, bunun işlevli olduğunu söylemek zor. ‘Açlığa Doymak’ elmalarla armutları ‘meyve’ başlığı altında toplamaya çalışıyor bir bakıma...
Toparlarsak, ‘Açlığa Doymak’ iki saati aşan süresine rağmen bunu hissettirmeyen, makyaj uygulamaları, karanlık atmosferi ve görsel dili ile ‘teknik’ olarak iyi bir film. Öte yandan, “Nasıl anlattığından çok ne anlattığı da önemli” diyorsanız, ayrı kederleri aynı kaderin içinde ele aldığı için ortada bir sorun olduğunu söylemeden geçmemek gerekiyor.