Ada sefası

50'li yıllarda siyasi nedenlerden dolayı uzaklara göç eden Gökçeada'nın Rum halkı, son yıllarda tek tük adaya geri dönüyor.
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

50'li yıllarda siyasi nedenlerden dolayı uzaklara göç eden Gökçeada'nın Rum halkı, son yıllarda tek tük adaya geri dönüyor. Yine de boş bir film setini andıran köyler, terk edilmişlik hissi veriyor. Rumlara uzun yıllar sonra neden adaya geri döndükleri sorulduğunda, Gökçeada'ya alışınca kopmanın mümkün olmadığını belirterek, "Suyundan içen ayrılamaz," diyorlar. Adaya geri dönüş yapan Rumlar haricinde, Doğu'dan buraya göç edenlerin de sayısı giderek artıyor. İnşaat işçisi olarak gelen erkekler aileleriyle adadaki boş yapılara yerleşiyorlar.
Orhan amcanın kahvesi çok popüler Zeytinliköy, zamanında adanın en kalburüstü semtiymiş. Kahvehaneleri ve ilginç karakterleriyle bu semt gezmeye değer. 1979'dan beri Zeytinliköy'de yaşayan Nefise Karatay'ın babası Orhan Karatay, dört çocuğunu da burada büyütmüş. Gökçeada'ya geldiği ilk birkaç yıl hiç çalışmayan Karatay, sonradan Kuzulimanı'ndaki bir gazinoyu ve oteli işletmiş. 1986'dan bu yana da kendi kahvesini işletiyor. O devralmadan önce, kahvenin eski sahibi 50 yıl boyunca burayı çekip çevirmiş. Şimdi 89 yaşında olan bu eski sahip, zamanında balcılıkla da uğraşıyormuş. Yaptığı 72 teneke balı 5 bin TL karşılığında satıp o parayla burayı inşa etmiş. 1984'te işi bırakıp karısıyla Yunanistan'a dönse de her yaz adaya geliyormuş. Zaten adaya gelen herkes buraya mutlaka uğruyor.
Duvarları süsleyen soyulmaya yüz tutmuş resimler de mekândaki nostaljiyi yansıtıyor. Hatta Belediye Başkanı'na adaya kaç kişinin geldiğini sorduklarında, "Gidip Orhan abiye sorun, gelenler onun yerine uğramadan burayı terk etmez," diyormuş. Kahvenin bir duvarı, renk renk kâğıtlarla dolu. Kahveyi 1989'dan beri ziyaret edenler, bu duvara hatıra mesajları yazıp yapıştırmışlar. Buraya herkes 'Orhan Amca'nın kahvesi' dediği için adı böyle kalmış.
Dede yadigârı
Orhan Amca'nın Kahvesi'nin hemen karşısında da Maria Kadara ile kocası Yanni'nin işlettiği Dibek Kahvesi var. 75 yaşındaki Maria, Gökçeada'da doğmuş. 1945'te evlenip sonra dul kalan Maria, 1952'de tekrar evlenmiş. Dedesi bu kahveyi, Maria daha annesinin karnındayken inşa etmiş. O gün bu gündür burası adanın uğrak yerlerinden. Maria'ya Madam, buraya da 'Madam'ın Yeri' diyorlar. Anlaşılan Maria buna bozuluyor ki, "Maria'lar çokmuş, Madam'lar da hiç yokmuş gibi," diyor. Maria kavga etmekten hoşlanmadığı halde Yanni, "Kavga olmazsa sevgi olmaz," diyor. Yani arada kahvenin önünden geçerken çiftin ufak didişmelerinden birine şahit olabilirsiniz.
Reçineli şarabı deneyin
Gökçeada'da doğup büyüyen Yorgo Zarbozan, adada politik şartlar bozulduğu için
İstanbul'a gittiğini ve 38 yıl orada yaşadıktan sonra, 1996'da kimyevi madde fabrikasını satıp adaya geri döndüğünü söylüyor. "Toprak çıktığı için döndüm," diyor. Zarbozan kimya mühendisi olduğu için oldum olası şarap yapımıyla haşır neşirmiş ancak şaraphanesini daha dört yıl önce kurmuş. İşin pratiğini zaten bildiğini söyleyen Zarbozan, teorik bilgilerle de ustalığını artırmış. Bu işi ticari bir amaç gütmeden, zevk için yapan adalı, Gökçeada şarabının alkol oranının diğer şaraplardan daha yüksek olduğunu belirtiyor. Kendi ürettiği şarabı lokantasında ve üretim yerinde sattığını, dışarıya vermediğini söyleyen Zarbozan şarabını Rolls Royce kadar kaliteli buluyor ve "Şarap tüccarı olmak isteseydim İstanbul'da kalırdım," diye ekliyor.
Zarbozan kırmızı ve beyaz şarabın yanında bir de reçineli şarap üretiyor. Bu şarap da üzümden yapılıyor fakat içine aynı zamanda çam reçinesi karıştırılıyor. Bu şarabı derin dondurucuda muhafaza etmek ve çok soğuk içmek gerekiyor. Yolunuz Gökçeada'ya düşerse, Zarbozan'ın özel ambalajlı şaraplarını, tanesi 6 milyon TL'dan alabilirsiniz.
New York'tan Gökçeada'ya
Ada sakinlerinden Chris Katagis, 1950'lerde adayı terk edip Amerika'ya yerleşmiş. 33 yıl orada kaldıktan sonra bir rüzgâr onu Gökçeada'ya geri sürüklemiş. Amerika'daki 28 yılını New York'ta, 3 yılını North Carolina'da, 2 yılını da Alaska'da geçirmiş. Eski karısı, çocuklarıyla beraber Amerika'da yaşamını sürdürüyormuş. Amerika'yı sürekli olmasa da zaman zaman özlediğini söyleyen adalı, zaten her fırsatta oraya gidiyormuş. Katagis, şimdi beraber yaşadığı Vasso ile Boston'da tanışmış ve Türkiye'ye beraber dönmüşler. Katagis bir müzeyi dolduracak kadar çok savaş kalıntısı toplamış. Havada birbirini bulan iki kurşun bu kalıntıların en ilginçlerinden biri. Öldükten sonra da bunları Kültür Bakanlığı'na bağışlayacakmış. Bir süre adada papazlık da yapan Katagis, papazlığı bırakma nedenini "Bize yaramadı işte," diye kestirip atıyor.
Adaya dair bazı bilgiler

  • Her sene ağustos ayında Gökçeada'da Yunan Festivali düzenleniyor. Her yörede ayrı günlerde gerçekleştiriliyor. Erbakan'ın iktidarda olduğu dönemde yürürlüğe giren köy kahvelerindeki içki yasağı da festival zamanında, özel bir izinle kaldırılıyor. 23 Ağustos, Zeytinliköy'ün; 15 Ağustos ise Tepeköy'ün festival günü. 12-13 büyükbaş hayvan kesip büyük kazanlarda onları kavuruyorlar, kendi yaptıkları buğdaydan da bulgur pilavı yapıyorlar.
  • Terevne Restoran, Tepeköy'ün gençlerinin uğrak yerlerinden biri. Yaz aylarında akşamları gençler buradaki koca çınarın dibinde toplanıp gitar eşliğinde şarkı söylüyorlar. Köy Konağı'ndaki kafe, gençlerin
    vakit geçirdiği diğer bir mekân. Burası aynı zamanda müze olarak da kullanılıyor.
  • Dereköy yalnızca adanın değil, Türkiye'nin de en büyük köylerinden biri. Zamanında 4 bin kişinin yaşadığı köyün halkı 1965'te Yunanistan'a ve Avustralya'ya göç etmiş. Zamanında 1950 hanesinin de dolu olduğu köyde şimdi sadece 50 hane dolu. Köyün Aya Marina ve Meryem Ana adlı iki kilisesi var. Aya Marina 1887 yılında tamamlanmış. Bu tarihten önce ise küçük bir manastırmış. Köy genişleyince mecburen kiliseyi de büyütmüşler.
  • Gökçeada'da yol boyunca zıplayarak koşan koyunlara rastlanıyor. Bunlar çobansız büyüdükleri için av hayvanı gibiler ve bildiğimiz koyunlardan daha vahşiler. Gökçeada'da bolca yetişen kekikle beslendikleri için de etleri çok lezzetli.
    Ada turizmi
    Gökçeada, Türkiye'nin Avrupa'ya en yakın noktası. Çanakkale'ye bağlı tek ilçeli ve dokuz köylü ada, aynı zamanda ülkenin en büyük adası. Adanın normalde 8 bin olan nüfusu yaz sezonunda 20 bine kadar çıkıyor. Son yıllarda turizmiyle ön planda olan adada ev pansiyonculuğuna ve butik otellere ağırlık
    verilmiş. Kayıtlı 186 pansiyonun ve 8 otelin yatak kapasitesi 2 bin 500'ü buluyor. Kayıtsız yatak kapasitesi ise yaklaşık 1,500. Lüks tatil meraklılarına pek uygun olmasa da ada sefası yapmak isteyenlerin kaçırmak istemeyecekleri bir yer Gökçeada. Adanın hastanesinde kalp krizi ya da beyin kanaması gibi ciddi sorunlara müdahale edilemiyor. Bu gibi durumlarda hastanın en yakındaki tam teşekküllü bir hastaneye nakledilmesi gerektiğinden buraya önceden bir sağlık botu tahsis edilmiş. Ancak onarımının ve bakımının yapılması için bot alınıp geri verilmemiş. Şimdi de acil durumlarda Çanakkale'ye ya da Kabatepe'ye hastaların sevkinden saat başı 700 milyon TL+KDV ücret alınacak olması insanları çaresizliğe itiyor. Ortalama gelir seviyesi ortanın da altına düşen ada halkının "Bize resmen hasta olmayın der gibiler," diye isyan etmelerine şaşmamak gerek.