Adeta bir MGM filminde gibi

Adeta bir MGM filminde gibi
Adeta bir MGM filminde gibi
Laurie Anderson, Kate Bush ya da Stereolab... Bunları seviyorsanız, Julia Holter'ın müziği içinize işleyecek demektir. Hele bir de sinefil iseniz, fanatikleri arasına girmeniz kuvvetle muhtemel.
Haber: CHRISTOPHER ÇOLAK / Arşivi

RVNG’den yayımlanan debut’sü ‘Ekstasis’le yıldızı parlayan Julia Holter, üçüncü albümü ‘Loud City Song’da tam anlamıyla döktürüyor. Akademisyen bir anne ve müzisyen bir babanın kızı olmak, Holter için bir yerlerden başlamak açısından yeterince kafa açıcı olmuşa benziyor. Genç yaşta sanat tarihi ve müzikle iç içe olması, müziği icra ediş biçimini ve belki de müziğin zihnindeki kesişimlerini diğer insanlardan daha farklı kılmış olmalı. O, genellikle bir metinden, düşünürden ya da edebiyatçıdan ilham alarak müzik yapıyor. Bir anlamda kendi kişisel soundtrack’lerini icra ediyor. Laurie Anderson, Julianna Barwick, Kate Bush, Joanna Newsorn, Grouper ya da Stereolab. Bu isimlerden bir ya da birkaçını seviyorsanız eğer, Julia’nın müziği içinize işleyecek demektir. Hele bir de sinefil iseniz, filmler kadar müziklerini de seviyorsanız, sizin de Holter fanatikleri arasına girmeniz kuvvetle muhtemel.
Holter’ın müziğinde her daim hissettiğimiz bu sinematografik örgü, ‘Loud City Song’da neredeyse zirveye erişmiş. Barbara Lewis’ in ‘Hello Stranger’ yorumu ise tek kelimeyle harika, arkadaşımın tabiriyle ‘aşırı iyi’.
1950’lerin Paris’inde olduğunuzu hayal edin. Fakat her şey siyah beyaz . Adeta bir MGM filminin içindesiniz. Maxim’in meşhur yerinde, en köşedeki masada bacak bacak üstüne atmış oturuyorsunuz. Elinizde sigaranız, etrafı seyrediyorsunuz. Kimse konuşmadığı halde, ortam çok gürültülü. Mekânda bulunan herkesin içseslerini de duyuyorsunuz. Güçlü bir sesle irkiliyorsunuz. Daha önce duymadığınız kadar saf ve güzel bir sesle...
1958’te müzikale uyarlanan Colette novellası ‘Gigi’den esinlenen ‘Loud City Song’, Julia Holter’ın son şaheseri. Yüzde 70 bitter çikolatalardan daha kıvamlı, çimentodan daha sert. CalArts mezunu bir Los Angeleslı genç kızın deneysel denemelerinden ziyade, çok iyi eğitim almış ama evde kalmış asilzade bir 19’uncu yüzyıl leydisinin müzikal dışavurumları gibi. Olgun ve dolgun.


    ETİKETLER:

    sanat

    ,

    Beyaz

    ,

    Müzik

    ,

    eğitim

    ,

    genç