Adım sevgidir bayım...

Adım sevgidir bayım...
Adım sevgidir bayım...
Çağan Irmak imzalı 'Prensesin Uykusu' masumiyetin kaybedilmediği bir dünyanın resmine soyunuyor. Film, eski Yeşilçam'ın melodram geleneğine kişilikli bir saygı duruşu niteliğinde
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Prensesİn Uykusu
Orijinal Adı: Unstoppable
Yönetmen, Senaryo: Çağan Irmak
Oyuncular: Çağlar Çorumlu, Sevinç Erbulak, Genco Erkal, Alican Yücesoy, Şevval Başpınar, Baran Ayhan, Ayşe Nil Şamlıoğlu, Işıl Yücesoy
Görüntü yönetmeni: Gökhan Tiryaki
Müzik: Redd

Çağan Irmak sinemasında ‘Issız Adam’lar bitmiyor... Seri önce, ismiyle maruf filminde ‘En kötü’sü Alper’le başladı, sonra ‘Kâbuslar Evi’nden bir temsilci gibi yaşamakta olan Egemen’le (‘Karanlıktakiler’) devam etti. Şimdi sahne sırası Aziz’de... Bugünden itibaren seyirciyle buluşacak olan ‘Prensesin Uykusu’nda Irmak, yine kendi kaleme aldığı bir senaryoyla yola çıkarken hayattan yediği tüm sillelere rağmen hem ayakta kalmayı başarabilen, hem de her şeye rağmen içindeki iyiliği ve umudu asla yitirmeyen bir karakteri önümüze atıyor.
Bir kütüphanede memur olarak çalışan ve kendi sakin kozasında hayatını biçimlendiren Aziz, her daim naif, her daim pozitif bir adamdır. Yetiştirme yurdundan arkadaşı Neşet’le oturdukları apartmanda üst katlarına kuaför dükkânı işleten Seçil adlı kadınla kızı Gizem taşınır. Seçil, biraz da geçmişinden kaçmak ve şimdiki zamanında kaybolmak için burayı seçmiştir. Lakin kaçışı o kadar da kolay olmayacaktır. Eski ‘dalgası’ peşinden gelir ve aralarındaki kavgada kafası çarpan Gizem, komaya girer. O bir prensestir ve artık derin bir uykuya dalmıştır. Uyanıp uyanmayacağı muğlaktır ama Aziz, hiçbir zaman umudunu yitirmez; Seçil’in en kötüsüne çoktan hazırlandığı bir ortamda bile... 

‘Gözüme toz kaçtı da’
Güldürmek en zorudur derler. Hele ki sinemamızda. Çünkü biz melodramlar geleneği üzerine kurulmuş Yeşilçam’ın hakim olduğu bir iklimin çocuklarıyız. Anne babalarımızdan böyle bir miras devraldık, hoş bizim boy atma dönemimizde bu sinema çoktan kabuğuna çekilmişti ama önce siyah- beyaz , sonra da renklisiyle televizyon bir tür ‘Efsane hatırlatıcısı’ olma görevini fazlasıyla sürdürdü, şimdilerde ise aynı ekol bitmez tükenmez dizilerle hayat buluyor. Çağan Irmak, bu tablo içinde türü sürdürenden çok yenileyen bir tavır gösteriyor. Ben kendi adıma onun filmlerinde (Özellikle de ‘Babam ve Oğlum’la başlayan süreçte) gözyaşlarımı karanlığın içine katıyorum (Allahtan sinema yazarları öngösterimlerinde belli aralıklarla oturuyoruz da, biri diğerinin gözyaşlarını ‘yeterince’ fark edemiyor, hoş fark etse de en azından benim cevabım hazır: ‘Yok bi şey, gözüme toz kaçtı).
‘Karanlıktakiler’in alabildiğine kasvetli ve seyircisini boğmak istediği zaman boğan, umut aşılamak istediğinde de aşılayan yapısının ardından bir sonraki adım hüviyetindeki ‘Prensesin Uykusu’nda hüzün ve umut skalası, daha bir dengeli sanki. ‘Karanlıktakiler’de umut neredeyse son karede netleşiyor ve bu netlik de, aslında bakarsanız yorumunuza göre değişiyordu. ‘Prensesin Uykusu’ ise, belki de ana karakteri Aziz’in kişiliğinde daha bir yaşama sevinci dolu, daha bir ufka yönelik bir çalışma olmuş. 

‘Melodram kardeşliği’
Bir yönetmeni değerlendirirken elbetteki eleştirmen bilinçaltımız harekete geçiyor ve yargıyı, bütün parçaları bir araya getirmek çabası biçimlendiriyor. ‘Prensesin Uykusu’ndan sonra karar verdim ki, Çağan Irmak sinemamızın modern aşamasında melodramın belki de en net adresi. Lakin onu geçmişte aynı güzergâhta ilerleyenlerden farklı kılan, sinemasını oluşturan ana öğeleri ve ana karakterleri daha dolu, daha hakkını veren bir biçimde inşa etmesi. Evet, biz Yeşilçam’ı da sevmiştik ama bu biraz da aile gibi bir şeydi. Doğduğumuzda onlar vardı ve reddetme şansı bize verilmemişti. Lakin Irmak’ın sinemasına hakim olan melodram daha başka. Doğru bir teşhis mi bilmiyorum ama uzaktan uzağa Almodovar sinemasının bu topraklarında izlerini sürüyoruz sanki, Irmak’ın filmlerinde (bu İspanyol ustanın asıl mirasçısı olarak Ferzan Özpetek gösteriliyor ama bir kere Özpetek’in gerçek referansı İtalya , ayrıca Özpetek’in filmlerinde biçimsel olarak da atıflar var, oysa Irmak’ın Almodovar bağlantısı bana ‘Melodram kardeşliği’ düzleminde belirginleşiyor gibi geliyor). 

Aksiyon filmlerinin unutulmaz yönetmeni
Bu ‘genel’ tanımlamalardan ‘Prensesin Uykusu’ bağlamında ‘özel’liğe gelirsek, ‘Issız Adam’da Cemal Hünal’ı, ‘Karanlıktakiler’de de Erdem Akakçe’yi sinema seyircisiyle buluşturan (Hoş Akakçe’yi daha önceden de tanıyorduk ama yeteneklerinin sınırlarına malum filmde daha bir vâkıf olduk) Çağan Irmak, bu kez de Aziz rolünde Çağlar Çorumlu için ‘Takdimimdir’e soyunuyor. Tiyatro kökenli oyuncu, karakterinin bütün saf ve temiz halini, tüm inandırıcılığıyla sahneye taşıyor. Keza Seçil’de de Sevinç Erbulak, kötücül bir dünyada kötülerle haşyr neşir olmuş ama uzaklaşmak istediğinde de bedel ödeyen ve gerçekçiliği ona karamsarlık getiren annede gayet başarılı. Aziz’in naifliğini dengeleyen ve ona yetiştirme yurdundan beri kol kanat geren Neşet’te de Alican Ulusoy çok çok iyi. Lakin bu öykünün yıldızı elbette ki Genco Erkal. Bir büyük ustaya bu saatten sonra “Muhteşem oynamış” demek iş değil elbet ama yine de elden bu kadarı geliyor. Erkal, ‘Aksiyon filmlerinin unutulmaz yönetmeni’ rolünde kısa, öz ve derin mi derin oynuyor. Az biraz Yılmaz Atadeniz, az biraz bütün bir Yeşilçam, Kahraman karakterinde bir tür antolojik geçiş yapıyor beyazperdede. Ayrıca Ben Hopkins’in ‘Pazar’ında sergilediği demode olmuş ve değer yargılarına yenik düşmüş karaktere, sanki yeni ve taze soluklu bir ek yapıyor. 

‘Redd’ türküleri
Yerli yerinde kullanılmış animasyonlar ve yine yerli yerinde kullanılmış Redd grubu, şarkıları ve öykünün içindeki işlevi, ‘Prensesin Uykusu’ndaki başarının diğer yan unsurları.
Film başladığında ‘Pan’ın Labirenti’ türünden bir öykü izleyeceğiz duygusuna kapılmıştım (hoş, Meksikalı Del Toro’nun filmi de ‘Alis Harikalar Diyarında’nın en zeki ve en politik uyarmalarından biridir ya) ama, Irmak bizi başka bir hikâyeyle buluşturdu.
Sonuç? ‘Prensesin Uykusu’ tutarlı bir yönetmenin kayda değer arayışlarının yeni bir uzantısı. Şimdiye kadar vizyona giren ‘Yerli sinema’ ürünlerinin de en iyilerinden. Dolayısıyla bir eleştirmen klişesini sığınarak, ‘Kesinlikle kaçırmayın derim. Sinefil ya da sıradan bir seyirci fark etmez; öykü herkesi bir yerinden yakalamayı başarıyor. Daha ne olsun?..