Ah şu 'dış mihraklar'

Ah şu 'dış mihraklar'
Ah şu 'dış mihraklar'
Gael Garcia Bernal ve Haluk Bilginer'in oynadığı 'Rosewater', Londra'da yaşayan İran kökenli bir gazetecinin 2009'daki seçim dolayısıyla gittiği ülkesinde Batı adına casuslukla suçlamasının yanı sıra psikolojik ve fiziksel işkenceyle geçen 118 gününün öyküsüne odaklanıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

ROSEWATER (Not: 3/5)
Yönetmen: Jon Stewart
Oyuncular: Gael Garcia Bernal, Haluk Bilginer, Kim Bodnia, Shohreh Agsdashloo, Dimitri Leonidas, Claire Foy
Yapım: 2015, ABD
Süre: 103 dk.

İktidarlar değişse de kader değişmiyor. Sistem, ailenin her kuşağından kurban almayı sürdürüyor. Bu haftanın ilgi çeken yapımlarından ‘Rosewater’, Londra’da yaşayan İran kökenli gazeteci Maziar Bahari’nin, 2009 yılındaki seçimleri izlemek üzere geldiği ülkesinde gözaltına alınıp 118 gün süren tutukluluk dönemine odaklanıyor.
Newsweek ve BBC adına çalışan Bahari, Tahran’a adım atar atmaz seçmenlerle görüşüp görüntülü haber geçmeye başlıyor. Hava, iktidarda bulunan Ahmedinecad’ın yerini özgürlükçü tonlar içeren ‘Yeşil hareket’in başındaki Musavi’ye bırakacağı yönündedir. Lakin Ahmedinecad ezici bir çoğunlukla seçimi kazanıyor ve peşi sıra muhaliflere yönelik ‘cadı avı’ başlıyor. Bu süreçte Bahari de Batı adına İran’daki sisteme ve iktidara yönelik kötüleyici ve taraflı yayın yapmaktan dolayı içeri alınıyor. Tutukluluk sürecinde ise ‘ajan’ olduğuna dair suçlamayı kabul etmesi için psikolojik ve fiziksel işkenceye maruz kalıyor. ‘Gülsuyu’ ismi ise Bahari’ye bütün bu zulmü uygulayan polisin sürdüğü kokudan geliyor.

Muhalif kimliğiyle tanınan Amerikalı ünlü ‘talk show’cu (Programının ismi ‘The Daily Show’) Jon Stewart’ın ilk yönetmenlik çabası olan ‘Rosewater’, sinematografik anlamda çarpıcı bir yapım değil ama duygusunu ve dertlerini seyircisine geçirmeyi başarıyor. Filme yönelik, “İran’ı kötülemek için çekilmiş, ABD de benzer şekilde işkenceci” eleştirileri yapıldı ama ‘Rosewater’ın Batı iktidarlarını kutsadığı ya da farklı bir noktaya koyduğunu iddia etmek zorlama bir çaba olur. Filmin sanatsal değeri tartışılabilir ama ideolojik açıdan sorunlu olduğu söylenemez. Empire gibi dergileri, ‘Teorema’ gibi filmleri porno olarak nitelendiren, Cohen gibi müzisyenleri ‘düşman’ olarak nitelendirenlerin benzerlerini özellikle bu ülke sathında çok gördük, zaman zaman görmeye de devam ediyoruz. Dolayısıyla ortada en azından bu açıdan bir problem yok.

‘Komünist baba’ Haluk Bilginer

Bahari’nin ‘komünist’ babası Akbar Şah döneminde, ‘özgürlükçü’ ablası Meryem de Humeyni döneminde zulüm görüyor ve aile, iki farklı ideolojinin kurbanı oluyor. Yine bu coğrafyadan bakıldığında benzer resimleri ve hayatları görmek mümkün değil mi?
Ya performanslar? Politik öykülere sahip filmlerde boy gösteren Meksikalı Gael Garcia Bernal, Bahari rolüne uygun bir isim olmuş. Baba Akbar’da Haluk Bilginer de gayet iyi oynamış. Ama en iyi performans işkenceci polis rolündeki Danimarkalı aktör Kim Bodnia’dan geliyor. Anne Moloojoon’da ise ünlü İranlı oyuncu Shohreh Aghdashloo’yu izliyoruz.
Sonuç? ‘Rosewater’, hükümetinin mükemmelliğine inanmayanlara karşı sistemin uyguladığı zulüm üzerine bir film. Sinemada politik öykülere ilgi duyanlar için tavsiye ederiz…