Ah uyku! Ne tatlı şeydir o

Bu kitapta gecenin birçok yüzünü okuyacaksınız. Etrafımızdaki ve içimizdeki, harfi ve mecazi geceyi, ayın karanlığını
ve ruhun karanlık gecesini.

Bu kitapta gecenin birçok yüzünü okuyacaksınız. Etrafımızdaki ve içimizdeki, harfi ve mecazi geceyi, ayın karanlığını
ve ruhun karanlık gecesini. Güneş batıp da insanoğlunun kendi yaktığı ışıklar devreye
girdikten sonra yaşadığımız dünyayı, arkasından daldığımız uyku alemini okuyacaksınız. Uyku araştırmalarını ve düş görmenin fizyolojisini, rüyaların yorumunu, uyanık dünyalarımıza ve eserlerimize nasıl yansıdıklarını okuyacaksınız. Gecelerimize nöbetleşe bekçilik ederek gece hayatını mümkün kılan insanları okuyacaksınız. Bir de geceyi nasıl aydınlattığımızı, gecenin önümüze serdiği tehlikelerle nasıl başa çıktığımızı, hiçbir şeyi göremediğimiz gecenin boş ve zifiri karanlığını kafamızda hangi görünür yaratıklarla doldurduğumuzu ve nihayet geceyi nasıl yok saydığımızı okuyacaksınız.
Beden uykuda, beyin aktif
Uykuya dalmak tıpkı derin bir denize dalmaya benziyor: Derinlere, hep derinlere dalıyor, 1. evreden 4. evreye dek hep aşağılara iniyorsunuz. Bu arada beyin dalgaları yayılıyor, ağırlaşıyor ve voltajlarını yükselterek alfa dalgalarından delta dalgalarına geçiyorlar. Böyle mışıl mışıl uyurken birdenbire, hiçbir ön belirti vermeden su yüzüne hava almaya çıkıyorsunuz: Kan basıncınız değişiyor, kalp atışlarınız ve soluk almanız hızlanıyor, beyninizdeki oksijen tüketimi artıyor, beyninizdeki sinir hücreleri aynen uyanıkken olduğu gibi hummalı bir faaliyete geçiyor ve elektro-ansefalogram (EEG) düşük voltajlı ve hızlı dalgalar kaydetmeye başlıyor. Bedeniniz hala uyuyor uyumasına ama beyniniz neredeyse uyanıkken olduğu gibi çalışıyor.
REM'in sırrı
Böyle bir uyku ile uyanıklık arasında önemli bir fark var. Birincisi ve en tuhaf olanı gözlerle ilgili: Bedeniniz neredeyse bir ceset kadar hareketsizken, gözleriniz gözkapaklarınızın altında fıldır fıldır oynuyor. Bundan dolayı da bu uykuya Hızlı Göz Hareketi (REM) uykusu adı veriliyor. Dikenli karıncayiyen ve gagalı memeli gibi bir-iki istisna dışında bütün memelilerin, hatta bazı kuşlar ve sürüngenlerin de düzenli
REM uykuları var. 1950'li yılların başında bu tuhaf ve insanın aklına bile gelmeyecek fiziksel durumun keşfiyle birlikte, uyku araştırmalarında inanılmaz bir aşama kaydedildi. Tam bir devrim olan bu keşif o zamana dek yapılan bütün uyku araştırmalarının yönünü değiştirdi.
Ömrün beş yılı rüyada geçiyor
İkinci önemli fark ise kaslarla ilgili: Kişi uyanıkken Himalayalara benzer bir grafik çizen elektro-miyogram (EMG), REM uykusu sırasında dümdüz bir çizgi çiziyor. Bu durum iskelet kaslarının felç olduğunu ve hareket etmelerinin mümkün olmadığını gösteriyor. Nitekim bu uykuya, daha doğru bir adlandırmayla, paradoksal uyku da deniyor:
Beden uyuyor ama beyin uyanık. Bu durum debriyajsız bir arabaya benziyor: Motor hızla çalışıyor ama tekerleklerde tık yok. Böyle bir iyki sırasında insan, beyninin gönderdiği sinyalleri alıp harekete geçmek yerine rüyalara dalıyor.
Normal bir gece boyunca on ile otuz dakika arasında değişen sürelerle dört ya da beş kez REM uykusuna dalıyor insan. İlk REM uykusu genellikle kısa (yetişkinlerde ortalama on beş dakika) sürüyor fakat gecenin
ilerleyen saatlerinde düş görme dilimleri hem uzuyor hem de sıklaşıyor. Ortalama bir gece boyunca bir buçuk ya da iki saat süreyle
düş görüyor ortalama bir insan. Dolayısıyla yetmiş yıl ömür süren ortalama bir insan, ömrünün yirmi üç yılını uyuyarak ve bu yirmi üç yılın beş ya da altı yılını ise ister hatırlasın ister hatırlamasın, rüya aleminde geçiriyor.
Kafamızın içindeki dünya
Her gece özel bir dünyaya, kafamızın içindeki
dünyaya giriyoruz bizler. Bu dünyanın kendine
has bir coğrafyası var. Fizikçilerin kaos sistemlerinde keşfettikleri kadar derin ve
karmaşık, gerek fiziksel gerekse de zihinsel açıdan tam bir kaosu bir sinir hücresinin ötekine ve bir çağrışımın başka bir çağrışıma
açıldığı eğreltiotu gibi bir sistemi andıran bir coğrafya bu. Dil öğeleri olarak sözcükleri, soyut sembolleri, duyguları kullanıyor ama en önemlisi de -beynin sağ lopundaki sinir hücreleri uyku sırasında daha başat hale geldiği için- eşyayı, hareketleri ve görsel imgeleri kullanıyor. Ve bütün bunlar aracılığıyla düşünüyor; mantıksal ve matematiksel olarak
ama aynı zamanda da dramatik olarak düşünüyor. Uyku sırasında tuhaf ve olmadık düşünme biçimleri ortaya çıkıyor. Çünkü bu sırada dış dünyadan duyu girişi olmayan saf bir kültürde gerçekleşiyor düşünme.
Bununla birlikte neredeyse daima duygularla dolu bir düşünmedir bu. Zira beyin, uyanık gerçekliğin zincirleriyle bağlı olmadığı için, neredeyse sınırsız bir çağrışım ağı örüyor kendi içinde.