'Ahlaklı' bir katil!

'Ahlaklı' bir katil!
'Ahlaklı' bir katil!
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Hakkını yemeyelim, Jason Statham aksiyon sinemasına yeni bir ‘tat’ kattı. Yakışıklı değil ama karizmatik, çapkın değil ama flörtöz, durmadan insan öldürüyor ama ilkeli... Guy Ritchie’nin vazgeçilmez oyuncusu (Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana ve Snatch) olarak başladığı sinema kariyerini ‘Taşıyıcı’ gibi kendisine has seyircisi olan bir seriyle taçlandırdıktan sonra; her yıl bir ya da birkaç filmle konuk oluyor sinemalarımıza.
‘Subay ve Centilmen’, ‘Şeytanın Avukatı’, ‘Yaşam Kanıtı’ ve ‘Ray’ gibi kalburüstü filmlere imza atan Taylor Hackford’un önüne John Donald E. Westlake’in romanından J. McLaughlin tarafından senaryolaştırılan proje geldiğinde aklına gelen ilk isim Statham olmuştur muhtemelen. Kahramanımız Parker, ilkeleri ve prensipleri olan, zorunda kalmadıkça kimselere zarar vermeyen ‘ahlaklı’ bir hırsız. Müstakbel kayınpederinin ayarladığı bir ekiple yaptığı soygun sonrası ihanete uğrayınca bütün bu ilkeleri bir yana bırakıyor ve şiddet dozu yüksek bir intikam öyküsü başlıyor.
John Donald E. Westlake’in 1962-74 yılları arasında yazdığı altı romanın kahramanı olan profesyonel katilimiz Parker, basılı kâğıtta bu kadar şiddetsever bir insan mıydı bilmiyoruz ama ‘dijital’ zamanlarda elini sakınmadığı bir gerçek.
James Bond’un kendisini yenilediği, Jason Bourne gibi yeni bir ‘aksiyon efsanesi’nin yaratılmak istendiği bir zamanda Hollywood’un eski defterleri karıştırarak geçmişi ve geleceği belirsiz ama bugünü ‘şiddetle’ seven karakterler bulmasına şaşmamalı. Muhtemel ki ‘Parker’ın da böylesi bir karakter olması tasarlanıyor. Film Amerika ’da da bizimle aynı gün vizyona girdiği için ne kadar ilgi göreceğini bilemiyoruz. Ama filme bakıp söylersek ‘zor’ görünüyor.
Bir kere karakterimiz fazlasıyla tekdüze. Tamam, filmin aksiyonu yerinde, delinen vücutlar, kırılan organlar, aksiyon, kovalamaca, her şey mevcut. Ama günümüz aksiyon seyircisi bir parça da olsa karakter derinliği arıyor. En azından karakterin ‘geçmişi’yle ilgili bir problemi olsun, kişiliği tam oturmamış olsun vb. Oysa Parker’ı bu haliyle James Bond’un ‘Soğuk Savaş’ zamanlarındaki hallerine benzetebiliriz. Kaldı ki o bile son film ‘Skyfall’da o bildiğin kendini sorgulamaya başlamıştı.
‘Parker’ın başka sorunları da var üstelik. Öncelikle her şeyin daha 15 dakikadan sonra öngörüldüğü bir iş var karşımızda. Yani türün vazgeçilmezleri entrika ve şaşırtmacanın en basit olanlarına bile başvurulmuyor. Filmin sürprize açık olmayan bu yapısının seyircinin ilgisini çekeceğini söylemek zor. Ama saf aksiyonun peşinden koşanlar için biçilmiş kaftan olduğunu söyleyelim.
Statham üzerine düşeni yapıyor. Jennifer Lopez’in canlandırdığı Leslie Rodgers karakterinin filmde nasıl bir işlevi olduğunu (Lopez’in perdede görünmesinin dışında) anlamak ise zor. Nick Nolte bir görünüp bir kayboluyor. ‘Fantastik Dörtlü’nün ‘taş adamı’ Michael Chiklis kötü adam olarak filmin en iyisi gibi duruyor.