Ahtapotun düğmesi, subyenin mürekkebi

Nedim Atilla Anadolu'nun tüm afrodizyaklarını bir kitapta topladı. Yazar, aşıkıye macunu, kişniş kaplı balık gibi birçok tarifi antik çağ hikâyeleri eşliğinde anlatıyor. Kitap, mitolojiden arkeolojiye, tarihten halk tıbbına uzanıyor
Haber: TİJEN İNALTONG / Arşivi

Ege kıyılarında, ergenlik çağına giren gençlere, “ahtapotun düğmesini, subyenin mürekkebini atmayacaksın” dermiş büyükler. Onlar nedenini nasıl açıklıyor bilemiyoruz ancak Nedim Atilla’ya göre Poseidon’un cinsel açıdan en güçlü tanrı olmasının altında denizle ve denizin meyveleriyle (yani balığıyla, subyesi, ahtapotu, karidesiyle) olan yakınlığı yatıyor. Saydığımız tüm deniz güzellerinin düzenli cinsel hayata katkısı varmış, biz yazarımızın yalancısıyız. (Egeli büyükler bu nasihati boşuna vermediler herhalde!)
Eski Yunanlılar havuca ‘philon’ dermiş. Bu sözcük, Eski Yunanca’daki sevmek fiilinden gelirmiş çünkü havuçtan aşk iksiri yaparlarmış (bu aşk iksiri cezeryeye benzer miydi ki?) Roma İmparatoru Caligula da afrodizyak etkilerini gözlemlemek için senatörlerinden bolca havuç yemelerini istermiş. (Ne acımasızlık!) 

Yasak aşkın şahidi incir
Anadolu ’nun en eski afrodizyaklarından ‘Aşıkıye macunu’, kadınların hamile kalabilmek için başvurduğu, keten tohumu, bal ve nar çiçeğinden oluşan bir iksirmiş. Yine Egeliler, akşam yemeklerinden sonra sakız likörü ile çekirdeksiz nar yenirse ‘Viagra’ etkisi yaratacağına inanırlarmış. Viagra’ya pabuç bırakmak istemeyen insanımız aynı etkiyi yapacak ürünleri ‘yerli Viagra’ sloganıyla satıyor, kimilerine rastlamışsınızdır. Neler yok ki bu listede, Mersin’in ünlü havuç tatlısı cezerye, Anamur’un muzu, Ege’nin inciri, Ordu’nun, Giresun’un fındığı, Akdeniz’in harnupu (keçiboynuzu)... Kimilerinin arkasında mitolojik öyküler de var. Aşk tanrıçası Afrodit’le savaş tanrısı Ares’in yasak aşkının en büyük şahidi incir miydi bilinmez ancak Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın ölümüne neden olan şeyin en sevdiği meyve olan incir olduğunu yine Nedim beyden öğreniyoruz. (Kleopatra’nın aşk hayatı nasıldı acaba?) 

Mevlânâ’yı dinlemek
“Aşk altın değildir, saklanmaz. Âşığın bütün sırları meydandadır” diyen Mevlâna’dan alıntıyla başlıyor kitabına Nedim Atilla. Küreselleşmenin pençesinde toplumsal değişimler yaşasak da Anadolu’nu çeşitli yörelerinde geleneklerin (hele de afrodizyaklara dair geleneklerin) halen sürdürüldüğünü söylüyor ve Anadolu’nun afrodizyaklarını anlatırken bir yandan da üzerinde yaşadığımız toprakların antik çağlardan gelen bereketini aktarıyor okuruna. Mitolojiden arkeolojiye, tarihten halk tıbbına geniş bir alanda tatlı tatlı anlatıyor dilden dile, nesilden nesile gelmiş Anadolu afrodizyaklarını ve diyor ki “En yangın aşklar yemekte başlar!” Sevgiliyle birlikte mutfağa girmenin dünyanın en romantik eylemi olduğunu söylüyor yazarınız ey sevgililer! Öyleyse ne yapılacak, önce bu kitap alınıp baştan sona okunacak. Sonra birlikte alışverişe çıkılacak, kitaptan seçilmiş tarifler için gerekli malzemeler alınacak ve birlikte mutfağa girilecek. Mutfakta ve sonrasında ne yaptığınız bizi ilgilendirmez, lütfen Mevlânâ’yı dinlemeyiniz, aşk hayatınız konusundaki sırlarınızı güvenli bir yerde saklayınız! Ben antik çağdan günümüze kalan ‘Kişniş Kaplı Balık’ tarifine taktım kafayı. Evde tane kişniş ve sirke var nasılsa. Morina, mezgit veya dil balığı filetosu buldum mu malzemeler tamam demektir. Kavurup toz haline getireceğim kişnişe bulayıp pişirdiğim balığı afiyetle yiyeceğim, bundan sonra da böyle kitaplar okumayacağım. Olmaz ki, bu kadar da özendirilmez ki!

EN YANGIN AŞKLAR YEMEKTE BAŞLAR
Anadolu Afrodizyakları
A. Nedim Atilla
Hayy Kitap, 2010
122 sayfa, 9 TL.