Aile suç işlemeye müsait ir alan

Aile suç işlemeye müsait ir alan
Aile suç işlemeye müsait ir alan
Altın Koza'dan en iyi yönetmen dahil beş ödülle dönen 'Gözetleme Kulesi'nin yönetmeni Pelin Esmer, "En emniyette hissettiğimiz yer bir anda cehenneme, en tehlikeli gördüğümüz yer de sığınağa dönüşebiliyor" diyor.
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Filmde emniyet kavramı neden bu denli ön planda?
 
Canhıraş şekilde bir emniyet arayışındayken en emniyette hissettiğimiz yer bir anda cehenneme, en tehlikeli gördüğümüz yer de sığınağa dönüşebiliyor. En koşulsuz şartsız kutsal, sorgulanmaz, en emniyetli alan olarak algıladığımız aile kurumu aslında suç işlemeye çok müsait bir alan. Suçların hasıraltı edilmesine çok uygun bir yer çünkü. Öte yandan çok tekinsiz bulduğumuz bir yer, emanet kavramı işin içine girince bir anda en korunaklı yer haline gelebilir. Bazen de fazla emniyet göz çıkartıyor işte!
Filmdeki karakterlerden biri ensest mağduru, diğeri de suçluluk duygusuyla içe dönmüş. Nereden düştü aklınıza bu iki husus?
Suçluluk duygusuna dair sorularla... Ayrıca emniyet kavramını hâlâ sorguluyor olmam, halı altına süpürülen mevzuların birikimi, onun içimde yarattığı sıkıntı; sıkıntılar, sorular birikince yazmaya başladım. 

Var mı hayatınızda suçluluk duyduğunuz bir şey? 
Var tabii. Ama ayrıca suçluluk duygusu, birebir işlenilen bir suçla da bağlantılı olmayabilir. Suç işlemeden suçluluk duyabilir insan. 

Ensest mağduru Seher karakterinin durumu tam da bu aslında… 
Bu, yok sayılmaya, göz ardı edilmeye çok müsait bir suç. İşleyenden çok mağdur olanın suçla ve suçluluk duygusuyla yüzleşmek zorunda kaldığı bir durum. 

Suçu işleyen karakteri hiç görmüyoruz filmde. 
‘Kötü adam’ı cisimleştirip okları sadece ona yöneltip, kendimde ve izleyicide bir rahatlamaya izin vermek istemedim. Görmediğiniz bir karakter bazen gördüğünüzden çok daha ağır bir etki yaratabiliyor üstünüzde. 

Nihat karakteri için Olgun Şimşek’i seçerken ne vardı aklınızda? 
Nihat’a, Nihat’ın yaşadığı duygulara kendi hayatında biriktirdikleriyle ulaşacağını hissettirdi bana ilk görüşmemizde. Zaten Barış Pirhasan’ın kısa filmi ‘Gül ile Adem’den ve ‘Yazı Tura’dan biliyordum onu, çok beğenmiştim her ikisinde de. Uzun sohbetlerimiz sırasında birbirimizi anlayabileceğimizi, en azından buna çaba göstereceğimizi hissettim. Heyecanı ve merakı çok önemliydi benim için. Doğayla olan özel ilişkisi de ayrıca bu film özelinde hem ona hem bize çok yardımcı oldu. 

Seher karakterini canlandıran Nilay Erdönmez’le nasıl kesişti yollarınız? 
Önceki kış Nilay bir oyun koyuyordu sahneye. Ortaköy’deki Afife Jale’de, hem yönetiyor hem oynuyordu Jean Genet’nin ‘Zenciler’ini. O sıra Ezgi’yle harıl harıl Seher için cast çalışması yapıyorduk. Bir yandan da o sıra çok oyun seyrediyordum yeni, genç oyuncuları tanımak için. Ama ‘Zenciler’e aslında başka birini izlemeye gitmiştim. Öyle biri yokmuş meğer, yalnış anlamışız, ama Nilay oynuyordu, Nilay’ı izlemiş oldum. İyi ki gitmişim o gün... 

Tosya’daki o gözetleme kulesini nasıl buldunuz? 
Yıllar önce bir gazete haberi okumuştum, gözetleme kulesinde yaşayan bir aileden bahsediyordu. Bu kulelerin varlığından o zaman haberdar olmuştum ama üzerine bir film yapmak gibi bir düşünce filan gelişmedi. O bilgi benim hatıramda kalmış. Yıllar sonra senaryoyu yazarken, Nihat karakteri gelişirken, onun mekânını düşünmeye başladığım zaman aklıma geldi tekrar. Orman olan her yerde orman müdürlüklerine bağlı yangın gözetleme kuleleri varmış meğer. Batı Karadeniz’den başladık aramaya, Tosya’da bulduk. Dipsizgöl diye harika bir kule. Adı da uydu filme! 

Faal durumda mıydı bu kule? 
Hayır, iki senedir çalışmıyormuş. İki sene öncesine kadar o kulede yıllarca bekçilik yapmış Cafer Abi’den kuleyi Nihat’a teslim aldık! O bölgede artık ihtiyaç kalmadığı için, bir de bayağı eski olduğu için yaşam şartları oldukça zorlayıcıydı, onun için yıkılacaktı aslında. Kastamonu ve Tosya orman müdürlerine film için yıkmamalarını rica ettik. Ricamız üzerine yıkmadılar. Hâlâ orada duruyor.
Çekimler nasıl geçti, doğa şartları zorladı mı sizi? 
Altı hafta planladık ama hava koşulları nedeniyle bir hafta uzatmak zorunda kaldık çekimleri, yedi haftada tamamladık. Ekim, kasım aylarıydı. Dakikalar, saniyeler içinde değişiyordu hava şartları. Sis, yağmur, dolu... Uzun saatler bazen güneşi, bazen yağmuru, bazen sisi bekledik. Doğaya tabiydik büyük oranda, o da bizi çok üzmedi. 

Filmdeki lokanta sahneleri de orada mı çekildi? 
Evet, Tosya yolu üstünde küçük bir duraklama yeri, benzinlik diyelim. O lokanta da oradaydı ama işlemiyordu, biz film için yeniden düzenledik. Daha önce defalarca durduğum, çay, çorba içtiğim mekânlardan birini arıyordum ve şans eseri kuleye de yakın olan bu mekânı bulduk. Tam da böyle bir duraklama yeri arıyordum. Hatta Seher’in odasındaki yatak bile orada duruyordu!

Altın Koza’da ödül almayı umut ediyorduk 
Altın Koza’dan beş ödülle dönmeyi bekliyor muydunuz? Herkes gibi biz de umut ediyorduk tabii. Yönetmen ödülünün yanı sıra oyuncularımız ve görüntü yönetmenimizle hep beraber değerlendirilmek güzel oldu bizim için. Filmin bir bütün olarak değerlendirilmesi ayrıca sevindiriciydi tabii.

Film dünya prömiyerini de Toronto Film Festivali’nde yaptı. Nasıldı orada tepkiler?

Genelde olumluydu tepkiler ama daha da önemlisi bir Türk filmi oluşunun ötesinde filmin duygusu ve izleyicinin üzerinde bıraktığı his daha çok konuşuldu, hem yabancı basında hem izleyiciler arasında. Filmi belli bir coğrafyaya sıkıştırmaya çalışmadan daha çok sinema ve insan üzerinden okumaya çalıştılar. En azından artık istatistiki sorular değil, filmin yarattığı duygu ve getirdiği sorular üzerine konuşabildiğimiz bizim için iyi bir deneyim oldu. Ayrıca Olgun’un, Nilay’ın, tüm oyuncuların performansının çok konuşulduğunu söyleyebilirim.