Aklım hâlâ komünist sürgünlerin 'kızıl ada'sı Ikaria'da!

Aklım hâlâ komünist sürgünlerin 'kızıl ada'sı Ikaria'da!
Aklım hâlâ komünist sürgünlerin 'kızıl ada'sı Ikaria'da!
Yunanistan'da 40'lı yıllarda komünistlerin sürüldüğü, Yunan Komünist Partisi'nin hâlâ en yüksek oy aldığı 'red rock'ta (kızıl ada), yani Ikaria'dayız... İnsanların en uzun yaşadığı yerlerden biri olarak gösterilen adaya, Kolektif İstanbul'un peşinden gittik. Ikaria Icarus Festivali'ne katılan müzik grubuyla birlikte maceralı, eğlenceli zaman zaman da hüzünlü dakikalar yaşadık.
Haber: NESLİHAN AKDAŞ - nesli.akdas@gmail.com / Arşivi

Üzüm bağları arasındayız. Güneş karşıki tepeyle denizin arasından bir saat sonra batacak. Günün en güzel saatlerine, o sırada soundcheck yapmakta olan grubun müziği eşlik ediyor. Saksafon, trompet, suzafon, bateri... Balkanlardan esen caz, funk melodilerini uzun yıllardır İstanbul ’da dinledik ama bu kez elimizde şarap kadehleri, bir Yunan adasının telaştan uzak sakinleriyle dinleyeceğiz. 10’uncu yılını kutlayan Kolektif İstanbul ile birlikte Ikaria’dayız. Hislerimize ( Türkiye ’de uzun zamandır kullanamadığımız) şu cümleler tercüman olacak: Keyfimiz gerçekten de yerinde.


LÜKS YOLCU GEMİSİ VE GÖÇMENLER

Aslında Ikaria adasının kuzeyindeki Profitis Elias köyündeki Afianes şaraphanesine 7 saatlik bir yolculuğun ardından ulaştık. Sabah saatlerinde Samos’tan kalkacak feribot arıza yapınca yol maceramız da başlamış oldu. Akşama konser vardı ve Ikaria’ya ikinci feribot da akşam saatlerindeydi. Önce, Samos’ta Karlovasi’ye geçtik. Limana ulaştığımızda iki tezat dünya, dev bir lüks yolcu gemisiyle, adanın her köşesini mesken tutmuş göçmenler karşıladı bizi. Bir balıkçı teknesine atladık, üstümüzde güneşten korunmak için küçük bir tente Ikaria’ya doğru yola çıktık. Daha göçmenlerin ağırlığını üzerimizden atamamıştık ki bu kez Samos açıklarında patlatılmış bir göçmen botu gördük. Kimbilir gece kaç kişiyi umuda taşıyordu? Botu nasıl patlamıştı? İçlerinden kaç kişi hayattaydı? Belki de sabahın ilk saatlerinde keyifle kahvelerimizi yudumlarken göz göze geldiğimiz, adaya sahil güvenlik eşliğinde yeni ayak basan göçmenlerdi bu bottan kurtulanlar. Balıkçı teknesi feribot kadar hızlı gitmediği için yol uzun sürdü. Ikaria’ya üç saat sonra ulaştığımızda hala aklımızda zorunlu göçün gölgeleri vardı.


Ikaria’ya tertemiz (-ki adanın her plajı cam gibi), tekneden baktığımızda dibini gördüğünüz Therma sahilinden girdik. Konsere sayılı saatler kalmıştı. Öyleyse, tam gaz yola devam. Arabalara atladık. Kekik kokuları arasından virajları ala ala adanın bir tepesinden diğerine tırmandık ve tekrar kıyıya indik. Ağustos ayında kalabalığın zirve yaptığı Gialiskari ve Armenistis plajlarını teğet geçerek ağustos böceklerinin sesi eşliğinde başka bir tepeye doğru yol aldık. Adanın güneyinden kuzeyine gitmek iki saati buldu. Ikaria’daki ilk gün, akşama işte böyle dokundu.

GÜN BATIMI, ŞARAP VE KOLEKTİF İSTANBUL

Afianes Şarap Bağı’nda muhteşem bir gün batımının ardından Kolektif İstanbul’un adada bu yaz 10’uncusu düzenlenen Icarus Festivali kapsamındaki ilk konseri de başladı. Şarapevinin bahçesini ve küçük anfitiyatrosunu dolduran kalabalık, İstanbul’dan gelen misafirlerini daha ilk dakikalardan itibaren içtenlikle kucakladı. Bir Kolektif İstanbul klasiği olan Stipski Köçek ile başlayan konser, iki saat sürdü. Türkiye’nin tek suzafoncusu Ertan Şahin ve bateride nevi şahsına münhasır Batuhan Büyükdoğan’ın sololarına bu kez Volkan Coşar’ın trompet şovu da eklendi. Daha konserin ilk yarısı bitmeden üzüm bağlarının her köşesinden farklı bir grup dansa dahil oluyordu. Gecenin sonunda Kolektif İstanbul’un adalılara sürprizi vardı; Ikaria’nın yerel halay müziği olan Ikariotiko’nun ilk notaları dökülür dökülmez adalılar da danslarına başladı. Ve ilk konserin bitiş sahnesi: Kolektif İstanbul’un kurucusu Richard Laniepce saksafonuyla halayın ortasında tekrar tekrar Ikariotiko’yu çalıyor.


EN UZUN YAŞAYAN İNSANLAR
Ada sakinlerini konserin bittiğine ikna etmek çok zor oldu. Gece 2 civarı biz köyden ayrılırken kalanlar gencinden yaşlısına eğlenceye devam etmek için başka başka mekanlara yol aldı. Ne de olsa Ikaria, bereket ve şarap tanrısı Dionysos’un doğum yeri olarak biliniyordu. Dünyanın en uzun yaşayan insanları bu adada, elbet bu duruma eğlencenin ve müziğin kattığı bereketi hissetmemek elde değil.



ZAMANIN DURDUĞU YER
Adada ikinci gün. Sabah Armenistis plajında balıklarla yüzüyoruz. Ama konser için tekrar adanın güneyine, Ikaria’nın merkezi Agios Kirykos’a dönmemiz gerek. Icarus Festivali’nin organizatörü Vangelis Fampas’ı bekliyoruz. Belki de 2 saatten fazla. Ama telaşa gerek yok. Burada ‘yavaş olmak’ eşittir ‘uzun yaşamak’. Vangelis geliyor, kahveler içiliyor. Ve sonunda hareket saati. Adayı ortadan ikiye bölen dağ yolundan yine iki saatte, yine kekik kokuları ve ağustos böcekleri eşliğinde yol alıyoruz. Bu kez manzara farklı. Kocaman kayalıkların arasından sarkan asfalt ve virajlı yoldan masmavi Ege’ye çıkıyoruz. Güneşi de bu kez Agios Kirykos sahilinde kulaç atarken batırıyoruz.

DERSİMLİ KÜRT ALİ
Akşam iki ay süren Icarus Festivali’nin aynı zamanda son konserini verecek Kolektif İstanbul. Seyirci yine keyifli, heyecanlı. Bu kez seyirciler arasında grubun solisti Aslı Doğan’a “Kürt Ali” türküsünde eşlik eden özel biri de var; Dersimli Ali. “Aman Kürt Alim/Canım Kürt Alim/Oyna bana Kürt Alim/Çal bana Kürt Alim...” 12 Eylül’de Türkiye’den Yunanistan’a iltica eden Ali Ağabey, tam da türküde olduğu gibi gündüz saatlerinde sigara paketinin folyosundan çalmıştı bize başka bir türküyü. Bir de neden uzak diyarlarda olduğunu anlatmıştı. Gözlerimiz dolu dinlerken, o her kelimeyi, her heceyi bir özlem ile dokudu adeta. Kürt Ali’nin öyküsü şimdilik bizde kalsın.


Kolektif İstanbul, Ikaria’daki ikinci konserinde de ayakta alkışlandı. Son karede bu kez Richard, gaydasını bir kenara bırakıp seyircilerle karşılıklı göbek atıyordu. “Seneye de gelin” çığlıkları arasında Ikaria’lılarla vedalaşıldı. Saat 12’yi geçmiş, biz Taksim büfeleri tadında bir Souvlaki’cide (Yunan usülü şiş kebap) atıştırırken adalılar için gece yeni başlıyordu.
Ikaria’da nereye gidilir, ne yenir, nasıl ulaşılır? Başka bir yazının konusu olsun. Şimdilik sizlere gözleri içten gülen, samimiyeti ve cıvıl cıvıl müzikleriyle dünyanın en sıkıcı köşesini bile karnavala çevirecek olan Kolektif İstanbul’un Kereveti’yle veda edelim: “Boşuna bekleme burda/ Gökten düşmez o üç elma/ Kerevet burda!”