'Albüm yapmak evlilikten daha zor'

'Albüm yapmak evlilikten daha zor'
'Albüm yapmak evlilikten daha zor'
Son albümü 'Güneşi Beklerken'i yayımlayan Mor ve Ötesi, "Daha fazla şarkıdan oluşsun isterdik ama CD'ye sığmayacaktı" diyor.
Haber: elif ekinci / Arşivi

Arayı çok fazla açmadan, yaklaşık iki senede bir albümle, sevenlerini sevindiren Mor ve Ötesi, yeni albümü ‘Güneşi Beklerken’i yayımladı. Albümün verdiği ilk intiba, (2004 tarihli ‘ Dünya Yalan Söylüyor’u grup için müzikal anlamda bir kırılma noktası olarak kabul ederek) hem erken dönem Mor ve Ötesi albümleri kadar samimi hem de son dönem albümleri kadar kaliteli bir sound’a sahip. 8 Şubat Cuma akşamı Ghetto’da gerçekleşecek albüm tanıtım konseri öncesi grup elemanlarıyla buluştuk, yeni albüm üzerine konuştuk.
Yeni albüm ‘Güneşi Beklerken’den erken dönem Mor ve Ötesi tadı alınca benim gibi düşünenler var mı diye biraz araştırdım. İnsanlar bu tadı alanlar ve almayanlar olarak ikiye bölünmüş durumda sosyal medyada. Siz ne düşünüyorsunuz?
Kerem Özyeğen: Aslında ilk dönem albümlerle son dönem albümlerin karması galiba bu albüm. O yüzden böyle bir bölünme doğal bence.
Kerem Kabadayı: Her albüm sonrası ‘Bu biraz şu albüme benzedi’ filan diye konuşuruz ama bu sefer öyle bir konuşma geçmedi aramızda.
Müzikteki yeni trendlere pek kulak asmamış gibi görünüyorsunuz. Albümde, bildik Mor ve Ötesi sound’unun dışındaki tek şarkı ‘Bahar’ diyebiliriz.
Özyeğen: Zaten Depeche Mode yeni single ‘Heaven’da yaptı yapacağını! Biz gitarlarımızla yola devam edeceğiz. (Gülüyorlar)
Harun Tekin: Trendleri çok kale alan bir grup olmadık hiçbir zaman. Buna istinaden, bizim yaptıklarımızı kale alanlar oldu. Biz etraftaki müziklerden değil de daha çok etrafta olanlardan, hayattan etkileniyoruz. 
Bu kadar üretken olmanızın sebebi bu mu? İki senede bir albüm ortalamasıyla ilerliyorsunuz... 

Tekin: Bu kez prova yaparken kayıt da yaptık, mix de yaptık. Her şey iç içe geçti. Bu da aslında başlı başına bir üretim biçimi yeniliği demek. Bunları birbirinden ayrı sekanslar olarak ele almadık, son haline kadar hep değişime açık oldu kayıtlar. Bu açıdan hızlı ve farklı bir süreçti bizim için.
Kabadayı: Bir de tabii kendi prova stüdyomuzu kullanmanın verdiği rahatlık vardı. Prova dönemini saymazsak herhalde ilk albümden bu yana en hızlı kaydettiğimiz albüm bu oldu. İlk albümdeki sekiz şarkıyı sekiz günde kaydetmiştik. Şimdi öyle bir hıza ulaşmamızın imkânı yok tabii ki ama bu albümü de hızlı paketledik diyebiliriz. Hatta birkaç şarkının, birbirleriyle hiç alakası olmayan versiyonlarını kaydetmiştik, hangisini tercih edeceğimiz gibi gayet temel kararlar bile bir gün içinde verildi.
Neden böyle hızlı karar verme gereği duydunuz? Özyeğen: Sanırım yapımcımız Serdar Ateşer’in bize güven telkin eden tavırları olmasaydı, bu kadar hızlı ilerleyemezdik.
Yaklaşık 10 yıldır yapımcı Tarkan Gözübüyük ile çalışıyordunuz. Serdar Ateşer ile nasıl kesişti yollarınız?
Özyeğen: Burak, Serdar’la Ayvalık’tan tanışıyordu. Bizim 90’lardan beri takip ettiğimiz bir müzisyendir aslında, ‘Avdet Seyri’ diye bir albümü vardı, bence 90’ların en iyi birkaç albümünden biridir. Birlikte yaşadığımız evde çok dinler, takdir ederdik. Bu albümde kader yolları birleştirdi. Hem önayak olduğu konuk müzisyenlerimiz hem de düzenlemeler konusunda, hakkını ödeyemeyiz.
Bu albümde şarkıları da uzun tutmuşsunuz.
Tekin: Sadece bu albüm için 30’a yakın şarkı ürettik. Daha fazla şarkıdan oluşsun istedik ama artık CD’ye sığmayacaktı, ki zaten 61 dakikayla en uzun albümümüz. Bunu ben şarkıların ruhuna bağlıyorum. Şarkılar talep ettiler, biz de onların isteği doğrultusunda hareket ettik. Uzun şarkılar var ama dinlerken hiçbiri o kadar uzun gelmiyor insana. Çalarken de öyle...
Sekiz buçuk dakikalık bir ‘Mermiler’ örneği var mesela albümde, Aynur Doğan’ın da konuk olduğu...
Tekin: Evet, Aynur Doğan şarkının çehresini değiştirdi. Türkiye ’de yıllardır süren savaşla ilgili bir şarkı ‘Mermiler’. Her taraftan dinlenebilecek, hayatın ölümden daha değerli olduğunun altını çizen bir şarkı. Bir manada ‘Masumiyetin Ziyan Olmaz’ albümündeki ‘Nakba’nın akrabası, ‘Dünya Yalan Söylüyor’daki ‘Re’nin ikizi. ‘Re’ dünyaya gelmemiş bir çocuğun ağzından yazılmış bir şarkıydı. ‘Re’ ile ‘Mermiler’in arasındaki bölümü uzatmak gerekiyor işte...
Aralık ayında Londra O2 Academy’de bir konser verdiniz. Nasıl bir deneyimdi?
Kabadayı: Türkiye dışında çalmak her müzisyene iyi hissettirir. Örneğin 2009’da bir Avrupa turnesi yapmıştık, çok güzel ve belki de grubun en ünite gibi hissettiği etkinliklerden biriydi. Bir otobüste, konser veren sardalyaler gibi geziyorduk.
Özyeğen: Son üç albümdür çalıştığımız ses mühendisi Chris Sheldon da gelip izledi Londra konserini. O da mutlu etti bizi. Şimdi martta mini bir ABD turu var. New York, Washington, Boston ve Texas’ta düzenlenen SXSW festivaline katılacağız. Yazın da, her yazki gibi, tekneyi kıyıya çekeriz.
Tekin: Ramazan geliyor zaten.
Ramazan’da sahnelerden çekileceğiz mi diyorsunuz?
Tekin: Yoo, aniden çalabiliriz de bir yerlerde. Bazen konserlerin iki hafta önceden belli olduğu bile oluyor.
Hafta sonu Radikal sayfalarında Harun Tekin imzalı bir Balyoz davası yazısı yayımlandı. Nasıl tepkiler aldınız yazıyla ilgili?
Tekin: Fransız Devrimi’nden 250 yıl sonra, devrimin etkilerini sordukları Çin Dışişleri Bakanı gibi cevaplayacağım: Bir şey söylemek için henüz çok erken!
Yakın zamanda bir de ‘Mor ve Ötesi dağılıyor’ manşetleri atıldı. Harun Tekin ve Kerem Kabadayı arasındaki fikir ayrılığından ötürü...
Tekin: Görüldüğü üzere, birlikteyiz, buradayız, albüm yaptık zaten daha ne yapalım!
Özyeğen: Ki albüm yapmak bazen evlilikten daha zordur.
Neredeyse 15 yıllık bir geçmişiniz var. Bazen ‘Bitse de gitsek’ diyor musunuz yoksa hâlâ amatör bir ruh taşıyor musunuz?
Tekin: Çaldığımız duruma ve yere göre değişiyor açıkçası. Ama dördümüzün de öyle hissettiği pek olmuyor. Kerem davulun arkasında olduğu için onun durumu idare eder ama biz önde üç kişi, tabak gibi... İki tanesi düşerse mesela, diğeri hemen ekstra çabayla bir şeyler yapıp konserin ilgi odağı oluyor ve somurtanları daha geri plana atıyor. Bu durumlarda kendiliğinden böyle bir çözüm çıkıyor ortaya artık, çünkü hepimiz birden somurtamayız, biliyoruz. Ya Burak zıplar ya ben daha geveze olurum vs.
Kabadayı: Dördümüz birden öyle hissediyorsak zaten o da apayrı bir eğlence oluyor. Giderek saçmalıyoruz filan...
* Mor ve Ötesi, 8 Şubat’ta İstanbul Ghetto’da, 16 Şubat’ta Ankara Jolly Joker’da konser verecek.