Alkışı duymak ve şiddeti görmek arasında

Alkışı duymak ve şiddeti görmek arasında
Alkışı duymak ve şiddeti görmek arasında
Hepimizi derinden yaralayan ülke gündemi arasında, bu hafta moda sektöründe de önemli birkaç gelişme yaşandı. İptal edilen Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul'a rağmen, uluslararası sektör oyuncularını ağırlayan üç profesyonel organizasyon, yaralarımızı sarmasa da gelecek günlere dair umut motorunu çalışır tutmamız adına önemliydi.
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Gönül ister ki, mutlu ve huzurlu günlerde güzel haberler yazalım ve hep birlikte başarıların keyfini çıkaralım. Malesef tatsız, moralsiz bir gündem içindeyken yaraları sarmaya hiçbir haber kafi gelmiyor. Böyle günlerde -üstelik moda gibi- yaşamın kremalı tarafından yazılar yazmak ise en zoru elbette. Bir yandan da hayatın devam ettiği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışırken, yıllar önce gazeteci büyüğüm Neyyire Özkan'ın söylediği bir sözü hatırlıyorum hep: "Yaptığınız işin kendisi de bir duruş, bir direniştir."      

ÜZÜCÜ OLAYLARDAN ÖTÜRÜ...
Tüm bu acı gündem içinde alınan bir karar geçtiğimiz hafta moda sektöründe çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul, cumartesi akşamı alınan hızlı bir kriz yönetimi kararıyla iptal edildi. "Ülkemizde yaşanan üzücü olaylardan ötürü" ibaresiyle deklare edilen bu haberin, haftalarca çalışmalarını sürdüren moda tasarımcılarımız üzerinde yarattığı üzüntü ve motivasyon kaybı da işin tuzu biberi oldu.

Bu noktada günlerdir tartışmaları gözlemlediğim, soruları ve yanıtları farklı perspektiflerden dinlediğim birkaç noktaya değinmek istiyorum. Bunların başında da kuşkusuz defile iptalleri nedeniyle canları sıkılan moda tasarımcılarımızın tepkileri geliyor. Hazırladıkları sezon koleksiyonlarını satışa yönlendirmek isteyen tasarımcılarımız için birer vitrin bu defileler... Emeklerinin karşılığını öncelikle alkış olarak duymak, ardından satışa çevirmek gibi doğal kaygıları var. Fakat geçen bu iptal sürecine birkaç tasarımcının ortalığı birbirine katarcasına şov önceliğine düşerek, olup bitenler için önlerine çıkanı suçlamalarını doğru bulmuyorum. Kılcal damarlarımıza kadar işlemiş olan gazino kültürünün uzantısı olan bu tutum, profesyonel sektör oyuncularına yakışmıyor.
Kaldı ki, global ekonomik durgunluğun tüm moda ve hazırgiyim sektörü üzerinde yarattığı strese rağmen, bu vesvesecilerin bir kısmının 40 ülkeden 500’ü aşkın satınalmacının 2016 İlkbahar/Yaz koleksiyonlarıyla buluştuğu The Core Istanbul’a katılmamış olmalarını da anlamsız bulduğumu eklemem gerek. Üstelik kendilerinin de satış kaygısını bu kadar bariz şekilde gündeme getirdiği bir süreçte bardağın dolu tarafını gözden kaçırıyorlar. 

BİR FUARIN ANATOMİSİ
The Core Istanbul, son aylarda hazırlıkları sürdürülen ve İstanbul’u belki modanın beşinci başkenti değil ama cazibe noktalarından biri haline getirmeyi hedefleyen dört büyük organizasyondan sadece biri. İptal edilen Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’un yanı sıra, eş zamanlı olarak Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği'nin ev sahipliğinde gerçekleşen 8. İstanbul Moda Konferansı ile 1996 ve 2003’ten sonra üçüncü kez İstanbul’da düzenlenen 31. IAF Dünya Moda Kongresi de şehirdeydi.

The Core’un gerek Türk moda tasarımının uluslararası prestiji gerek hedeflenen ihracat ekonomisi gerekse de profesyonel bir sektör duruşu açısından önemini Moda Tasarımcıları Derneği Başkanı Mehtap Elaidi’ye sordum. Uzun yıllar fuar tecrübesi yaşamış bir tasarımcı olarak Elaidi, birkaç önemli gözlemini paylaştı. “İlk The Core’dan bugüne koleksiyonlarda da satınalmacılarda da profil çok değişti. Tasarımcılarımız artık çok daha hazırlıklı bir şekilde katılıyorlar. Fuar tecrübesi olan tasarımcılarımız için bir artı değer. Henüz hiç fuara katılmamış genç arkadaşlarımız içinde bir ön hazırlık süreci gibi,” diyor ve ekliyor “Satınalmacılarla interaktif etkileşim içindeyken, yan standdaki tecrübeli olan tasarımcıları gözlemliyor olmaları açısından da bir artı elbette.”

BİR GELİR MODELİ OLARAK BAKALIM
Herkesin kendi arasında konuştuğu “Peki satış oluyor mu?” sorusunu soruyorum Elaidi’ye. “İlk The Core fuarından ikincisine çok önemli bir artış vardı. Bu sezon da katlanarak artacağını düşünüyorum. Kendi satınalmacılarımdan gözlemlediğim önemli bir nokta var. Paris’teki Tranoi Fuarı’nda benden hep satın alma yapan isimler ilk kez ‘İstanbul’a geliyoruz; siparişlerimizi orada yaparız’ dedi. Bu önemli bir detay. Çünkü dört büyük moda haftasının sonunda artık İstanbul’a da bütçe ayırmaya başladılar.”
Bu sezon Tarihi Bomonti Biraz Fabrikası’nda üç gün boyunca kurulan The Core Istanbul fuarı iki bölüme ayrılmış durumda. Defile iptalleri nedeniyle haklı motivasyon kaybı yaşayan 22 moda tasarımcısının bulunduğu bölüm biraz daha buruk. Haksız sayılmazlar; ama bu fuarın satışa dönmesi motivasyonunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Fakat 32 markanın katıldığı hazır giyim tarafında ise heyecan ve enerji daha yüksek.
Bir de işin güzel tarafı var. Bundan beş sene önce temenni ettiğimiz noktaya yaklaşmışız. Işıltılı gece elbiselerinden cüretkar avangard giyime, şapka ve takı gibi aksesuar tasarımcılarından erkek giyime kadar moda sektörünün farklı alanlarında markalarımız var artık. Her sezon katılan taze isimlerin zamanla serpilip güzel bir kuğuya dönüşmesi de cabası. Koleksiyonlara dokunmak, ilk ağızdan bilgisini almak, hikayesini duymak paha biçilemez. Satınalmacılar kadar, yayın yönetmenlerinin, editörlerin, blogger’ların ve moda basınının da bu fuara ilgisini artırması bu noktada çok önemli. Bir koleksiyonun defile sonrası satışa dönme performansı elbette yüksek. Ama bunu yeterince anlamak ve anlatmak da bizlere düşüyor.

SATIŞ NOKTALARI DA ARTIYOR
Geçtiğimiz hafta açılışı yapılan Nişantaşı’nın yeni mağazası Gizia Gate’te katıldığım yemekte görünen tablo, bir süredir kendine nitelikli satış kanalı arayan tasarımcılarımıza adeta taze kan pompaladı. Rusya ve Ukrayna pazarında ciddi hacmi olan Gizia markasının kurucusu İsmail Kutlu’nun ve Ceyda Balaban’ın projede emeği büyük. Aynı şekilde son birkaç sezondur çeşitli tasarımcılardan satın alma yapmaya başlayan Harvey Nichols, Beymen ve Brandroom gibi departman mağazaların da bu sistemli büyümede etkisi olacak.
Üzerimizdeki ölü toprağından ve kendimizi sürekli hakir görme sendromundan kurtulmamız şart. Yaşanan tüm olumsuz gelişmeler canımızı sıksa da, insanlığı sanatın ve yaratıcılığın birleştireceğine, barışa kavuşturacağına olan inancımızı kaybetmemiz gerekiyor. Duygusal tepkileri ağır bassa da, başta moda tasarımcılarımızın her sabah yeni motivasyonla uyanması ve bize de ilham vermesi gerekiyor. Tıpkı Neyyire Özkan’ın bana dediği gibi, "Yaptığınız işin kendisi de bir duruş, bir direniştir."