Alman askeri mezarlığında teatral bir yolculuk

Alman askeri mezarlığında teatral bir yolculuk
Alman askeri mezarlığında teatral bir yolculuk
Alman sanatçılar Hans-Werner Kroesinger ile Regine Dura, Goethe Enstitüsü'nün davetiyle geldikleri İstanbul'da ürettikleri işlerde Birinci Dünya Savaşı'na, Tarabya'daki Alman Askeri Mezarlığı'nda yatmakta olan Alman askerlerin gözünden bakıyor...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Tarabya’daki Almanya Büyükelçiliği’nin nefes açıcı yazlık rezidansındayız. Erguvanların arasından boğaza doğru bakan bu büyük bahçede, 100 yıl geride kalmış bir savaşın anıları arasında dolaşmak üzere vaktin gelmesini bekliyoruz. Bahçede ‘okulu asmanın’ verdiği neşeyle bekleyen, bir grup lise öğrencisi ve öğretmenleriyle birlikte. Ama birazdan başlayacak bir saatlik teatral yolculuk, gençlerin neşesini, muharebe meydanının can sıkıcı detaylarıyla gölgeleyecek.

Rezidansın girişteki geniş bahçesini ardımızda bırakıp arka tarafa doğru uzanan mezarlığa yöneliyoruz. Önde, performansı gerçekleştirecek biri Türk diğeri Alman iki oyuncu Mehmet Bozdoğan ile Lajos Talamonti ve birazdan takibe başlayacağımız bu belgesel tiyatro performansının yaratıcıları; yönetmen Hans-Werner Kroesinger ile dramaturg Regine Dura yürüyor. Goethe-Institut Atina ve Goethe-Institut Istanbul tarafından Stiftung Mercator’un finansal desteğiyle ve ‘Osmanlı Cephesinde Yeni Bir Şey Var: Cihan Harbi’ne Yeniden Bakmak (1914-1918) Uluslararası Konferansı’ çerçevesinde gerçekleşen bir belgesel tiyatro performansı olan ‘Bastırılmış ve Unutulmuş’, bahsetmek istediğim. Özellikle liseli gençlerin katılımıyla düzenlenen performanslar geride kaldıysa da taşıdığı fikrin kıymeti ve Birinci Dünya Savaşı’nın 100’ncü yıldönümünde düzenlenmesiyle söz edilmeye değer bir çalışma. 


‘Çanakkale’de savaşan Almanlardan haberimiz yoktu’

Belgesel tiyatrocu Hans-Werner Kroesinger ve belgesel sinemacı Regine Dura, Goethe Enstitüsü’nün davetiyle İstanbul’da bir süre kalıp üretimde bulunan iki Alman sanatçı. Konaklamak üzere davet edildikleri Tarabya’daki bu yazlık rezidansa ilk kez bir sene önce gelmişler. Rezidans arazisinde bulunan ve Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Alman askerlerinin mezarlarının bulunduğu askeri mezarlığı keşfedince de dikkatlerini bu mekânı ve barındırdığı öyküleri kullanacak bir performansa yöneltmişler. Performansın yönetmeni Kroesinger, kendilerinin de buradaki mezarlıktan ve hatta Birinci Dünya Savaşı esnasında Çanakkale cephesinde savaşıp hayatını kaybeden Alman askerlerin varlığından geçen seneye kadar haberdar olmadıklarını anlatıyor: “Geçen sene cumhurbaşkanınız Abdullah Gül, Die Zeit’a verdiği bir röportajda Türkiye-Almanya ilişkilerinin Birinci Dünya Savaşı’na dayandığını söylediğinde bu konu ilgimi çekti. Almanya’da genelde savaşın doğu cephesine dair çok bilgimiz olmaz. Regine ile bu konuyu çalışmaya başlayınca Osmanlı İmparatorluğu ile Almanlar arasındaki askeri ve diplomatik ilişkileri incelemeye başladık. Askeriye ile endüstri arasındaki ilişkiyi keşfetmek de enteresan oldu. Çünkü elbette bir ordu kurmak aynı zamanda silah satmak ve para kazanmak için bir endüstri yaratmayı da beraberinde getiriyor. Bu konuya eğildik.”

Tiyatro performansıyla eş zamanlı olarak Depo’da ‘1914/2014 – Anıların Muharebe Meydanı’ adlı bir de sergi de hazırlayan Regine Dura ise profesör Halil Berktay ile görüştüklerini, Gelibolu’yu ziyaret ettiklerini ve ay başında ‘Osmanlı Cephesinde Yeni Bir Şey Var: Cihan Harbi’ne Yeniden Bakmak (1914-1918) Uluslararası Konferansı’nı da düzenleyen kurumlardan Orient Institute-İstanbul ile iletişime geçtiklerini anlatıyor.

İkili, performansın gerçekleştirdiği mezarlığa ilk adım attıklarında bir ağacın tepesinde ölü bir kuşa rastlamış; Dura (altta, sağda) atmosferi ilk kez bu görüntü eşliğinde hissettiklerini anlatıyor: “İstanbul’da bir Alman askeri mezarlığı olduğundan habersizdik. Üstelik burada sadece askerler değil; farklı rütbelerden subaylar, pilotlar ve diplomatlar da yatıyordu. Savaşa dair hikâyeler üzerine düşünmek için iyi bir fırsattı.” 





‘Dil sorunu cephede de vardı’

Performans da yola çıktıkları öyküler eşliğinde akıyor. 600’den fazla Alman askerin ve rütbelinin yattığı bu mezarlığın koridorları arasında iki performans sanatçısının yönlendirmeleriyle dolaşmaya başlıyoruz. Ellerimizde, her biri farklı bir dilde yazılmış, sanatçıların ara ara okuyacağı tekstlerle birlikte. Almanca-Türkçe-İngilizce dillerinde hazırlanmış metinler bir kafa karışıklığı yaratıyor ilk başta. Almanca bilmediğim için Lajos Talamonti’nin okuduğu bölümleri tahmin etmekle yetiniyorum. Gerçi mezarlığa doğru tırmanmaya başlamadan önce yönetmen Hans-Werner Kroesinger ‘cephede de Alman ve Türk askerleri dil sorunundan dolayı iletişim problemi yaşadığını’ anımsatıyor bize. O zaman performans esnasında yaşadığımız karmaşa başka bir anlam kazanıyor.                                                       Regine Dura (Fotoğraf: Sedat Mehder)


Oyuncular Talamonti ve Bozdoğan toplu halde başlayan bu küçük yolculuğu daha sonra iki ayrı kola ayırıp farklı mezar taşları başlarında vereceğimiz küçük molalara bölüyorlar. Her bir mezar taşının başında farklı Alman askerlerin öyküleriyle tanışıyoruz. Deniz yüzbaşı Fritz Hilgendorff (ki kendisi bu mezarlığa gömülen ilk Alman asker), Goltz Paşa (Wilhelm Leopold Colmar Freihrerr von der Goltz, İstanbul’da bulunan Alman komutanlar arasında Türklerce en çok sevildiği söylenen isim), asker Werner Kraft (Babası savaştan sonra oğlununu naaşını almak üzere buraya geliyor ama son anda boğazla göz göze gelip, ‘Oğluma buradan daha iyi bir mezar bulamam’ diyerek vazgeçiyor), ayrıca iki kadın hemşire… Savaşın farklı figürlerinin öykülerini dinlerken ara ara fonda top sesleri yankılanıyor. Bölüm aralarında Yuka Yanagihara, mezarlıktaki dev haçın altından aryalarını seslendiriyor çıplak sesle; bize ve boğaza doğru…

Erdoğan’ın vücut dilini kullanıyorlar

Performans, Birinci Dünya Savaşı’na, Çanakkale Cephesi’ndeki Alman askerlerinin öykülerine küçük pencereler açarak bakıyor. İşin Türkiyeli seyirci-katılımcılar için bir ilginç yönü daha var; sanatçıların okuduğu metinlerin biri başbakan Erdoğan’ın geride bıraktığımız 18 Mart günü gazetelere verdiği bir ilandan alınma. Erdoğan’ın 18 Mart 1915’de elde edilen zaferin 30 Mart 2014’teki seçimlerde de ‘içerideki düşmana’ karşı verileceğini’ vurgulayan sözleriyle dolu konuşma, performansın belki de en ironik parçası. 


Yönetmen Kroesinger (solda) süreci özetliyor: “18 Mart günü İstanbul’daydık ve gazetelerin bu tarihi günü nasıl gördüğünü anlamak için 15 ayrı gazete aldık. Sekizinde karşımıza tam sayfa bir AKP ilanı çıktı. Çok enteresandı; metinde Tayyip Erdoğan şu anki politik durumu 1915’e benzetiyordu ve yeniden düşmana karşı savaşılması gerektiğinden bahsediyordu. Oyuncumuz Mehmet Bozdoğan oyunun, bu metni kullandığımız bölümde Erdoğan’ın vücut dilini kullanıyor. Seçim gecesi Erdoğan’ın balkon konuşmasını izledik, vücut dili çok ilginçti. Bu vücut dilini oyunda kullanmaya karar verdik…” 

Hans-Werner Kroesinger (Fotoğraf: David Baltzer)





‘1914/2014 – Anıların Muharebe Meydanı’ adlı sergiyi tasarlayan Regine Dura ise öncesinde ‘Savaşı Anlatmak - Birinci Dünya Savaşı’ndan fotoğraflar ve hikayeler’ başlıklı bir atölye çalışması düzenlediklerini anlatıyor. Katılımcı öğrencilerin kendi Birinci Dünya Savaşı dönemine dair kendi aile öykülerini ve çok küçük yaşlarından itibaren bu konuda zihinlerinde biriktirdiklerini atölyeye taşımalarıyla serginin malzeme anlamında altyapısının bir bölümü de tasarlanmış olmuş. Depo’daki sergi multimedya boyutları olan bir işti. Dura hem Gelibolu ziyaretinin hem de mezarlığa dair hissettiklerini ve topladıkları bilgileri sergi alanına yansıtmaya çalıştıklarını söylüyor.