Almanlara bir şeyler oldu!

Almanlara bir şeyler oldu!
Almanlara bir şeyler oldu!
Almanlar parayı çok seven insanlardı. Ama şimdi Berlin'in en kıymetli arsası üzerindeki eski Zoo Palast sinemasını yıkıp yerine bir gökdelen ya da alışveriş merkezi dikmek yerine sinemayı restore etmeyi tercih ediyorlar. Zoo Palast, yıllarca Berlin Film Festivali'nin ana mekanıydı. Hayır, konuyu Emek Sineması'na getirmek istemiyoruz!
Haber: AHMET BOYACIOĞLU / Arşivi

Berlin Film Festivali’nin direktörü Dieter Kosslick, festival bröşürü için yazdığı önsözün ilk paragrafında Zoo Palast sinemasından söz etmiş. Kentin batı bölümünde uykuya dalmış olan bu dev salon, aslına sadık kalınıp restore edilerek yeniden hayata döndürülmüş. Kosslick yazısında hem sinemanın restorasyonu için para veren kişi ve kuruluşlara, hem de anıtlar kuruluna teşekkür ediyor ve sinema salonunun eski günlerdeki ihtişamına kavuştuğunu belirtiyor. Öyle ki herkesin anımsadığı pembe perde bile eskisi gibi sahnede yerini almış. Zoo Palast 1957’den 1999’a kadar Berlin Film Festivalinin ana mekanı imiş. 123 Altın Ayı, 268 Gümüş Ayı ve 8 Bronz Ayı, bu salonda sahiplerine verilmiş. Şimdi aklıma geldi, demek ki Tuncel Kurtiz usta da 1986’da En İyi Erkek Oyuncu seçildiği Berlin’de, Gümüş Ayı heykelciğini Gina Lollobrigida’nın elinden bu salonda almış olmalı. Dustin Hoffman, Sophia Loren, Gregory Peck ve Billy Wilder gibi ünlü isimler filmlerini bu salonda izleyicilere sunmuşlar. Zoo Palast Sineması bu yıldan itibaren festivalin Berlinale Special, Generation, Panorama, Forum, Berlinale Shorts ve NATİVe bölümlerine ev sahipliği yapacak. 

Şimdi siz sözü Emek sinemasına getireceğimi düşündünüz değil mi? Yanılıyorsunuz, Emek Sinaması ile ilgili hiçbir yorumda bulunmayacağım. Zaten Emek Sineması artık yok. Aklıma başka şeyler geliyor. Zoo Palast Sineması Batı Berlin’in en merkezi ve de en kıymetli bölgesinde yer alıyor. 

Burada bir parantez açmak gerekiyor. Biz Almanya ile 1960’larda yeniden tanıştık. Hızla gelişen Alman ekonomisinin acil iş gücüne ihtiyacı vardı, bu iş gücünün nereden geldiğinin de çok önemi yoktu. Trenler dolusu iş gücü Almanya’nın yolunu tuttu ve ilk karşılaşmanın izlenimleri bizim Almanlar hakkındaki düşüncelerimizin temelini attı. Almanlar parayı çok seven insanlardı. Öyle ki sigaranızı yakacak kibritiniz yok ise ve bir Almandan ateş isterseniz o da sizden tek kibrit çöpünün parasını isterdi. Aradan yıllar geçti, Almanlara bir şeyler oldu. Berlin’in en kıymetli arsasını üzerindeki eski bir sinema salonunu yıkıp yerine bir gökdelen ya da alışveriş merkezi dikmek yerine Sinemayı restore etmeyi tercih ediyorlar. Bizim ise son yıllarda yaptığımız eski binaları yıkıp yok etmek. Öyle ki Cumhurbaşkanımız bile Roma’da gökdelen ve AVM görmediğinden yakındı! Bu işte bir gariplik yok mu sizce?

Berlin Film Festivali’ni seviyorum. Burada sadece film izlemekten öte Almanların sinemaya, sanata, hayata nasıl baktıklarını da gözlemek olanağını buluyorum. Sabah uyanınca ilk işim televizyonu açmak. Festivalin de resmi sponsoru olan Alman televizyonu ikinci kanalı ZDF’in sabah programında festival ve Almanya ile ilgili bir sürü haber izlemek mümkün. Bazıları da çok eğlenceli oluyor. Örneğin ‘zeki bir aksiyon filmi’ olarak tanıtılan Güney Kore yapımı Snowpiercer Almanya’da gösterilecekmiş ancak film Amerikan izleyicileri için ‘fazla zeki’ bulunduğundan Amerika’daki gösterime girmeden önce kısaltılacakmış. Alman izleyiciler filmin ‘zeki insanlar için yapılmış’ uzun versiyonunu izleyecekleri için şanslıymışlar. Satır aralarını okuduğumuzda ‘Alman izleyicilerin Amerikalılardan daha zeki olduğu, ya da Amerikalı izleyicilerin ‘zeki’ filmleri izleyemeyecek kadar aptal oldukları mesajı ortaya çıkıyor. Bir ırkın başka bir ırktan daha zeki olduğu savı aslında çok korkunç ama yapacak bir şey yok. Ben yine de bu ‘zeki aksiyon filmi’ni merak ettim. Hem zeki, hem de aksiyonu var, nasıl oluyorsa?