Almanya'nın E5'inde bir şeyler oluyor

Almanya'nın E5'inde bir şeyler oluyor
Almanya'nın E5'inde bir şeyler oluyor
İstanbul 2010 tartışmasıyla, etkinlikleriyle sürerken, bir diğer Avrupa kültür başkenti Ruhr'da ilginç bir proje gündemde. Bölgenin E5'i olan B1/A40'ı güzergâh alan iş, otoban çevresindeki yerleşim birimlerine başka türlü bakıyor
Haber: IŞIL EĞRİKAVUK / Arşivi

2010 Avrupa Kültür Başkentleri’nin bir diğer ayağı olan Almanya’nın Ruhr bölgesinde bugünlerde ilginç bir proje konuşuluyor. Adını bölgedeki otoyoldan alan proje, Ruhr’da yer alan beş şehri göbeğinden kesen B1/A40 çevresindeki yerleşim birimlerine odaklanmış.
B1/A40, bir zamanların ücra bölgeleri sayılan, günümüzde şehirlerin genişlemesiyle iyice göz önüne çıkan otoyol çevresi yerleşimlerini çeşitli sanat işleriyle birlikte sunuyor. Projede 22 mekân var. Bunların bazılarını arabayla geçerken görebileceğiniz gibi, bazıları için ise arabayı durdurup etrafta yürümeniz gerekiyor. Gizli kalan noktaları görmek ve ‘mahalleli’yle tanışmak için en iyi şekil bu. Şehrin pek çok yerinde bulabileceğiniz broşürü alıp mekânları dilediğiniz vakitte gezmeniz de mümkün.
Biz de merak edip B1/A40’in küratörü Markus Ambach’in düzenlediği sekiz saatlik özel bir tura katılıyoruz. Böylelikle projenin ayakları olan beş şehir olan Essen, Duisburg, Bochum, Mülhelm ve Dortmund’u gezme firsatı buluyoruz.
Ambach, B1/A40 için beş yıldır çalıştıklarını anlatıyor, “Yetkililer önce önerdiğimiz şeyi anlayamadıklarını söyleyip reddettiler, ama şimdi proje Ruhr 2010’un en önemli işlerinden biri” diyerek övünüyor.

Otoban altı balık çiftliği
Otoban çevresi deyince gözünüzün önünde yoksulluk canlanmasın, aksine bazı yerleşimciler burjuva olarak bile nitelendirilebilir. Küratör Ambach için bu daha da ilgi çekici bir durum olmuş. Kimsenin dramını sergilemek istemediğini, aksine şehrin merkezinde ama belediye tarafından göz ardı edilmiş bu insanların, bu tuhaf alanda nasıl yaşadığını göstermek istediğini söylüyor.
İlk durak, Duisburg içinde yer alan, yerlisinin gürültüsünden dolayı ‘cehennem’ diye adlandırdığı Kaiserberg civarı... Burası haritada spagettiye benzeyen otoyolların kesişme noktası. Gideceğimiz ilk mekân ise bu düğümün altına kurulmuş bir balık çiftliği. Sahibi 76 yaşındaki Adolf Braun, araziyi çok ucuza satın aldığını ve suyu kendi başına taşıyarak nasıl çiftliği kurduğunu anlatıyor.
Etrafta sıkça gördüğümüz graffitiler de tıpkı bu balık çiftliği gibi bölgede zaten vardı. Ambach bu graffitilere ‘Açık Hava Müzesi’ adını verdiklerini söylüyor. Biraz ilerisinde ise dev bir arı kovanı var. Sanatçı grubu Finger tarafindan kurulan kovandan elde edilen bal, yakındaki bir alışveriş merkezinde satışa sunuluyor.

Ruhr Kızıl Ordusu
Duisburg’dan Essen’e geçtiğimizde, projede yer alan en ilginç işlerden biri karşımıza çıkıyor: Şehirdeki su kulesinin tepesine yerleştirilmiş kırmızı bayraklar. 1920’de Ruhr bölgesinde yaşayan ve çoğunu Komünist Parti üyesi işçilerin oluşturduğu bu grup, dönemin baskıcı politikalarına karşı büyük bir isyan başlatıp 300 bin kişiye ulaşınca, binlercesi hükümet güçleri tarafından katledilmiş.
Christoph Schäfer tarafından gerçekleştirilen enstalasyon, Kızıl Ruhr Ordusu işçilerinin öldürüldüğü yer olan su kulesine yerleştirilen bayraklardan oluşuyor. “2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ruhr yeniden yapılandırılırken bölgenin tarihi de süzgeçten geçirildi. Bu yüzden Kızıl Ruhr Ordusu’na dair hiçbir iz yok” diyor Ambach. Schäfer’in olayla ilgili yaptığı çizimler ise plakalar halinde otobana yerleştirilmiş.
Bochum’a geçtiğimizde ise karşımızda bambaşka bir sahne var. Burası ‘araba akortçuları’nın buluşma noktası olan bir dükkân. İsteyenler her cuma akşamı buraya gelip ‘kendi arabanı kendin yap’ felsefesiyle yaşayan akortçularla tanışabiliyor, hem de sanatçı Peter Pillar’ın dükkâna yerleştirdiği fotoğrafları görebiliyorlar.
B1/A40’in kapsamında yer alan diğer projeler arasında bir açık hava sineması, market alışverişinizi at üzerinde ücretsiz eve teslim servisi ve otoyol üzerine yapılmış bir hayvanat bahçesi bulunuyor. Buralara da kısaca göz attıktan sonra son durağımız Motel Bochum’a geliyoruz. Mimari ve tasarım üzerine çalışan Atelier Van Lieshout’un projesi olan Motel Bochum, ufacık bir arazi üzerinde en basit yöntemlerle nasıl bir yaşam ünitesi kurulabileceğinin göstergesi. İçinde konteynırdan bozma bir motel, onun kadar derme çatma bir ahır, hatta hayvan dışkısını fermente etmek için kurulmuş bir sistem bile var. İsteyenler burada konaklayaniliyor.
Bunca tariften sonra, ‘Evet ama böyle bir projenin amacı ne?’ diye sorulabilir. Ambach projenin sanat sayılıp sayılmamasının çok da önemli olmadığını, amacının bu yerleşimlerin görünür kılınmak olduğunu söylüyor. “Belediye şehir planlarını yaparken buradakilerin hiçbir ihtiyacını hesaba katmıyor. Şimdi hiç değilse projeyi gezenler burada ne olup bittiğini biliyorlar” diye özetliyor dertlerini.
Yolu o taraflara düşecek olanlar B1/A40 projesini 8 Ağustos’a kadar görebilir.


    ETİKETLER:

    Van