Altın Portakal'da perde bugün kapanıyor

Altın Portakal'da perde bugün kapanıyor
Altın Portakal'da perde bugün kapanıyor
Altın Portakal'lar bugün 49. kez sahiplerini buluyor. Favori eleştirmenler kanadında 'Zerre' gözüküyor, benim gönlüm ise 'Güzelliğin Beş Par' Etmez'den yana
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Evet, geldik bir kez daha yolun sonuna. Geçen pazar saat 15.00’te ‘Derin Düşün-ce’ ve ardından yaşanan tartışmalarla başlayan ve toplam 10 filmlik bir yarışla süren 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde perde bu geceki ödül töreniyle kapanıyor. Malum sinema sübjektif bir sanat, beğeniler farklı farklı. Keza bu geceki sonuçlar da böylesi bir sübjektifliğin eseri olacak ve kuşkusuz jürinin tercihleri bambaşka tartışmaların kapısını aralayacak.
Önce kalan filmleri tamamlayalım. Erdem Tepegöz’ün yönettiği ‘Zerre’de etrafı kötülüklerle ve aşılması yüksek duvarlarla örülü bir dünyada hem kendi, hem küçük kızı hem de annesi için ayakta kalmaya çabalayan Zeynep adlı bir kadının mücadelesi anlatılıyordu. İlk uzun metrajlı filminde, ‘İtalyan yeni gerçekçiliği’ne yakın bir anlatım tutturan Tepegöz, “Hikâye benim için bahaneydi, derdim Zeynep gibilerin dramını aktarmaktı” diyor ama benim için de hikâyenin mantığı zorlamaması gerekiyor. Zeynep’in çıkışsızlığı yolunda tekstil atölyelerinde yaşanan problemlere de (cinsel taciz dahil) değinen film, birkaç sahnede gerçeklik sınırının ötesine düşüyordu. Meselesiyle hikâyesi bütünlük arz etseydi kendi adıma bu ‘İşçi sınıfı dramı’ndan daha çok memnun kalırdım (çünkü bu aralar böyle bakışlar çok zor bulunuyor) ama birçok eleştirmen arkadaşım beğendi ve ‘Zerre’yi çoktan ‘En iyi film’ ilan etti bile…
Rezzan Tanyeli imzalı ‘Pazarları Hiç Sevmem’, ‘Bir nikâh bir cenaze’ şeklinde özetlenebilecek ama daha çok cenaze cephesine eğilen, yitip giden derin ve sağlam aile ilişkilerinin hasreti üzerine bir güzellemeydi. Filmin böylesi bir derdi olduğunu, girişteki ‘Yavuz Turgul’a ithaf’ faslından anlamak da mümkündü ama ne yazık ki standartlar açısından Turgul sinemasının çok çok uzağındaydı ‘Pazarları Hiç Sevmem’. Evet, Tanyeli’nin yakaladığı bir damar var ama bu damarın ne kadar iyi işlenebileceğini zaman gösterecek.
‘Toprağın Çocukları’ ise ‘Köy enstitüleri’ gerçeğini sinemamıza taşıyan ilk film olması bakımından kuşkusuz tarihe geçecek. Hazır bu konuda bir adım atılmışken gönül istiyor ki sinemasal bir iz de geride kalsaydı. Bu durumda Arifiye Öğretmen Okulu mezunu biri olarak bu filmle ayrı bir gurur da duyabilirdim. Ne yazık ki ‘Toprağın Çocukları’ yaşadığımız dönem itibariyle belki cesur bir adım ama yedinci sanat açısından geleceğe dair derin bir iz bırakacak gibi görünmüyor (en azından eleştirmenler açısından). Ama Antalya seyircisi filmi alkış ve gözyaşı eşliğinde izlerken coşkuyla karşıladı. Kuşkusuz eleştirmenlerin görüşleri ilk filmini çeken genç yönetmen Ali Adnan Özgür’ü üzmüştür, alkışlar da moral kaynağı olmuştur. Kendisine bundan sonrası için yolu açık olsun derim.
‘Ulusal yarışma’nın son filmi Tunç Okan imzalı ‘Umut Üzümleri’ydi. Fakir Baykurt’un ‘Kaplumbağalar’ adlı romanından serbest uyarlama niteliğindeki yapım, romanı bugüne uyarlarken tuhaf bir ‘köy tiplemesi’ne yaratarak, mantık hatalarına ve gerçeküstü sahnelere kapı aralamıştı. Ama Tunç Okan siyasi açıdan günümüzün rantçı zihniyetine vuruyordu ve filmi de, bu yüzden Antalya seyircisinden alkış almayı bildi. Eleştirmen mantığıyla bakıldığında ise Ahmet Mekin’in performansının dışında çok da derin biri izi yoktu ‘Umut Üzümleri’nin...

 

Ödüller kime gider?
Gelelim ‘Final’ notlarına. Bir haftadır aynı salonda 10 filmlik bir heyecana paylaştığım eleştirmen dostlarım için ‘Zerre’ ön planda. Gönüllerde en çok yer eden ikinci film ‘Küf’, üçüncüsü de ‘Güzelliğin On Par’ Etmez’. Bana sorarsanız amatörce heyecanı, çok çok etkileyici birkaç sahnesi ve kendine özgü masumluğuyla ‘Güzelliğin On Par’Etmez’ favorim derim. Dolayısıyla ‘En iyi yönetmen’ ödülünün de bendeki sahibi Hüseyin Tabak’tır. ‘En iyi erkek’te gönlüm, rol aldığı film genel olarak Nuri Bilge etkileri taşısa da Zeki Demirkubuz’luk tirad sahnesindeki başarısı nedeniyle Ercan Kesal’dan yana. ‘En iyi kadın ’ın en büyük favorisi ‘Zerre’deki performansıyla Jale Arıkan, ki bence de hak ediyor. ‘En iyi yardımcı erkek’te üç aday var bence; ‘Güzelliğin On Par’ Etmez’deki Cem rolüyle Orhan Yıldırım, ‘Küf’teki Cemil rolüyle Tansu Biçer, ‘Hile Yolu’ndaki Serkan rolüyle Serkan Yakan. Bu dalda, “…And portakal goes to Orhan Yıldırım” dedim… ‘En iyi yardımcı kadın’da da ‘Elveda Katya’daki performansıyla Rüçhan Çalışkur, heykeli kapar gibime geliyor…
Peki ya jüri? Ben kendisini Acun’un jürisinde sanıp ilk akla geleni söyleyip herkese yeterince malzeme veren Başkan Hülya Avşar’a rağmen, bu yılki jürinin aklı başında kararlar vereceğine inanıyorum. Sanırım ‘Zerre’yle ‘Güzelliğin On Par’ Etmez’ arasında gidip gelecekler ama aradan ‘Elveda Katya’ sıyrılırsa da şaşırmam. Diğer ana kategorilerde de yukarıda kalem oynattıklarıma yakın seçimler yapacaklarını sanıyorum.