Amacım temsiliyetin kendisini sorgulamak

Amacım temsiliyetin kendisini sorgulamak
Amacım temsiliyetin kendisini sorgulamak
Çınar Eslek, Piartworks'deki son kişisel sergisiyle, erkek dünyasında kadın sanatçı gibi kurgulanmış, edinilmiş ya da benimsenmiş kimliklerden ve temsiliyetten arınmayı hedefliyor.
Haber: Neylan Bağcıoğlu / Arşivi

‘Keskinlikten Uzak’ başlıklı kişisel sergisinde, fotoğraf ve resim gibi keskin ayrımları ve tanımları olan teknikleri ve beraberinde gelen katı kuralları alt üst ederek, akışkanlık ve dönüşüm gibi kavramları ele alan Çınar Eslek’in işlerinin fotoğraf mı yoksa resim mi olduğuna ilk bakışta karar vermek belki marifet değil ama aslında mühim de değil. Eslek’in sorguladığı beden ve zaman denklemi de bununla ilişkili zaten. Çünkü ne zaman ne de beden kesin ve keskin sıfatlarla tanımlanabilir kavramlar ona göre. Eslek’in pratiğinde süt, tıpkı suyun saf ve akışkan yapısıyla hayatın döngüsel ve sonsuz oluşuna işaret ediyor.
Yeni işleriniz, teknik yapıları açısından, fotoğraf ve dijital manipülasyona uğramış fotoğraflar olarak ikiye ayrılıyor.
Aslında ayrımdan ziyade buradaki işleri iki açılım üzerinden incelemek daha doğru. İşlerin bir kısmı fotoğraf çünkü çok müdahale edilmeden üretildi. Süt ve saç malzemenin kendisi burada. Fotoğraf çok anlık bir şey. Bir an ve o anın yok olması ve ardında kalan iz. O âna ve kendi varoluşuna dair. Bu malzemenin içeriği. Ben de bu malzemeyi sorgulamaya çalışıyorum. Sütün kendi sonsuzluk alanı var. Aynı zamanda doğaya çok yakın. Bunlar natürmort. Kadını temsil ediyor ya da etmiyor... Temsiliyetten uzaklaşıyor, çünkü natürmort olunca evrensel oluyor. Fotoğraf da an ve izle ilgili olduğu için kayboluş var. Diğerleri ise dijital ortamda üretilen, tam ne olduğu belli olmayan bedenlerin yer aldığı, trans-estetik yapıda işler. Malzemeyi de sorguluyorlar. Diğer işler tam anlamıyla fotoğraf olduklarından edisyonları var, fakat bu işler ünik, tıpkı resim gibi tek eser bunlar.
Daha önceki ‘Dolayısıyla’ ve ‘Bir de’ başlıklı kişisel sergilerinizde resim, fotoğraf bir yandan da video medyumlarını kullanmıştınız.
Ben burada bütün ayrımları kaldırmayı tercih ediyorum. İşlerin bir yarısını fotoğraf diğer yarısını resim dünyasındanmış gibi ele almıyorum. Figürleri androjen hale dönüştürmekteki amacım da bu. İkilikleri kaldırmak istiyorum. Çünkü tezatlık üzerinde hareket ettiğinde ilerleme olamıyor. O yüzden bunlara resim ya da fotoğraf diyemeyiz. Dijital ortamın beraberinde getirdiği kuralları da ele almıyorum. Edisyonlu olan işlerde aşağı yukarı 70 katman var üst üste gelen. Küçük küçük işleniyor, ama temsili işleme de değil bunlar, ondan da kaçıyorum. Ve bu şekilde, o dili de kullanmamış oluyorum.
Resimde de katmanlar var, ilk dokunuşların ne olduğunu çoğu kez bilmek imkânsızlaşıyor nihai işte... Burada da o his var.
Resim kökenli olmamın etkisi var tabii ki. Ama birebir onla özdeşleştirmek de bir sorun. Resim dilinden konuşmak değil, bunu öteye taşımak istiyorum. Sanatın kendisine odaklanıyorum. Tekniğe odaklanınca sanat nedir ondan bahsedemiyoruz. Öz olan nedir? İşte bu sebeple sütü kullanıyorum. İçsel olana dönüş.
Neden süt? Süt, özsu diye geçiyor. Kelime anlamı olarak baktığımızda böyle. Gerçeklikten kopuş, doğaya yakınlık, kendi özüne dönüş...
İlk çıkış noktanız neydi peki?
Ben zaten temsili olarak bedenin kendisini hatta kendi bedenimi kullanıyordum. Bir süre sonra bedeni çıkarttığımızda, bedeni nasıl temsil edebilirim diye araştırmaya başladım. O temsiliyetten uzaklaşarak, beden nasıl var olabiliri arıyordum. Bedene ait olan, süt ya da saç ile olasılıkları açarak, geniş bir yelpaze ile işledim.
Vücut kavramını, vücut kullanmadan nasıl işleyebiliriz meselesi... Kadın sanatçı kimliğiniz ne kadar baskın burada?
Kadına sırf kadın olduğu için ya da sütle olan ilişkisi açısından bakmıyorum. Buradaki beden cinsiyetsiz. Tüm anlamlardan sıyrılıyoruz, toplumun koyduğu kadın sanatçı kimliğinden arınma. İşte bu yüzden süt. Önceki sergilerden bu şekilde ayrışıyor.
‘Sütteki Işık 2’, ışıklı kutuda (light box) yer alan tek iş. Ve sanki teknik olarak ayrıştırdığınız işlerin ortak paydası ya da çıkış noktası bu...
Süt damlası o da. Daha derinlikli ve kadınsal bir iş bu. Tek damla. Bütünleyici bir iş. Sergiyi tanımlayan da bir yeri var. Minimal olmasının yanı sıra geçişi de sağlıyor.
Renk seçimleriniz de bu doğrultuda işlevsel değil mi? Hiçbir şeye referans vermemek için renkleri bu şekilde seçiyorum. Sadece kendisini göstermesi için.
‘Keskinlikten Uzak’ isminden de belli ettiğiniz gibi hareket alanını genişlettiğin bir sergi... Hangi malzemeyle kendimi nasıl daha rahat hissediyorsam o malzemeyi tercih ediyorum. Yüklenen tüm anlamları tersyüz ediyorum burada; sadece kadın ve erkek yok. Sistemi çökerterek yeni bir şey oluşturmak istedim. Sistemin kendi oluşturduğu dili yıkmayı, uzaklaşmayı hedefliyorum. İçinde olduğumuz tarihsel süreçteki yeni bir dil oluşturulma ihtiyacına işaret ediyorum. Dibe inerek, neler olduğunu soruşturuyorum. Süt bunun için uygun. Öze dönüş...
Figürden tamamen uzaklaşmıyorsunuz gibime geliyor. Temsiliyet konusuna dönersek... Temsiliyetten kaçmak illa bedeni kullanmamak değil. Bedenin kendisini bilip, bilindik dili kullanmadan, bedene yüklenen tüm kavramlardan beslenerek yine temsil edebilirsiniz. Temsiliyetin kendisini sorgulamak esas amacım...
Çınar Eslek’in Piartworks’deki ‘Keskinlikten Uzak’ başlıklı kişisel sergisi, 9 Şubat’a kadar görülebilir.