Amacımız cevap bulmak değil soru sormak

Amacımız cevap bulmak değil soru sormak
Amacımız cevap bulmak değil soru sormak
'Kurtlar Vadisi' okulunda yetişen Zübeyr Şaşmaz, bambaşka bir filmle seyirci karşısında. Şaşmaz, üç farklı karakterin 'açlık' ile kurduğu ilişkiyi anlatan 'Açlığa Doymak' ile ilgili olarak "Motivasyonum vicdandı" diyor
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Daha önce çektiğiniz ‘Kurtlar Vadisi: Filistin’ ve ‘Muro: Nalet Olsun İçimdeki İnsan Sevgisine’ filmleri, popüler dizi karakterini sinemaya taşıyordu. Hikâyesi size ait olan ve sanatsal tarafı daha ağır basan bir yapma fikri nasıl oluştu?

 
Aslında bu tür, kendi sinemamda filmler yapma isteği 2008’den beri vardı. Hatta ‘Muro’yu çekmeden öncesinde yazdığım bir film vardı. Onu birkaç sene yapamadık, kapital sorunundan dolayı. Sonrasında bunu yazmaya karar verdik. Kendi arasında bir üçleme durumu var aslında yapısal olarak. Buna benzer, kaotik yapılı olacak diğer filmler de. Diğer iki filmde karakterler ‘hero’ karakterler. Hayatın içinden olmayan karakterler. Sınırları buradaki kadar gerçekçi bir dille anlatma durumu çok fazla olmuyor. Benim yaptığım yönetmenlik aslında. Bir bakıma teknik bir iş.


‘Açlığa Doymak’ta birbirinin içine geçmeyen ama temas halinde olan üç ayrı hikâye var. Bundan sonraki filmlerde de olacak dediniz. Bu estetik algı işinizi ne kadar kolaylaştırıyor.

 
Tek karakterle ben biraz daha zorlanıyorum. Aslında biraz daha takım, biraz daha ustalık işi gibi geliyor. Bunun da zor tarafları var ama kaotik yapılı işleri seviyorum. Anlatım olarak da seviyorum. Çünkü insanları tek başına anlatmıyorsunuz, geneli anlatmaya çalışıyorsunuz. Tek başına bir karakterle yola çıkmıyorsun. Pek çok karakterle yola çıkıp farklı dünyaları anlatma gücünüz oluyor. Bir de; bu filmde de, diğer filmlerde de zamanla oynama şansınız çok artıyor. 

Bedenini beğenmeyen bir kadın , intikam hırsıyla gözü kararan bir adam ve bir de siyasal nedenlerle cezaevinde olan üç karakter var filmde. Üçünün ortak noktası ise açlık. Bu üç hikâyeyi nasıl ortaklaştırdınız?

 
Zor oldu aslında. Üçünün de ortak özelliği benzer sınıfsal özellikler taşımaları. Sosyolojik olarak bu insanlar birbirine çok yakın gibi görünüyor. Ama fikirsel anlamda hayatta durdukları yer ayrı. Üç açlık hikâyesini tema olarak kurmaya çalıştık biz. Ama dramatik olarak birbirlerine teğet geçen, dokunan yerleri daha farklı kurmaya çalıştık. 

Eyüp karakterinin filmde geldiği nokta sizin bildiğiniz dünyaya yakın. Ama kadın karakterler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bir araştırma yaptınız mı?
Yazarken o insanların geçmişiyle çok alakadar olmaya çalıştık. Sena karakterini yazdığımızda, bugünün sahnesini yazalım diye ortaya çıkmadı. “Bu kız 7 yaşındayken ne yapardı”yı kurmaya çalıştık. Dün ne yapmıştır, hangi okula gitmiştir, babası ölmüş müdür… O karakteri yaratma adına, bütün geçmişini kodlayarak yaratmaya çalıştık. 

Diyet yapan Burcu ile halvete giren Eyüp’ün tercihleri daha çok kişisel. Yani bedenleriyle ilgili karar alma anlamında. Ama Sena’nın açlık grevi eyleminin politik bir arkaplanı ve kolektif bir yapısı var. Bedenle ilgili bir problem de değil. Aynılaştırmak bir risk değil mi?

 
Sizin fikrinize tabii bir yerde katılıyorum ama bir taraftan da Sena karakterinin de bir tercihinin olduğunu düşünüyorum. Yani o eylemi yapma isteğinde aslında bir tercih var. Orada dernek yöneticisi ile Sena’yı uzun uzun konuşturup çok farklı şeyler anlatabilirdik. Hatta düşündük de bunu yazarken. Sonra dedik ki “Gerek yok.” Biz sinemada insanlara bir şey öğretmek arzusundan uzak durmaya çalışıyoruz. Çünkü sinemanın öğretici bir yer olduğunu düşünmüyorum. Sinemada soru sormak doğru bir şey bana göre. “Sen olsan yapar mısın, yapmaz mısın?” onları algılamak adına bir yerde durduğumuzu düşünüyorum. 

Ölüm orucu yapan Sena karakteri, bir taraftan politik bir meseleye dokunurken öte yandan da vicdani bir tarafı var. Böyle bir karakter kurarken, o karakterin dünyasına girmeye çalışırken bir risk aldığınızı düşündünüz mü, endişeleriniz oldu mu?
 
Risk alma üzerinden sinema yapmanın doğru bir şey olduğunu düşünmüyorum. Aldık mı, almadık mı böyle bir sorunla hayatımıza devam etmedik. O dönemde ölüm orucuna giren insanları rencide etmeden, sadece insani şekilde bu duruma bakabilmeyi başarmaya çalıştık. Umarım yapabilmişizdir. 

Burcu, Eyüp ve Sena’yı ortaklaştıran şey nedir? Onları aynı potanın içerisine koyan nasıl bir duygu ya da motivasyondu?

 
Vicdan. Sena’da ve Eyüp’te bir vicdan meselesi var. Burcu’da ise kendi vicdanıyla yüzleşme durumu var. Vicdanla yüzleşemediğinde toplumun direttiği şeyleri yani, güzel olma, başkalarının güzel demesi için elimizden gelen yaptığınızda aslında komaya doğru giden bir insan haline dönüşüyorsun. 

Mustafa karakteri üzerinden ‘muhafazakâr’ dünyanın yarattığı baskı ve ikileme dair tespitler de var. Bunun gerçek hayattaki karşılığı nedir? 
İnsanlar birbirlerini bir yere indirgemeye çalışıyorlar. Ve kimse o indirgendiği yerde mutlu değil, bunları aşmaya çalışıyor. Mustafa da bir taraftan ailesel göbekbağını koparmaya çalışan bir adam ama bunun için bir çabası yok. Biz, hayatın biraz onu sürüklediğini görüyoruz aslında. Kendi kararlarıyla birey olamamış bir insanı görüyoruz. O bireyleşememesinin yarattığı sorunları anlatmaya çalışıyoruz. Muhafazakâr dediğimiz kesimin de içinde çok zor birey olmak. Çünkü hâkim olma, itaat etme kültüründen gelen insanların birey olma çabaları sırasında arada kaldığını düşünüyorum. 

Oyuncu tercihleri de önemli. Kafanızda var mıydı önemli oyuncular, yoksa senaryo bittikten sonra mı seçimler yapıldı? 
Kafamda yazarken bir resim gelmiyor aklıma. Çünkü o insanı yazamıyorum, güçsüz bir karakter oluyor. Mesela Dostoyevski ‘Suç ve Ceza ’yı okurken Raskolnikov’luk bir yüz bulamıyorum yani. Bir de yazarken belli bir isim düşünüp onu yazmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ama sonrasında aramak da zor bir süreç oluyor tabii. 

Peki, filmin bir bölümünde Lale Mansur ve Deniz Türkali’yi de görüyoruz. Onları nasıl ikna ettiniz? 
Ozan Aksu diye bir arkadaşım var, Lale Mansur’la beraber çalışmıştı. Ona rica ettim, bir şekilde bir araya geldik, senaryoyu gönderdim. “Tamam” dediler. Çok da mutlu olduk açıkçası. Onore ettiler bizi sağ olsunlar. 

Bundan sonra ‘Açlığa Doymak’ın açtığı kanal üzerinden mi ilerleyecek sinema kariyeriniz? 
Evet. ‘Kök ve Dal’ var. ‘Hallaç’ diye bir üçleme var. Bir de Camus’nün ‘Mutlu Ölüm’ünü yapmaya çalışacağım.