Aman 'Aramızda Kalsın', 'Aşk-ı Memnu' istemez!

Aman 'Aramızda Kalsın', 'Aşk-ı Memnu' istemez!
Aman 'Aramızda Kalsın', 'Aşk-ı Memnu' istemez!

Dizide Uğur Yücel ve Binnur Kaya başrolde.

'Aramızda Kalsın'ın en zayıf noktası dükkânın borcu meselesiydi, Allah'tan çözüldü, yoksa uzadıkça daha sıkıcı olacaktı.
Haber: Mehmet Tarhan - mehmettarhan@yahoo.com / Arşivi

Bu sezon favorim ‘Aramızda Kalsın’. Binnur Kaya için Şafak Sezer’e katlanmışlığım var, daha ne diyeyim. ‘Aramızda Kalsın’ tam bir Münir Özkul-Adile Naşit filmi. Bazen ‘Neşeli Günler’, bazen ‘Aile Şerefi’, Hüsne (Binnur Kaya) bazen Hafize Ana. Özellikle gergin durumlarda kapıdan çıkarken selam verişi ya da Bahattin’in karşısında hazırola geçişi. Doğruya doğru; kelimeler şaşırtıcı derecede Antep olsa da Hüsne’nin ağzı çok Antep değil. Öyle her şeye –cük koyunca Antep olmuyor. Yine de Hüsne’ye yakışıyor, çünkü Hüsne Antep’te de olsa kesin havalı olsun diye böyle uyduruk bir dil konuşurdu.

Bahattin’in Eğin aksanı hakkında bir şey diyemiyorum, hiç bilmem Eğin aksanı. Halalar ve Cemal ile Behiye de Eğinli ya; galiba çok sayıda diyalekti var Eğince’nin. En azından Uğur Yücel’in tutarlılığı bana bir tür Eğince öğretebilir. Aksan işinde Gökçe Bahadır (Yadigâr) açık ara önde gibi. Tek sorunu ara sıra Antepli olduğunu unutması, o aralarda da İstanbul aksanı hatasız, o yüzden çok birinci. Antep’ten gelmiş iki çocuklu ve yoksul kadın için öyle açık yakalar, diz üstü elbiseler pek olası değil ama esas kıza albeni lazım anlıyoruz, takılmıyoruz, usulca mevzudan uzaklaşıyoruz.

Hikâyenin en zayıf noktası dükkânın borcu meselesiydi, Allah’tan çözüldü, yoksa uzadıkça daha sıkıcı olacaktı. Çengelköy’de kocaman bir köşk, öyle metruk da değil, bir de sahilde iki katlı et lokantan var; 35 bin lira vergi borcu yüzünden uykuların kaçacak. Araştırmacı gullümcü olarak çeşitli insanına, esnafa “ Türkiye ’de vergi borcundan korkulur mu?” diye sordum. Yok annem, bir Allah’ın kulu korkmuyor. Hatta bir arkadaşım dedi ki: “En son, para çok gelirse öderim.” Sadece senaristlere yüklenmek olmaz, yahu okuyan, yöneten, oynayan kimse mi müdahale etmedi? Yoksa çok mu alıştık Amerikan dizisinden uyarlamalardaki saçmalıklara? Bir de İtalyan lokantasında şef olan adamın gelip Çengelköy’de ocakbaşı kurtarması fazla fantastik değil mi? Madem o kadar iyi, İtalyan lokantası açsın, di mi?

Ailenin güzel ve kokoş kızı Ceylan (Ecem Çalık) ilk bölümlerde basbayağı can sıkıcıydı ama gelişiyor, kazulet Taylan’la da araları limoni, herkese müjdeler olsun. Zengin çocuğu ve kibirli Taylan’a âşık birini sevmemiz pek mümkün değil. Ama yazık, Ceylan’a âşık olan diğer seçenek Ali de çok sıkıcı. Efendim bunlar beraber büyümüş de çocukluktan beri platonik âşıkmış Ceylan’a. Bildiğin sapık ayol! Ceylan uyuyuncaya kadar köşeden ev seyretmeler falan. Bu ikinci esas kız-esas oğlan hikâyesi ya, şimdiki gibi fazla ağlak gidecek ya da bir gerilime dönüşecek. Kızı sevdiği için sürekli izleyen falan bir adamı onaylamamız değil aksine ‘tacizci’ diye kızmamız lazım. Bu romantizm her gün kaç kadın öldürüyor!

Muhteşem Yüzyıl’dan kardeş seti olarak transfer edilen Mihrimah ve Cihangir, Yaren ve Yunus iyi gidiyor. Özellikle Melis Mutluç o kadar iyi ki, insanın ha bire ağzına ağzına vurası geliyor. Ailenin diğer kızı Arife (Gamze Karaduman) ve Mahir (Ferit Aktuğ) neredeyse Yadigâr-Civan’dan daha öne çıkacak gibilerdi, özellikle Arife. Ama anlaşılan senaristler işin içine biraz ‘Aşk-ı Memnu’ katmak istemiş. Denklem şöyle: Kokoş Ceylan ve iyi kalpli Külkedisi Arife iki kız kardeş, ağlak Ali ve işbilir Mahir (biraz Şevket Altuğ) iki kanka. Ceylan bir zengine, Ali ve Mahir Ceylan’a, Arife de Mahir’e âşık. Bildiğin kıyamet ayol! Fenası, böyle bir karmaşa Adile Naşit-Münir Özkul filmine yakışmaz, bu dizinin seyircisini de bozar bence.

Hüsne ve Hatcik (Ayça Damgacı) sahneleri en sevdiklerim; ne de olsa ikisi de kaş-göz insanı. Özellikle birlikte iş çevir(eme)mek çok yakışıyor. Bunun dışında, nihayet Hatcik-Civan sahnelerine de can geliyor, buradan iyi malzeme çıkar senaristlere. O evde ne işler çevirirsin sen Hatcik?
Altıncı bölümde nihayet Yadigar ve Civan birbirine açılıyor anlaşılan. Yani fragmandan öyle anladım. Belki bu sayede şu iki parçaya ayrılmış emaye kapaklı saat romantizmi bir yerde biter. Asıl ödülümüz de Civan’ın İtalya’ya gitmekten vazgeçmesi yani Caner Cindoruk’un İtalyanca’sını dinlemek zorunda olmamamız.