Aman da kim gelmiş!

the Extra Terrestrial'ı evvel zamanda izlemiş olan herkes için, bu 20. yıldönümü münasebetli ikinci vizyon...
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

E.T. - the Extra Terrestrial'ı evvel zamanda izlemiş olan herkes için, bu 20. yıldönümü münasebetli ikinci vizyon çıkışı adeta bir tür hesaplaşma. Hele aradan geçen zamanda tekrar görülmediyse. E.T.'yi en başından beri 'mıymıntı bodur ucube' olarak görenler, zaten daha zamanında filmin de defterini dürdüklerinden, onların hesabı kısa elbette. ("Çocukların bisikletle havaya yükselişi mi? Ya git allahaşkına ya!") Ama geriye kalanlarımızın önünde, 'acaba cidden o kadar iyi miydi' sorusu duruyor.
Filmin yeniden gösterime girişini heyecan vesilesi yapmak, neresinden tutsanız bir nostalji sandığı. Aslına bakılırsa, bu büyük gişe fatihi, sinemasal anlamda en başından beri nostaljiyle haşır neşir. Ne de olsa, unutulma eşiğini 80'lerin başlarında bile aşmış bulunan türde bir çocuk serüveni geleneğini tozlu rafından çıkaran film. E.T., onu evinin arka bahçesinde bulan banliyö çocuğu Elliott (Henry Thomas) için bir çeşit Peter Pan sayılabilir. Kendi dünyasında yaşatmak isteyeceği, mucizevi bir dost. Yahut Tom Sawyer'ın Huckleberry Finn'i gibi, otoritenin tehdidi altındaki, sıradışı bir yoldaş. Üstelik serüven vaat ediyor. Annesiyle boşandığından beri ayrı kaldığı babasının özlemini çeken, kimsenin anlamadığı, kafası karışık Elliott için ideal bir sığınma alanı. Steven Spielberg'in,
senaryonun bu çıkış noktasını filme yedirişindeki ustalık, neden büyük bir yönetmen olarak anıldığına dair cevaplar sunuyor. E.T.'nin en büyük başarılarından biri, duysusal bütünlüğü. Öykü, başından sonuna kadar Elliott'a ve onun E.T.'yle ilişkisine ait. Yetişkinler, önyargılı ve dar görüşlü, devlet bağlantılı olanlar hepten tehditkâr. Çocukların en berbatı bile, en azından zor anlarda destek olabilecek takım arkadaşları. Her sahnenin gelişimi, boyu bir metre civarı ya da az üstünde olanların bakış açısına tâbi. Kamera açıları, ışık ve sesler dahil, tüm unsurlar, Elliott'ın filtresinden geçiyor. Böylece bilim adamlarının E.T.'yi teslim almak üzere eve zombiler gibi dalışı ve benzeri sahnelerdeki abartı, anlaşılır hale geliyor. Filmin doğuştan sevimli kahramanlarıyla (Thomas, Drew Barrymore, pörtlek gözlü E.T...) özdeşleşmek de, aynı yolla kolaylaşıyor. E.T.'ye, ikna edici bir masal denebilir. Hollywood formül işletme müessesinin en yüksek randımanlı ürünlerinden
biri. Seyir esnasında, filmin Spielberg için sadece altın yumurtlayacak tavuk değil, gerçek bir düş olduğunu fark etmemek imkânsız.
E.T.'nin, çocuksu coşkular ya da masumiyet abidesi olarak görülemeyeceği, bir noktada
'suçlu' olduğu, filmin ortaya çıkışından beri var olan olumsuz eleştiriler arasında. Eleştiriler, ABD'nin cadı kazanı gibi kaynadığı, muhafazakârlığın tavan yaptığı bir döneme denk gelen E.T.'nin, bu anti - liberal yükselişte katkısı olan filmlerden biri olduğu fikrine dayanıyor. Sonunda eksik baba figürünü dolduracağa benzeyen Peter Coyote'nin anne Dee Wallace - Stone'a
'yanaşması'yla tamama eren kutsal aile, gamsızca kendi içine dönen beyaz orta sınıf, 50'lerin rengârenk filmlerindeki kadar huzur patlamasının yaşandığı banliyö hayatı..., filmin, yoklamada "burdayım" diyebilecek unsurlarından elbette. Az zorlayınca da, siyaseten batabilir göze. Ne var ki tüm bunlar, filmin 'elleri hoşgörelim, çevremizi koruyalım' cinsinden olumlu temel mesajlarının yanında sönük kalıyor. Ayrıca her Amerikalı'nın gururu NASA'yı ya da federal ajanları tehdit unsuru olarak sunmak da, bir Hollywood çocuk filmi için yabana atılacak şeyler değil. Bir de şu var; film bir zamanlar hemen her çocukta 'bana da bir E.T. gelse' talebini uyandırmıştı. Yılda bir kere hediye getirmekten başka bir numarası olmayan lüzumsuz Noel Baba'yı beklemektense, yabancı gezegen uyruklu sahici dost E.T.'yi beklemek, haliyle çok daha klas sayılır.
İşgüzâr müdahale
E.T.'nin zamana dayanıp dayanmadığına gelince; 'şimdiki çocuklar sürekli internetin başında, nerede E.T. gibi naif filmler' türünde geyiklerin yapılmaması bile, filmin henüz aşınmadığını kanıtlıyor. En duygusalından bilimkurgular, en liberalinden muhafazakâr bakış açıları gibi, kabak tadı vermeyen, yürek ısıtıcı kıvamda çocuksu fanteziler de, olsa olsa Spielberg'in
elinden çıkar zaten. Ancak baştaki 'cidden iyi miydi' sorusuna dönüp 'cidden' cevabını verdiğimizde bile, E.T.'nin yeni versiyon müdahalelerinde Exorcist örneğinde olduğu gibi hayranlar açısından heyecan verici bir taraf yok açıkçası. Hatta anlamsız bir taraf var, diyelim. E.T.'nin küvet sefasının olduğu
sahnenin eklenmesi v.s. tamam. Ama 11 Eylül rüzgârıyla FBI ajanlarının elindeki silahları
alıp yerine telsiz koymak, 'teröriste
benzemişsin' lafını 'hippiye benzenmişsin'e
çevirmek, işgüzârlıktan başka bir şey değil.