Amerikan boy!

Amerikan boy!
Amerikan boy!
Park Chan-wook'un artık bir sinema efsanesine dönen filmi 'Oldboy'un Spike Lee imzalı Amerikan versiyonu orijinalindeki duygu ve estetiğin çok uzağında.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Yaklaşık beş yıldır, bütün yazılarımı Park Chan-wook’un 2003 tarihli unutulmaz filmi ‘Oldboy’ın Jo Yeong-wook tarafından oluşturulan soundtrack’i eşliğinde yazıyorum. Filmin bütün ‘şiddeti’ne rağmen müzik tuhaf bir biçimde ‘kafa dinginliği’ veriyor. Baştan söyleyeyim Spike Lee’nin Amerikalı ‘Oldboy’unda böyle güçlü bir müzik bulamayacaksınız. Güçlü bir sinema bulmanız da imkânsız. 

Amerikalı sinemaseverlerin altyazı okumayı sevmemelerinden kaynaklı bazı filmlerin tamamen iç pazara dönük olarak yeniden çevriminin yapıldığı (bunda biraz üretim kısırlığının payı da var) gerçeği kabul edilmiş durumda. Ama işte insan “Bazı filmlere hiç bulaşmasalar” demeden de edemiyor. Bu hikâyeyi orijinalinden değil de Spike Lee’nin ‘Amerikan Boy’ haline gelmiş versiyonundan izleyecekler için büyük kayıp mesela. 


GERÇEKTEN DE ‘BASİT’ 

Spike Lee’nin ‘Oldboy’u, orijinaliyle karşılaştırıldığında yapılabilecek tek tanım: Basit. Ama bu basitliği ‘kolaylık, ferahlık’ anlamında değil, kelimenin gerçek anlamıyla anlamak gerekiyor. Chan-wook’un yorumundaki ahlaki ikilemleri törpüleyen Lee, işin polisiye tarafına çok daha fazla meylediyor. Bu tercihte ortalama Amerikalı seyircinin beğenileri etkili olabilir kuşkusuz ama orijinal filmin bütün ruhunun uçup gitmesine neden oluyor. Lee, küçük değişiklikler yapıyor hikâyede. Mesela kahramanımız bu kez 15 yerine 20 yıl tutsak ediliyor. Joe’yu kaçırıp 20 yıl boyunca tutsak eden Adrian Pryce’in yakın koruması orijinalden farklı olarak ‘seksi’ bir kadına dönüştürülmüş. Ama asıl müdahale olay örgüsünü değiştirmeden ‘olayları’ değiştirerek yapılan ahlakçılık. Şöyle ki: Orijinal filmdeki ‘kardeş-kardeş aşkı’ burada ‘baba- kız -oğul’ üçgenine çevriliyor. İlk bakışta hikâye tematik olarak devam ediyormuş gibi görünüyor ama Lee’nin ‘kötü adam’ Pryce yorumu daha çok hastalıklı bir ruha işaret ediyor. Dolayısıyla Pryce’ın bütün bunları ‘çocukken maruz kaldığı şeyler’ yüzünden yaptığını düşünmemiz isteniyor. Böylece filmin ‘kötü’ karakteri de bir anda ‘kurban’ haline getiriliyor. Öte yandan Joe de yaptığı şeyleri bilmediği için aslında ‘masum’ oluyor. Alın size tam Amerikalıların seveceği türden bir kurban ve masumun dramatik öyküsü! 


CAN YAKICI SORULAR YOK 

Oysa orijinal filmi neredeyse mükemmel yapan şey; karakterine bir kurban gibi yaklaşmak bir yana; onu mümkün olduğunca bir anti-kahramana dönüştürmekti ve temel olarak şu sorunun peşine düşüyordu: “Bir hayvandan daha aşağılık olsam bile benim de yasamaya hakkım yok mu?” 

Tam da bu nedenle orijinal filmin Oldboy’u Dae-su’nun finalde nasıl ‘köpekleştiğini’ görürken; ‘kötü adamımız’ Woo-jin’in öyküsünü dinleyip film boyunca kafamızı kurcalayan ‘neden?’ sorusuna yanıt bulmuş oluyorduk. Oysa Lee’nin ‘Oldboy’u bütün bu sorularla ilgilenmeyi tercih etmiyor. Joe’nin, neden 20 yıl boyunca tutsak edildiği ve daha önemlisi neden bırakıldığı gibi sorular, Lee’nin filminde ‘polisiye’ bir merak uyandırırken; Chan-wook’un hikâyesinde birer ahlaki ikileme dönüşüyor ve seyirci yepyeni sorularla baş başa kalıyordu. 

Kore’nin kültürel kodlarına ve erkeklik dünyasına göre yazılmış, kendi ikliminden ilham aldığı estetikle hayat bulan böylesine görkemli bir hikâyenin; stilize görüntüler, vasat ikilemler, ucuz ahlaki kaygılarla bezeli yorumunu izlemek yılın en fena sinema deneyimlerinden birisi olabilir.


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    hayat

    ,

    Kayıp

    ,

    Müzik

    ,

    Ucuz

    ,

    Kız

    ,

    Kurban

    ,

    film

    ,

    müdahale