Amerikan rüyası!

Amerikan rüyası!
Amerikan rüyası!

Nickolas Muray aşk yaşadığı Frida Kahlo yu New York ziyareti sırasında fotoğraflamıştı.

Birkaç dolarla 1913'te ABD'ye gelen Nickolas Muray; Greta Garbo, James Joyce, Marilyn Monroe'nun da yer aldığı birçok ismi ölümsüzleştirdi. Frida Kahlo ile 'umutsuz' bir aşk yaşayan Muray'in fotoğrafları Pera Müzesi'nde.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Salomon Grimberg, Frida Kahlo ve Nickolas Muray’in yıllar süren aşkını anlattığı kitabı ‘I Will Never Forget You’da Muray için “Her devrin adamı” der ve ekler: “Öldüğü zaman neredeyse her şeyin ve herkesin fotoğrafını çektiği bir hayatı geride bırakmış gibiydi. Amerikan başkanlarından bezelye çorbalarına… Amerikalıların büyük bir çoğunluğu onun fotoğraflarına aşinaydı, yaratıcısına değillerse bile…”
Pera Müzesi’nde 21 Nisan’a kadar devam edecek ‘Nickolas Muray: Bir Fotoğrafçının Portresi’ sergisi de geniş seçkisiyle (fotoğrafçının farklı dönemlerinden 162 kare yer alıyor), aynı zamanda küratör de olan Grimberg’in bu tespitini doğrular nitelikte. Frida Kahlo’dan Marilyn Monroe’ya bir dolu aşkıyla, aynı zamanda olimpiyatlarda ABD ’yi temsil edecek kadar yetkin bir eskrimci olmasıyla Muray’in hayat hikâyesinin ne kadar renkli olduğunu zaten biliyoruz. Ama arkasında bu renkte bir hayat hikâyesi olmasa bile insanın bir an bile ilgisini esirgeyemeyeceği bir koleksiyon bu. Ritz kraker reklamındaki canlı renklerle (Muray, reklamcılıkta doğal renk kullanımının öncülerinden) Martha Graham’in beden hareketlerinin dahiyane kadrajlarla aktarıldığı fotoğrafların bir araya geldiği bir külliyat bu. Devrinin en önemli moda ve reklam fotoğrafçısı olsa da ticari dertlerden çok daha fazlası söz konusu Muray’in fotoğraflarında.

Birkaç dolar ile çıkılan yol
Sergi alanında alıntılanan bir sözüne başvuralım: “Fotoğraf benim için neyse ki sadece bir meslek değil, aynı zamanda insan doğasını anlamamı, mümkünse en iyi anlarını kaydetmemi sağlayacak bir iletişim yöntemi oldu”. İdeal kareyi bulana kadar karşısındaki objesini rahat bırakan Muray’in bu tavrı ünlü beyzbolcu Babe Ruth’un sadece top tutan eline veya dansçı Ruth St. Denis’in vücut parçalarına odaklandığı kadrajlardan da belli. 21 yaşında ‘cebinde birkaç dolar ve 25 kelimelik İngilizcesiyle’ Macaristan’dan ABD’ye göçtüğünde kafasındaki silinmez bir iz bırakma amacına ulaşmasında da bu tavrının etkisi olsa gerek.
Nickolas Muray, 1892’de Miklos Mandl adıyla Macaristan’ın Szeged şehrinde doğuyor. Yine Grimberg’in aktardığına göre yakışıklılığı ve dirayetiyle anne-babasının gözde çocuğu. Dönemin anti-semitik ortamında Yahudilere uygulanan ayrımcılığı, Yahudi olmayan yaşıtlarına verilen imtiyazlardan muaf tutulmayı hiçbir şekilde kabul etmeyerek daha o dönemde kendini belli ediyor. ABD’nin göçmen kapısı New York Ellis Island’a adım atışı ise 1913. Bir matbaada renk ayrımcılığı ve baskı işine girdikten sonra 1920’de ilk stüdyosunu açıyor. Bir odasında çalışıp diğerinde yattığı, daha çok bir sanatçı atölyesini andıran bu küçük stüdyonun fotoğrafları da Pera’daki sergide mevcut. Renk ayrımcılığı yıllarında devam ettiği İngilizce kursları, aksanını geride bırakma çabaları sonrası New York’a iyice eklemlenen Muray, Harper’s Bazaar’ın komisyonuyla gelmiş geçmiş en iyi portre fotoğrafçısı unvanının yollarını da açıyor. Broadway oyuncusu Florence Reed’le başlayan furya devrin tüm ünlülerini Muray’in kamerasının önüne geçmesine vesile oluyor: Martha Graham, Ruth St. Dennis, Joan Crawford, Douglas Fairbanks, Fritz Lang, Marlene Dietrich, Greta Garbo, Gloria Swanson, James Joyce, George Gershwin… Muray külliyatı edebiyat, müzik, sinema , tiyatro, dans, plastik sanatlar dünyasının tüm ünlülerinin en kendi halinde ama iddialı portreleriyle yer aldığı bir zaman tüneli gibi… Çarşambaları kendi stüdyosunda Jean Cocteau’dan Eugene O’Neill’a çeşit çeşit ismin katıldığı davetler düzenlemesi, bohem hayat arşivcilerinin hayallerini süsleyen sohbetler içeriyor olmalı.

Efsanevi aşk
Tabii Frida Kahlo’yla efsanevi aşkı da… Efsanevi Frida-Nick aşkının başlangıcı 1931. Fotoğrafçı o yıl sanatçı arkadaşı Miguel Covarribias’ı ziyaret için gittiği Meksika’da ressamla tanışıyor ve 10 yıllık inişli çıkışlı bir ilişki de böylece başlıyor. Frida Kahlo, Diego Rivera’yla yeni evlenmiş, Muray de o dönemki eşinden yeni boşanmıştı. Sonunda Frida’nın Rivera’dan hiçbir zaman ayrılmayacağını anlamasıyla ikili yollarını ayırsa da söz konusu ilişki mektuplarla ve Muray’in Frida portreleriyle belgeleniyor. Pera sergisinde Frida’nın Diego’lu ya da Diego’suz 42 portresinde özellikle ressamın New York ziyareti sırasında çekilenler vurucu. Ressamın New York binalarının çatısında, Vogue için yeşil bir fonun önünde çekilen bu resimleri hem Frida-Muray ilişkisinin en hararetli zamanlarını gözler önüne seriyor hem de ressamın en ikonik pozlarını oluşturuyor.
Ancak yazının başlarında da belirttik, Nick Muray’in fotoğraflarından zevk almak için böyle önbilgilere de gerek yok. Muray’in ekonomik bunalım sonrası ağırlık verdiği ve doğal renk kullanarak çığır açtığı reklam fotoğraflarındaki kompozisyonları, renk kullanımı bile nasıl bir sanatçıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 1965’te eskrim yaparken geçirdiği kalp krizi sonrası ölen Muray, geçtiğimiz yüzyılın en önemli tanıklarından.