Ana gibi yazar olmaz!

Haber: AYŞEGÜZ OĞUZ / Arşivi

Konu ‘annelik halleri’ olunca, geçmeyen moda anne-çocuk yazılarından bahsetmek farz. 2000’lerin ortalarında ‘yeni anne’ler birörnek davranış kalıplarını yerleştirmeye çalışırken tam da, isabetli bir tesadüf gerçekleşti. Meselenin bayrağını taşımaya en müsait isim, Ayşe Arman hamile kaldı. Öncesinde de annelerin sorunlarını konuştukları internet siteleri, mail grupları, gazete köşeleri vardı. Ama bazı şeylerin tarihi popüler oluşuyla başlar, malum. Arman’ın adım adım hamilelik sürecine de, bebeğin adı için okurlarla yaptığı beyin fırtınasına da, kızının göbeğinin nereye atılacağına da şahit olduk; artık çok seyrekleşse de olmaya devam ediyoruz.
Yazarımız diye değil, birkaçını okumuş olan bile hakkını teslim edecektir, bu yazıların en ‘başka’ tip olanları Ayça Şen’den çıktı. Yalnız bir anne olma halini, anneliğin sonsuz müthiş bir şey olmadığını, doğurur doğurmaz kutsallığa adım atılmadığını, her türlü acemiliğini, yeri geldiğinde beceriksizliğini ve çaresizliğini anlattığı yazılarında, bu yeni kalıplara uymayan bir hal vardı.
Ama bir dönem eli kalem, rahmi bebek tutan pek çok kadın, anne-çocuk yazarı oldu. Nora Romi, Ayşe Aydın, Anneyiz.biz sitesine sığamayıp Hürriyet’e taşan Pınar Reyhan, Ece Arar, son olarak ‘dadı’ yazısıyla zihinlere iyice kazınan Sibel Arna... Aralarından, o tarihten sonraki kariyerini bunun üstüne inşa edenler bile çıktı. Deneyimler kitaplaştı. Ünlü anneler televizyon programları yaptı. Annelik bir kadınlık durumundan çıkıp dev bir sektöre dönüştü.
Bu yazıların verdiği gazı alan yüzlerce hamile kadın, ‘E, ben de aynı şeyleri yaşıyorum, öyleyse niye yazamıyorum’ derdine düştü, tonla blog açıldı. Kimi hevesle başlanıp iki sayfadan ibaret kaldı, kimi peşine bir sürü takipçi takmayı başardı. Anneler tuhaf bir arayış ihtiyacıyla başka çocukların hikâyelerini dinleyip fotoğraflarına bakmayı alışkanlık haline getirdi.
Bu iştah inişe geçecek gibi değil ama en azından ‘niş’lere yer açmış görünüyor şimdi. Kendini bu rüzgâr karşısında pek bir ezik hisseden annelere soluklanma alanı açan alternatif bölgeler çoğalıyor. Son 10 yıldır bile isteye, okuyup öğrenerek, hatta üstünde ciddi ciddi çalışarak, eğlenceli bir süreci zorla kalıba sokup içinde tektipleşen modellerden olmak istemeyen validelerdenseniz, mevzuyu başka kulplarından tutanlar da olduğunu bilip soluklanınız...                                

‘Annelik tarzınız hayat tarzınız’
GÜLÜŞ GÜLCÜGİL TÜRKMEN
www.alternatifanne.com
Hiçbir zaman elinde kaşıkla çocuğunun peşinden koşturan, uyutmak için saatlerce didinen, sürekli ‘hadi’ demek zorunda kalan, bağırıp çağıran annelerden olmak istemedim. Çocuğunu anlayan, eğlenceli bir anne olmak işime gelecekti. Bunun için çalışmam gerekiyordu, bilgisiz başlarsam çuvallayabilirdim. Çocuğum doğmadan bu konuda çok güzel kitaplar okudum, resmen hatmettim!
Bir anneye ‘Çocuğunun şu konuda bir sorunu var’ deyin, asla inandıramazsınız. Çocuğuna biraz emek veren her anne nedense en doğrusunu yaptığına ikna olmuştur. Anne her gün saçını süpürge ediyordur ama kendini ‘Falanca da benim gibi yapıyor’ diyerek avutmuştur. ‘Annelik tarzınız hayat tarzınız’ diyerek kendilerine ayna tutmalarını önermek istedim.
Bu site, meseleye ‘bebeğin annesi’ ya da ‘eş-anne’den ziyade ‘kadın-anne’ gözüyle bakıyor. İyi anne olmak için kadının ruh halinin de sağlam olması şart. ‘Her şey çocuk için’ bence hastalıklı bir bakış açısı.
‘Alternatif Anne’nin üzerinde duracağı en önemli unsur eğitim olacak. Hem anne, hem çocuğu, hem eşiyle ilişkisi hem de iş hayatı için. Öğrendiklerimi uyguladıkça bunu gördüm, başkalarına da göstermek istiyorum: İnsan ilişkileri gibi kaygan bir zeminde bile bazı şeyleri başarmak ‘iki kere iki dört’ kadar kolay! Yeter ki bir yönteminiz olsun.

‘Oğlum bebekle oynayabilir’
http://feministanneningunlugu.
http://blogspot.com
Bir seneden uzun bir zaman çocuğuma eşimle birlikte baktık. Kendi kararımdı. Yardıma çok ihtiyacım olsa da kimsenin bana şunu yap demesini sevmemiştim. O zamana kadar yalnızca kendi sorumluluğunu almış, keyfinden ödün vermeyen, ‘entelektüel’, ‘özgür’ takılan, ev işiyle işi olmayan biri için hayatımın dönüm noktasıydı. Tabii bu süreçte kadınlık, annelik, ebeveynlik üzerine düşünmeye başladım.
 Kadınların erkek gözüyle değil, kendi gözleriyle yazdıkları, samimi annelik deneyimi üzerine çok az kaynak var. Bir bilinçlenme atölyesi olarak düşündüm bu platformu.
Annelik kutsal bir görevdir, cennet annelerin ayakları altındadır söylemi kadınlarda suçluluk ve vicdan azabı yaratıyor. Yavaş yavaş kadınlar bu histen kurtuluyor diye düşünülebilir ama bu yanıltıcı bir saptama, çünkü çalışan anne de çocuğuyla kaliteli zamanı nasıl geçireceği için endişelenmekte.
Özellikle erkek çocuklar, davranışları cinsiyetçi düşüncelerle uyuşmadığında utandırılır. Ben bunun karşısındayım: Oğlumun duygularını özgürce ifade edebilmesini sağlayarak, ağladığı için, seni seviyorum dediği için, ‘kız gibi duygusal’ olduğu için utanmamasını sağlayarak. İlla arabaları sevmesi gerekmediğini, tabak çanakla, bebeklerle evcilik de oynayabileceğini bilmesini sağlayarak. Eline silah, kılıç vermeyerek, şiddeti özendirmeyerek...

‘Her anne gelecekten sorumlu’
ESRA ERDOĞAN
www.ekoanne.com
Gıdalarımız gerçek gıda olmaktan uzaklaşıyor, iklim değişikliği tehlike sınırını aştı. Kullandığımız kimyasallarla hem çevreyi hem sağlığımızı kötü etkiliyoruz. Her anne çocuklarının gelecekte yaşayacağı dünya için kendini sorumlu hissetmeli. Ulaşabildiğim insanlar için küresel ısınma, ekolojik sorunlar, sağlıklı yaşam, kimyasallar, toksik maddeler, sağlıklı gıdalarla ilgili araştırmalar yapıp yayınlıyorum.
Öğrendiklerimi hayatıma direkt uygulamaya çalışıyorum. Kızıma rafine şekerle yapılmış gıda yedirmiyorum, katkı maddeleri içeren ambalajlanmış gıdalardan uzak duruyoruz, plastiği hayatımızdan çıkarmaya çalışıyorum...
Mesela Bisfenol A (BPA) diğer kimyasallarla kombine olarak plastik yapımında kullanılan bir kimyasal. En önemli özelliği hormon bozucu etkisi olması, çocuklarda ve gençlerde hormon bozukluğu ve hastalıklara neden olabilmesi. Türkiye’de BPA’nın ne olduğunu bilen çok az insan var. Oysa kullandığımız plastiklerin çoğunda bu madde var. Özellikle çocuklar BPA içeren biberon ve suluklarla risk altında. Sadece toplum değil firmalar bile bu konuda bilinçli değil. Biberon firmaları ile yaptığım yazışmalarda anladım ki BPA’sız üretim yapan firmalar bile bizim ülkemize BPA’lı ürün gönderiyor. Bugün erken ergenlik daha çok görülmeye başlandı. Bunlar hep plastiklerin etkisi...