Ana Mendieta'nın hayaletleri

Ana Mendieta'nın hayaletleri
Ana Mendieta'nın hayaletleri
Feminist sanatın en ilgi çekici isimlerinden, ölümü halen gizemini koruyan Küba göçmeni ABD'li Ana Mendieta, hoşlanmadığımız geçmişi yüzümüze vuran işleriyle Londra'da...
Haber: GÜLNAZ CAN / Arşivi

Bir kadını anlamak için Yeni Türkü’lerden birinin dizelerini değiştiriyorum: “Hayaletlerden sen anlarsın, konuş onlarla!” Fakat bu kadın konuşmakla yetinmiyor, bu konuşmanın transkriptini sunuyor. Ana Mendieta’dan bahsediyorum. Londra’daki ilk retrospektifi bu günlerde Southbank Centre’ın bir parçası olan Hayward Gallery’de.
Ağaçlara, toprağa saklı ruhları gören Mendieta, onlara ince ince katmanlar halinde kapılar çizer. Hayaletler de o kapılardan girer ve çıkarlar. Kimse yok edilmiş bir antik toplumu, hayatının tamamını bir hücrede geçirmeye mahkûm olan siyasi hükümlüyü, tecavüz edilip öldürülmüş bir kadını unutamaz böylece. Onun sanatında hayaletler, hoşlanmadığımız geçmişi yüzümüze vurmak için geri gelirler. Feminist sanatın yanı sıra arazi sanatının da önemli bir temsilcisi olan Mendieta, ağaç kökleri, yapraklar, çamurla, ateşi işlerine ekler. Kökler, onun için sorudur, sorunludur ama asla karanlık değildir. Hep umutlu ve üretkendir. Babası bir siyasi tutuklu olan Kübalı sanatçı, 12 yaşında kız kardeşiyle ABD ’ye, Iowa’ya bir yetimhaneye gönderilir. Sonraları bunu ‘sürgün’ olarak tanımlayacaktır. Sanatını ve hayatının kalanını kimliğini, köklerini aramaya adar. 

Toprak-beden


Erken dönem işlerinde bedeninin asıl sınırlarını görmek ve göstermek için erkek olur, yakar kendisini, bazen kan revan içinde kalır. Bunların tümü bir tür dönüşümü- metamorfozu anlatır. Küba’ya tekrar dönebildiği zaman önce bedenini tüylerle sarar- kuşa dönüşür, sonra toprağa ve ağaçlara, ardından ise bedeni kaybolur işlerinde, yerini boşluğu alır: Yerdeki iz, ateşin içindeki siluet gibi... Resim mezunu olan ve resimden ‘yeterince gerçek olmadığı’ için vazgeçen Mendieta, sanatında kurduğu kadın bedeniyle peyzaj arasındaki ilişkiyi işte bu dönemde kendi terimiyle ‘toprak-beden’ heykellerine dönüştürür.
Son döneminde ise daha ziyade taşınamayan işler üretmeye başlar. Toprakla, kumla yere çizdiği heykeller gibi… Sergide bu dönemlerin tamamından aralarında fotoğraf, performans-video, video, heykel ve çizimlerin bulunduğu önemli örnekler var. Bir bölüm de ciddi bir arşiv çalışmasına ayrılmış. Sanatçının mektupları, kartpostalları, notları da burada görülebilir. Sıkça seyahat eden Mendieta Roma, New York, Iowa, Küba gibi gittiği her yerde oranın izlerinin sezilebileceği işler de üretmiş.
Kısacık ve müthiş üretken bir hayat yaşadı Mendieta. Ailesi ve arkadaşları onun pencereden düşüp öldüğüne inanmıyor. Uzun süren bir hukuk mücadelesi sonunda ölümü hâlâ bir ‘muamma’; kardeşi Raquelin ablasını o zamanki kocasının öldürdüğünden emin. “Bu konuda konuşmaktan bitkinim” diyor serginin basın toplantısında.
Onu anlamak için ‘Traces/İzler’ sergisi bir çözüm olabilir zira bu retrospektif artık kendisi hayalet olan Mendieta’nın dünyaya açtığı bir kapı. ‘İzler’ 15 Aralık’a kadar görülebilir.