Anadilde caz mutlaka denenmeli

Anadilde caz mutlaka denenmeli
Anadilde caz mutlaka denenmeli

Önder Focan (en solda) ve Meltem Ege

Önder Focan ve Meltem Ege, repertuvarı Focan bestelerinden oluşan bir proje için bir araya geldi. Şenova Ülker, Bulut Gülen, Ozan Musluoğlu ve Ferit Odman eşliğinde 'Song Book' albümünü kaydetti
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

Önder Focan, gitaristiği yanında besteciliği ile de bilinen kıymetli bir ağabeyimizdir. Besteleri çoğu zaman enstrümantaldir ama son dönemde Türkçe ve İngilizce sözlü Focan parçalarını da sık sık dinleme şansı bulduk, ne mutlu. Cazın her geçen gün parlayan genç vokalistlerinden Meltem Ege ise bu parçaları sular seller gibi yorumlamasıyla meşhur. Durumlar böyle olunca Focan ve Ege ana repertuvarı Önder Focan bestelerinden oluşan bir proje etrafında bir araya geldi ve onlara Şenova Ülker (trompet), Bulut Gülen (trombon), Ozan Musluoğlu (kontrbas), Ferit Odman (davul) katıldı. Bu isimlerle güçlenen kadro Equinox Music etiketiyle ‘Song Book’ albümünü kaydederek caz kayıt tarihimize bir güzellik daha yapmış oldu. Lansman konseri oldu, devamı gelecek…

Gitaristliğin, besteciliğin, aranjörlüğün tamam ama şarkı yazarlığın pek bilinmez. Şarkı yazmak nasıl bir uğraş?
Önder Focan: Bir şeyi çok sevmem ve istemem, onun da bana müzikal bir şey vermesi lazım tabii. Bir dönem bir tansiyon problemim oldu, ilaç kullanmaya başladım. Her şey iyi hoş da hiçbir şey yazamıyordum. Zuhal’e dedim ki, “Hiçbir şey yazmak içimden gelmiyor”. Zuhal de dedi ki, “Canım sen de herkes gibi yaz şöyle üç beşlik bir şey”. Tabii üç beşlik parça yok, öyle yazacaksan hiç yazma. Ondan sonra ortaya bir parça çıktı ‘Üç Aşağı Beş Yukarı’ diye. Parçanın ilk kısmı üç-dört, sonrası beş-dört, en sonu dört-dört. İşte bu espri gibi bir şeylerin olması lazım parçaların çıkması için.

Mühendislikte oldukça soyut bir düşünce sistematiğinden besleniyorsun. Ama bir yanınla da hayata doğrudan temas eden, idealist ve romantik birisin. Bu iki perspektif bir arada nasıl taşınır?
Focan: Mühendisliğin de sadece profesyonel kısmını yapıyorum. Ankara ’da Dikmen Vadisi’ndeki kültür köprüsünde çalışıp akşamları Manhattan’da çalıyordum. Bir tarafta ‘Mekanik: Önder Focan’, diğerinde ‘Gitar: Önder Focan’ yazıyor. Bir tarafı bilenin öbür taraftakinden haberi yok. Bunu yaşamayı da seviyorum ama zor bir şey. Sadece belirli formüllerle hayatını yaşayanlara ise zaten her şey zor gelir.

Meltem, biz senden bir solo albüm beklerken sen Önder Abi ile ‘Song Book’ albümüne ortak olarak resmi kayıt sürecini başlattın.
Meltem Ege: Bu bir seçim değil. Organik şekilde gelişen bir durum oldu. Okulu bitirip döneli iki sene oldu. Kişisel bir projeye yatırım yapmadan önce bir kök salıp tutunmak lazım. Çünkü Amerika’dan dönünce herkes değişiyor. Her ne kadar Türkiye ’de yetişmiş olsak da kalabalıkta kendimize bir yer açabilmek gerekiyor. Bu sene de Başkent Üniversitesi’nde verdiğim derslerin yoğunluğu oldu. Bir albüme konsantre olup çalışmak müthiş vakit alan bir şey. Biz bu albümde çalan kişileriz, albümün müzisyeniyiz. Şarkıları derleyip toparlamak, hangi enstrümanlar olacak, girişler çıkışlar, parça listesi gibi detayların hepsine Önder Abi karar verdi. Albüm için böyle bir konsantrasyon gerekiyor ve bende geçen sene bu mümkün değildi. İnşallah gelecek sene olacak.

‘Boşver’e de söz yazdın.
Ege: Söz yazarken bir fikir edinebilmek çok önemlidir benim için. Bulaşık yıkarken ya da yolda yürürken tamamlanır genellikle. ‘Boşver’ de öyle oldu. ’36 mm Biometrik’ albümünde duyup kilitlendim ve söz yazılması gerektiğini düşündüm. Melodiyi öğrendikten sonra bıraktım ve kendiliğinden çıktı. Albüm başka bir kafa. Olması gerektiği için değil, içinden geldiği için yaparsın.

Klasik eğitimden geliyorsunuz. O sıkı disiplin caz için ayak bağı olmadı mı?
Ege: Konservatuvarda okurken en çok bağımsızlıktan sıkıntı çektim. Hocalarım Rus ekolündendi. “Çok kıpırdıyorsun. Ayakların neden orada” gibi çok eleştiri aldım. Klasik müzik okurken bazı şeylere çok bağlı kalabilmek gerekiyor, bense modern eserlerde kendimi gösterebildim. Piyanodaki yeteneğimin yorum gücüne bağlı olduğu ortaya çıktı. Cazla tanışınca bu benim gücüm oldu. Kendi öğrencilerimi yetiştirirken de hep yorum ve özgürlük alanına çekmeye çalışıyorum. Klasik müzik eğitiminin getirdiği teknik artılar başka. Klasik müzik bir kere cümle kurmayı, anlamayı gerektiriyor. Piyano çaldığım için çoksesli müzik ve armonik hâkimiyetim var. Grup içinde ne olup bittiğini anlayabiliyorum. Bence klasik müzik temeli olan ve bunu aşıp başka alana geçmiş insanlar çok belli oluyor, çünkü belli bir disiplin var. Müziğin derinliğine inmemizi sağlıyor. Klasik şan okusaydım belki daha zor olurdu çünkü o zaman teknik bir değişiklikten geçmem gerekirdi.

Ella Fitzgerald’a ithaf parçası ‘She Sings The Telephone Book’un hikâyesi nedir?
Focan: 50’lerin , 60’ların cazını en çok dinlediğim dönemde bir kitap okuyordum. İsmini tam hatırlamıyorum. Altı-yedi bölüm çok önemli isimlere ayrılmış. Orada Ella Fitzgerald için bir emprezaryonun eşi demiş ki, “Ella ne kadar iyi bir şarkıcı. Telefon rehberini okusa da güzel tınlar”. Bu söz çok hoşuma gidince yazdım bu parçayı, al sana parça konusu ve başlığı.

‘Ruby’ de naif bir parça. Brad Mehldau’nun oğlu Ruby’ye oynattığın fış fış kayıkçı hikâyesi.
Focan: Ne bileyim, aklıma başka da çocuk oyunu gelmedi o sırada. Tabii o yaşta algıları çok açık olduğu için duyduğunu kapmış, annesi sonradan mesaj gönderdi, “Ruby fış fış mış mış bir şeyler söylüyor” diye. Ruby 2006’da 16 yaşındaydı. Brad’in en küçük çocuğuydu. Şimdi ortanca oldu. Belki büyüyünce hatırlar.

‘Jazz I Hear’ı da Madımak Oteli’nde kaybettiğimiz aydınlarımız için yazmışsın.
Focan: Sivas’ta kaybettiğimiz yazar ve şairler için Halim Yazıcı’nın yazdığı bir şiir okumuştum. Denizli Belediyesi Kültür İşleri’nde çalışan bir sanatsever o. Onun şiirini bestelemedim ama o şiirden etkilendiğim için bu parçayı yazdım. Sözleri baştan yazdım, en baştan.

Caz formundaki bir parçaya Türkçe söz yazmak biraz meydan okuyan bir yaklaşım değil mi? Türkçe’nin melodisi, armonisi, ritmi seni hiç zorlamadı mı?
Focan: Hissetmekle ilgili bir şey. Ben öncelikle Türkçe düşünüyorum. Türkçe düşünürken Türkçe yazmam çok doğal. Bazen İngilizce kitaplar okuyup İngilizce düşündüğümüz ya da anlaşılmamak için İngilizce ifade ettiğimiz oluyor. ’Jazz I Hear’daki gibi, insanlar derdimi doğrudan anlamasın. Caz bestecilerinde vardır, bazen parçanın ismini ters yazarlar. Sonuçta anlatmak istediğim bir şey varsa öncelikle Türkçe anlatmak isterim. Üstelik ilk olarak Türkçe düşünen insanlara hitaben yapıyorum bu parçaları. Müzikal ifadelerim de öncelikle anadilimden gelir. Böyle olunca da Türkçe sözün en azından denenmesi gerektiğini düşünüyorum. Büyük sorun artikülasyonda olabilir. Öyle bir durumda da Meltem gibi hem müzisyenliği çok ileri düzeyde hem de dili çok güzel kullanan biri olması lazım. Aynı şey İngilizce söyleyen için de tabii geçerli. Meltem hem Türkçeyi hem İngilizceyi çok iyi konuşabildiği için vücut diliyle de çok güzel ifade ediyor. Aslında Türkçe bepop söylüyor. Bazen iyi olabilir bazen kötü; ama anadilde caz mutlaka denenmeli.
Ege: Annem dil ve konuşma bozuklukları uzmanı. Bizim evde konudur bunlar. Türkçe ve İngilizcenin fonetik yapıları çok farklı. Her hecenin, her sesli harfin ağız içindeki dolaşımı çok farklıdır. Dolayısıyla İngilizceye oturan parçayı Türkçe seslendirmek çok zor çünkü sesin renkleri değişik. Türkçe çok daha kapalı ve yuvarlak. Ritmik özellikleri de çok farklı. Fonetik yapıyı ve ritmi koruyarak söyleyebilmek ve söz yazabilmek çok başka bir macera.

Ayrılıklar sevgisizlikten değil saygısızlıktan
Evliliğinizin 25. yıldönümünde Zuhal Abla için ‘25’ isimli bir parça yazdın. Mutlu, huzurlu, uzun ömürlü beraberliğin sırrı ne?
Focan: Öncelikle orada saygı lafı geçiyor.
İnsanlar zaten birbirlerini sever. Sevmediğin biriyle birlikte olamazsın. Sevgisizlikten değil saygısızlıktan ayrılır insanlar. Yüz göz olununca. İşin anafikri bence odur. Karşılıklı saygı olunca herkes sağlıklı, uzun beraberlikler yaşar.

Türkçeyi iyi çalıştım
Lansman konserinde Türkçe sözleri scat yapar gibi söylediğini düşündüm. Çok doğal, akışkan ve bütün heceler pırıl pırıl.
Ege: Konuşurken o kadar net değilim, nedense şarkı söylerken öyle oluyor. Anadilimiz Türkçe. Sonra okuldayken dilimiz İngilizce olunca yıllar sonra bir arkadaşım gördüğünde “Türkçen düzelmiş” diye karşılayabiliyor. Ben Türkçeyi olabildiğince iyi çalıştım. Vokal olayı ortaya çıkınca da çok özendim Türkçeye.