Ankara deneyimi gazeteciliğin şanından

Ankara deneyimi gazeteciliğin şanından
Ankara deneyimi gazeteciliğin şanından
Ankara'da hava erken kararır, kış çabuk gelir. Ama gündem sıcaktır. Ankaralı gazeteci en hassas meselelerle terbiye olmuş titiz bir cambaz gibidir. Başkenti geride bırakıp İstanbul'a gelen gazeteciler, 'Ankara bürosunun' onlara kattıklarını anlatıyor
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

İşe 10 dakikada varsam üzülürdüm

Sedat Ergİn
(12 yıl Hürriyet Ankara temsilciliği yaptı. Şu an Hürriyet’te yazıyor.)


Gazeteciliğe İstanbul’da başladım, uzun yıllar Ankara’da gazetecilik yaptım, sonra İstanbul’a döndüm. Ankara’da gazetecilik yapmanın pratiği ile İstanbul’da gazeteciliğin pratiği arasında çok temel farklılıklar var. Ankara bir başkent. Ülkenin karar alma mekanizması büyük ölçüde bu kentte işliyor. İster istemez Ankara’daki gazetecilik faaliyeti de bu mekanizmanın işleyişine çevriliyor. Hükümet, Meclis, Cumhurbaşkanlığı ve karar alma mekanizmasına etki eden bütün kurumlarına odaklanıyorsunuz. Kaçınılmaz olarak siyaset ön plana çıkıyor. Ankaralı gazeteci de sürekli istikrar ve rejim meseleleriyle haşır neşir olduğu bir ortam içinde nefes alıp veriyor. Zihinsel egzersizleri, dünyaya bakışı kaçınılmaz olarak bu ortamın etkisinde. İstanbul’daki gazeteciler ise bu ortamı uzaktan gözlemek durumunda. Örneğin, bir hükümet krizi patlak verdiğinde bir Ankaralı gazeteci ile İstanbullu gazetecinin bunu bilinç-altlarında sorun olarak algılama ve yaşama eşikleri çok farklıdır. Bunu illa bir olumsuzluk anlamında söylemiyorum. Ben Washington’da da gazetecilik yaptığım için benzer bir durumu orada da gözledim. Orada da siyaset, bürokrasi öncelik alır. New York’ta bunu görmezsiniz. Ankara’da siyasetin ağırlığına karşılık, İstanbul gazeteciliği ekonomi , kültür, magazin ve yaşamın diğer alanlarına daha çok açık. Ayrıca İstanbul gazeteciliğinde yazı işleri ve editörlük görevleri muhabirliğin biraz önüne geçmiş durumda. Ankara gazetecileri gazete mutfağına çok yabancı. İstanbul gazeteciliği biraz da “gazeteyi yapma” pratiğiyle birlikte yürüyor. Muhabir yazı işlerinin yanından geçerken gazetenin nasıl hazırlandığı görüp o sürecin de bir parçası oluyor. Ankara küçük bir şehir ve trafik sorunu İstanbul’daki gibi zor değil. Bu rahat bir çalışma ortamı sağlıyor, çalışmaya daha çok zaman ayırabiliyorsunuz. Ankara’da sabahları Gaziosmanpaşa’daki evimden Kavaklıdere’deki ofisime 5 ile 7 dakika arasında giderdim. Bazen kırmızı ışıklara yakalanınca bu gidiş 10 dakikaya uzar, ben de “Bugün işe geç kaldık” diye söylenirdim. Bugün İstanbul’da yaşıyorum ve her sabah Kavacık’tan İkitelli’ye doğru yola koyulduğumda maceraya kalkışmış gibi hissediyorum. Ankara’da akşam eve gelip yemek yedikten sonra yeniden işe gidebilmek mümkündü. Ama İstanbul’da akşam hadi İkitelli’ye gidin bakalım…

İstanbul, Ankara havasını koklamalı

Serdar Turgut
(1980’de Ankara Hürriyet’te çalışmaya başladı. HaberTürk yazarlığı görevini sürdürüyor.)


Ankara’da çalışırken ister istemez daha ciddi olmak zorunda kalıyorsunuz. İstanbul’daki iş davetleri, kültürel olaylar gazeteciyi rahatlatır. Ankara’nın daha yorucudur. Ankara’da gazeteciyi iyi besleyen şeylerin başında bürokrasi gelir. Orada daima iyi dedikodu bulunur. Ankaralı gazeteciler birbirleriyle çok vakit geçirirler. Ankaralı gazetecinin en iyi haber kaynağı gazetecidir diyebiliriz. Ankaralılar İstanbul’un en çok gazete patronuna ve yayın yönetmenine yakın oluyor olmasını kıskanır ve bunu arzular. Ankara’da temel sorunu, kentin size sunduğu imkanların kısıtlı olması. Örneğin kültürel imkanlar. Ama henüz bir asrı bile geride bırakmamış genç bir kenti İstanbul gibi dünyanın en eski, en büyük, en zor ve en büyüleyici kentlerinden biriyle kıyaslamanın da hakkaniyete uygun düştüğüne inanmıyorum. Ankara başkentimiz ve ülkemizi seviyorsak başkentler her zaman esirgenmelidir. Bugün İstanbul’da kilit konumda olan çok sayıda gazetecinin Ankara kökenli olmasına bakarsanız, başkent tecrübesinin gazetecilere kattığı şeyler olduğunu teslim etmeniz gerekir. Ben Ankara’da görev yaparken her fırsatta İstanbul’a gelirdim. Bence Ankaralı gazeteciler İstanbul’a daha sık gelmeli, ama İstanbullu gazeteciler de muhakkak -kısa bir süre için bile olsa- bir süre Ankara’nın havasını koklamalı. İstanbullular Ankara’ya gitmeye biraz Şark hizmeti gibi bakıyor. Ankara’dakiler de İstanbul’u hep biraz Bizans gibi görüyor. Bir de Ankaralı gazeteciler arasındaki dostluk ve dayanışma İstanbul’a kıyasla çok güçlü.

 

Siyasetçiler en yakın arkadaştır



Çİğdem Anad
(1987’de Ankara’da TRT’de çalışmaya başladı. 32. Gün ve ATV tecrübesinden sonra NTV’ye geçti.)


Ankara’da gazetecilerin en yakınları siyasetçilerdir.Her gün siyasetçileri göre göre, onlarla sürekli konuşa konuşa öyle bir yakınlık hissederler ki, kıyasıya eleştirdikleri siyasetçilere bile yakın arkadaşlarıymışçasına sempati duyarlar. Ankaralı gazeteciler uygulanan politikayı belirlemekte büyük rolleri olduğuna inanırlar. İstanbul’daki gazeteciler için siyasetçiler zor temas kurulur kişilerdir. Ankara’daki gazeteciyi siyasi kulisler,dedikodular besler. Siyasilerin gafları güldürür. Birbirlerinin arkasından iş çevirmezler. Ankaralı gazetecinin kültürel, sosyal faaliyetlere ayıracağı zaman daha azdır çünkü haber atlamamak için sürekli tetiktedirler. Ankaralı gazeteciler İstanbul’dan, İstanbul’da kaybolmaktan korkarlar. “Orası Bizans, kimin eli kimin cebinde, herkes birbirine kazık atıyor” derler. İstanbul’a gezmek için, davetlere katılmak için gelmeyi severler. Ayrıca İstanbul gazetecilerini sığ bulurlar. İstanbul’a 13 yıl önce geldiğimde “Çok korunaklı Ankara’da, çok güvendiğim meslektaşlarımın arasında, kendimi sakınma gereği duymadan işimi yapıyormuşum. Ankara’da herkes benim kişiliğimi,kimliğimi doğru okuyordu” dedim. İstanbul’da düşmanlıklarla, kumpaslarla, yalanlarla, dümenlerle karşılaştım. Bir yıl çok sancılı geçti.Ankara’ya dönmeyi hergün düşündüm. Sonra İstanbul’daki doğru insanları, gazetecileri yakaladım. O doğru insanlarla çalıştım. Diğerleriyle de ahbaplık etmedim. Bu nedenle İstanbul’da beni seven kadar sevmeyen var. Çünkü maymun olmadım.

Kirlilerimi beş yıl İstanbul’a taşıdım

İsmet Berkan
(1996’da İstanbul’dan Radikal gazetesi Ankara Temsilcisi olarak gitti. Şu an Hürriyet’te yazıyor)


96’da Ankara’ya ‘sürgüne’ gittiğimde çok yabancılık çekmedim çünkü gidip geldiğim bir şehirdi. Ama Ankara’da benim gibi insanlar için problem var çünkü, Ankara siyasetten ibaret bir şehir. Temel şikâyetim ‘fakir’ düşmekti. Gazeteden çıkıyordum ama çıkamıyordum. Çünkü iş benimle her yere geliyordu. Hâlbuki ben siyaset değil de sinema , futbol konuşmak istiyordum. Ankaralılarla herhangi bir konuda çok tutkulu olabiliyorlar. Hastalık raddesinde biliyorlar. O da belki hayatın fakirliğinden. Ankara’da metrekareye düşen donanımlı gazeteci sayısı İstanbul’dan çok daha fazla. Kendi konularına çok hâkim insanlar. İstanbullu gazeteciler daha el yordamıyla çalışır. Ankaralılar bir de hiyerarşi severler. Ankara’da beş yıl oturdum ama hiç ev tutmadım. Otelde kaldım. Ev tutarsam İstanbul’dan kopacağımı düşündüm. Evimi de hiç kapatmadım. Kirli çamaşırlarımı İstanbul’a taşırdım, burada temizlenir, Ankara’ya geri dönerdi. Ankaralı gazeteciler İstanbullu gazetecileri kendi haberlerine değer biçecek kadar bilgili olmamakla, İstanbullu gazeteciler Ankaralıları gerçek hayattan kopuk olmakla suçlar.

‘Benim Ankaram’la şimdiki çok farklı

Ayşenur Aslan
(1974’te Ankara’da Politika ’da çalışıyordu. Şimdi CNN Türk’te Medya Mahallesi programını yapıyor.)


Bana bu soruyu 34 yıl önce Politika gazetesinde çalışırken Selim İleri sormuştu ve köşesinde yazmıştı. Ankara’yı ‘gri, köşeli, ciddi’, İstanbul’u ‘hareketli, renkli, enerjik’ bulduğumu söylemiştim. İstanbul paranın merkezi olmasından belki. o renkleri bazen macuncu tablasındaki gibi yapış yapış hale getirebiliyor. İnsan ilişkileri insanın elinden kayan ya da yapışabilen bir hale dönüşebiliyor. Ankara gazetecileri o ciddiyetin getirdiği mesafeye sahiptir. Ben Ankaralı gazeteci olmayı önemsiyorum. Ankara bir memur şehri olduğu için Ankaralı gazeteciler de ne ücret verilirse onu alır, para konuşmaya utanır. Ben hâlâ konuşmaya utanırım. Ben Ankara’dayken oranın cumhuriyetin kurucu başkenti olmasını çok severdim. Şimdi ‘benim Ankaram’la bu Ankara arasında bir fark olduğunu düşünüyorum. Bugün ülkeyi yönetenlerin sırtında bir yük olmuş gibi. Merkez Bankası’nı vs. İstanbul’a taşımak istiyorlar. Kendileri de eminim bir an önce İstanbul’a gelmek istiyorlar. Başkenti sevmiyorlar artık. Akif Beki, başbakan danışmanı olarak görev yapmaya başladı, sonra o görevi başkalarına devretti, şimdi o gazeteciler hoşlarına gitmeyen soruları denetliyorlar. Ankara gazeteciliği buna dönüştü.

Ankaralılar alt metni hemen anlar

Nurcan Akad
(1983’de Ankara’da Nokta’da başladı. Güneş gazetesinin Ankara temsilciliğini yaptı. Akşam’da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev aldı. Şimdi iPAD gazetesi hazırlıyor. )


Ankara deneyimi bir gazeteci için çok önemlidir ama bu süreç son yıllarda biraz değişti. Çünkü başbakanın İstanbul’da da çalışma ofisi var. Yılın altı ayında Ankara’daysa altı ayında İstanbul’da. Burada da başbakanlık muhabirleri var artık. Benim dönemimde hepsi Ankara’daydı. Ankara deneyimi yaşayan gazeteciler bir bürokratın konuşmasının alt metnini rahatça çözer. Sadece İstanbul deneyimi olan bazı gazetecilere başbakanın, muhalefet liderinin grup toplantıları sıkıcı gelebilir. Eskisi gibi olmazsa olmaz gözüyle bakmıyorum ama. Ankara gazetecisi dış görünüm itibariyle farklıdır. Daima derli topludur. Her zaman bir devlet yetkilisinin karşısına çıkacakmış gibi. Kot gömlekle de gidebilirsiniz ama üzerinize bir çizik atarlar. Ankara’daki gazeteciler her gün birkaç tane haber yazarsa, İstanbul’daki gazeteci birkaç günde bir haber yazar. Kimse de niye böyle yaptın demez. Bir iş gezisi Ankaralı gazetecinin burnundan gelir, çünkü devamlı haber geçmek, uyanık olmak zorundadır. İstanbullu gazeteci içinse gezinin en kötü tarafı havaalanında valizini kaybetmek olabilir en çok. Çünkü o zaten döndükten sonra yazar haberini. İstanbullu gazeteciler Ankaralı gazetecilerin hayatını çok sıkıcı bulur ama bir gazeteci olarak bundan zevk almak mümkün.