Anlamıyorum oyuncu ırgat mı?

Anlamıyorum oyuncu ırgat mı?
Anlamıyorum oyuncu ırgat mı?
Lale Devri dizisiyle dördüncü sezona giren Tolgahan Sayışman yaz aylarını mübadele dönemini konu alan Büyük Sürgün filminin setinde geçirdi. Sayışman ile geçmişinden bugüne uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Haber: ECE ÇELİK - ece.celik@radikal.com.tr / Arşivi

Sizle konuştuğum zaman mahalle delikanlısı havası hissediyorum. Mahallede mi büyüdünüz?
Aynen, mahallede büyümüş bir çocuğum. Biz 80’lerin başında doğanlar olarak son mahalle çocuklarıyız diyebilirim. Çünkü artık çocuklar çok eve kapandılar, bilgisayar çocuğu oldular. Top oynayarak, düşerek kalkarak büyüdük. Çocukken mahalle pazarında su sattığımı hatırlarım. Ailem çok kalabalıktı. Çekirdek aileyiz ama çocukluğumda babaannemler, halamlar büyük aile büyük bir evde kalıyorduk. İtalyan aileleri gibi kalabalık sofralar, gürültülü sohbetler hatırlıyorum. 

Küçük yaşta çalışma fakir bir ailede büyüdüğünüz için miydi yoksa çalışmak mı istiyordunuz?

O dönemlerde ailemizin durumu o kadar kötü değildi. O yaşlarda çalışmak içgüdüseldi galiba. O kadar ki annemin komşulardan ödünç aldığı kitapları onlara geri satmaya çalışıyordum. Parayı seven bir çocuktum. 

“Bu çocuk yakışıklı olacak” diyen büyükler var mıydı?


Evet, çocukken çok söylerlerdi. 

Ya ergenlik?

Yine okuldaki kızların ilgisi, okuldaki arkadaşların söyledikleriyle kendinizi fark etmeye başlıyorsunuz. Girişkendim ama özgüven sahibi bir çocuk değildim. Üniversite yıllarında fark ettim yakışıklı olduğumu, ajanslara kaydolmaya, figürasyon yapmaya başladım. 

Modellik o yıllarda mı başladı?


İlk zamanlar aklımda oyuncu olmak vardı ama daha sonra modellik geldi. Çünkü o dönemde sektör bu kadar gelişkin değildi. Bu kadar çok dizi yoktu. O yüzden modellik fikri aklıma düştü.

O dönemde Televole kültürü de çok baskındı. Aileniz model olmanıza nasıl bakıyordu?

O Televole kültürünün bize yansıttıklarını gördükleri için kafalarında büyük bir soru işareti vardı. Yarışmalara katıldım, yıllarca modellik yaptım. Modelliği severek ve hakkını vererek yaptığımı düşünüyorum. Bir işe el atıyorsam o işte muhakkak kendimi tatmin etmem gerekiyor. O dönemde hayatımın merkezine modelliği almıştım. Yurtdışında da bu işi yaptım. Türkiye ’ye dönüp bir fırsat bularak oyunculuğa geçme fırsatını yakalayınca onu değerlendirdim. O saatten sonra da modelliği tamamen hayatımdan çıkardım.

Dönüm noktam dediğiniz olay nedir?
 

Güney Kore’de dünya birincisi olmam çok önemli bir dönüm noktasıydı. O dönemde diziler çoğalmaya başlamıştı ancak sektöre girmek zordu ve görünür olmam gerekiyordu. Yarışma sayesinde bunu başardım. Oyunculuk olarak Elveda Rumeli dizisinde oynamak bir dönüm noktasıydı diyebilirim. Normalde oyuncular arasında ego çarpışmaları olurken Elveda Rumeli’deki oyuncular bana çok yardımcı oldular.

“Oyuncular arasındaki ego çarpışmaları” sözünü biraz açabilir miyiz?


Aslında her oyuncuda ego olmalı. Egolu olmak kendini beğenmişlikle karıştırılmamalı diye düşünüyorum. Anlatmak istediğim şey biraz rekabet galiba. Rekabetin olduğu yerde de egolar çatışıyor, insanlar problemli hale geliyor. 

Bu rekabet ortamından yorulduğunuz oluyor mu?


Tabii benim de oluyor yorulduğum, bunaldığım zamanlar. Dizi oyuncularında böyle dönemlerin olması çok daha doğal. Hem fiziki hem beyin olarak normalden çok daha fazla çalışıyoruz. Bu yüzden insanların tahammül sınırı daha aşağıda oluyor. Güne dinlenmiş olarak başladığınız zaman size en zor gelen işi de kolaylıkla yapıyorsunuz. Ancak yorulduğunuzda işler külfet haline geliyor.

Siz de çalışma saatlerinden şikâyet eden oyuncular kervanındansınız sanırım…


Ben son üç senedir her röportajımda bu konuya değiniyorum. Belli düzenlemeler yapılıyor ancak bu konuda somut bir adım atılmıyor. Oyuncular sendikasının çalışmaları bir yere kadar. Bunun kararını verecek çok başka merciler var. Bunu çok fazla dile getirince de çalışmaktan şikâyet eden biri gibi görünmekten korkuyorum. Ben çalışmaktan çok mutlu olan bir adamım. Ama nitelikli çalışmadan bahsediyorum. 

Yapımcılar daha önce kısa sürelerde dizi çekerek daha az reklam alacaklarını, bu yüzden oyunculara da daha düşük ücret verebileceklerini söylemişti. Siz daha düşük ücrete çalışır mıydınız?


Benim anlamadığım şey şu: Oyuncu ırgat mı? Oyuncu yeteneğini kullanarak ekran karşısındakini o diziye çekebilmekten sorumlu. Bu yüzden para alıyor. Eskiden dizi süreleri daha azken oyuncular yine aynı paraları kazanıyorlardı. Dizi süreleri uzayınca oyuncular daha fazla para kazanmaya başlamadı ki. Bu kısa-uzun mantığından gidersek reklamda oynayan oyuncuların çok az kazanması gerekirdi. 

Lale Devri’nde dördüncü sezona giriyorsunuz. Uzun soluklu bir oldu…


Lale Devri benim için çok ilginç bir serüven oldu. Dizinin bu kadar ilerleyebileceğini öngörmüyordum. Neler geldi bu dizinin başına... Hâlâ baktığım zaman seyirci üzerinde aynı heyecan sürüyor. Yapımcı bana “Kanal dizinin dördüncü sezonunu çekmemizi istiyor” dediği zaman ben gayri ihtiyari “Kim bu diziyi izliyor ki?” dedim. 100 bölümü geçmişiz, karakterlerin başına gelmeyen kalmadı. Ama dizinin hayranları çok. Lale Devri total reytingde daha hiç ilk üçten aşağı inmedi. 

Bu yaz ‘Büyük Sürgün’ filminin çekimlerindeydiniz. Nasıl bir film oldu?


Film Yunanistan’la Türkiye’nin arasının gergin olduğu mübadele zamanlarında geçiyor. Büyükada’da zengin bir ailenin Rum kızı ile faytoncu bir Türk çocuğun aşkını ve akabinde yaşananları anlatıyor. Yaşanmış bir hikâyeden uyarlama. Adada yaşayan fakir bir Rum ailesinin hikâyesini anlatıyoruz. Sinemada tarihsel ve uyarlama işlerin karşılığını bulduğunu düşünüyorum. Türker Bey’le konuştuğumda gözüm kapalı “Evet” dedim. Anlaştıktan sonra iki sene bekledik. Bu sene çekimleri gerçekleşebildi. Filmin son hali ne olur bilmem ama çok güzel bir film oldu.