Anti medyatik kültür sanat hatıraları

Anti medyatik kültür sanat hatıraları
Anti medyatik kültür sanat hatıraları
Nebil Özgentürk'ün 'Sanatımızın Hatıra Defteri' belgeseli CNN Türk'te mart başında yayımlanmaya başlıyor. Özgentürk, 'anti medyatik' kültür sanat hatıralarından oluşan belgeselini anlattı.
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Nebil Özgentürk ve ekibinin hazırladığı ‘Sanatımızın Hatıra Defteri’ belgeseli CNN Türk’te Mart başında yayımlanmaya başlıyor. Deniz Kültür Yayınları tarafından belgeselle paralel giden bir kitap da yayımlandı. Özgentürk’ün kitabın önsözünde söylediği gibi bu kapsamlı çalışma ‘Klasik, senfonik, epik, lirik ve anti medyatik’ kültür sanat hatıralarından oluşuyor.
İnsan portreleri mi var yine?
Yok, bu kez ünlü ya da az tanınmış sanat insanlarından çarpıcı anekdotlar yakalamak istedik. Burada Yaşar Kemal’den bir anı da var, İstiklal Marşı ile ilgili bilinmedik detaylar da. Gençlerin bilmesini istediğimiz şeyleri koyduk.
Bugüne dek o kadar çok belgesel yaptınız ki mutlaka konu içinden konu çıkıyordur.
Hakikaten öyle. 700’e yakın belgesel yaptık. Mesela 70 dakikalık bir belgesel yapıyorsunuz kullanamadığınız o kadar çok şey oluyor ki. “Bunları mutlaka bir şekilde kullanmalıyız” dediğim çok oluyordu. Öte yandan hayat çok hızlı akıyor. Derinliği olan kısa anlatımlar seçerek bir belgesel hazırladık. Tabii toplam uzunluğu kısa değil, 700 dakika oldu.
Kaç kişinin anıları var? Toplam 100 kişiye bir biçimde değiyoruz. Mesela Yaşar Kemal’le Abidin Dino’nun bir karşılaşma anını, Nâzım Hikmet’in annesiyle Yahya Kemal’in aşkından çıkan bir anıyı anlatıyoruz.
Nedir onlar biraz söz eder misin?
Nâzım Hikmet’in annesiyle Yahya Kemal bir zamanlar aşk yaşamışlar. Hatta ‘Artık demir almak günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan’ diye başlayan şiiri onun için yazmış. Kastedilen Büyükada’daki limandır. Bunların buluşmaları daha çok Büyükada’daki evde oluyor. Nâzım o dönemde öğretmeniyle annesinin meşru olmayan bir aşk yaşamasına kızıyor. Ona “Sen benim hocam olabilirsin ama babam olamazsın” diye bir not bırakıyor. Bu zaten bilinen bir olaydır. Aradan neredeyse 30 yıl geçiyor. 1950’lerde Nâzım için serbest bırakılsın kampanyası yapılırken anne Celile Hanım bembeyaz saçlarıyla Galata Köprüsü’nde oğlunun açlık grevinde olduğunu yazan dergiyi satarken oradan Yahya Kemal geçiyor. Dönüp bakmıyor bile hatta yolunu değiştiriyor. Nâzım’ın serbest bırakılması için imza kampanyasına Peyami Safa’dan Sartre’a kadar binlerce kişi imzasını koyuyor. Yahya Kemal atmıyor. Biz de diyoruz ki “Demek aşk sadece şiirde kalırmış...”
Abdülhak Hamid Tarhan da bu gibi konularda Yahya Kemal’den aşağı kalmaz... Evet, bizim için Lüsyen’le ilgili bir tanesini Can Dündar yazdı. Can aslında kitabında bu aşkın büyüsünü çok güzel anlattı. Ama araştırma yaparken bir bakıyor ki Lüsyen’in mezarı bile yok. 18 yaşından 60 küsur yaşına kadar Türkiye’de yaşamış, ‘şair-i âzâm’ın karısı olmuş. Can ilk telifiyle Lüsyen Hanım’ın mezarını yaptırıyor.
Müzeyyen Senar’la ilgili ilginç bir anı da vardı... Evet, onun da 27 Mayıs darbesindeki gözaltına alınma nedeninin tuhaflığını anlatıyoruz. Altındaki arabayı 27 Mayıs’ın valisi mi aldı diye sorgulanırken meğerse Türkiye’den Amerika’ya göç etmek zorunda kalan Türkiye sevdalısı Ermeniler hediye etmiş.
Yine de insan öyküleri anlatmayı seviyorsunuz... Hakikaten sadece kültür sanatta değil hayatta da insanlar kendi öykülerini dokuya dokuya geçip gidiyor. Evet, aslında geleceğe insan öykülerinden birer ipucu bırakmayı seviyorum. Yaşar Kemal’in İnce Memed romanından nasıl iğrenç bir porno film yaptıklarını Yaşar Kemal’in yapımcılarını mahkemeye verdiğini kimse bilmez.
Bu çalışmada benim hoşuna giden hem basılı hem de görsel arşiv olması. “Televizyon suya yazılan yazı, kitap okunmuyor” deriz. Bu her ihtiyaca cevap veriyor... Evet, televizyonda belki birçok şey suya yazılıyor ama belgesel sanki tekrar derlenip toparlanıp önümüze getirilecek bir alan. 1990’larda Lefter’in belgeselini yapmıştık. Geçenlerde kaybettiğimizde Türkiye’de ona ait tek görsel kaynak olduğunu fark ettik. Bütün ekranlar Lefter’in kim olduğunu oradan öğrendiler.
Televizyonlarda belgesele, kültür sanata ayrılan süreyi yeterli buluyor musun? Ekranlar bizi magazine boğuyorlar, ardından saatler süren haber programları geliyor. Çocuklarımızın çocuklarına kültüre tarihe ilişkin böyle bir belge yazılı ve görsel kalması hoş bir şey diye düşünüyorum.
İyi ki şirketlerin bu tarz projelere de sponsor olmaya devam ediyor... Bizim bu projeyi yapmamızda da Deniz Kültür Yayınlarının büyük özverisi ve katkısı var. Hakan Ateş de geçmişte tiyatroyla uğraşmış bir sanatçı. Büyük bankaların bu duyarlılığını seviyorum. Yapı Kredi, İş Bankası Yayınları, Garanti Kültür at başı gidiyor. Büyük bir finans kaynağı olmasa adım atamayız.
Büyük bir proje sizinki de değil mi? Küçük dramalar da var içinde. Evet, müzikler, seslendirme, oyuncular ciddi bir prodüksiyon. Biz sadece 20 kişiyiz. Haluk Bilginer ve Cihan Ünal seslendirmeleri yaptılar. 25 oyuncu rol aldı. Serra Yılmaz, Demet Akbağ, Güven Kıraç, Candan Erçetin, Halil Ergün, Meltem Cumbul, Bayazıt Öztürk gibi 25 isim var. Ergün Gündüz çizgi film yaptı. Dünya çapında bir isimdir Kutlukhan Perker desenlerimizi çizdi. Müziği Can Atilla besteledi. Burada ‘Babalar ve Oğullar’ diye bir bölüm var. Aziz Nesin’in oğlu Ahmet, Orhan Kemal’in oğlu Işık, Ruhi Su’nun oğlu Ilgın çekimler sırasında çok tuhaf oldular. Her birinin ölümü çok trajik kimisi Orhan Kemal gibi açlıktan, kimisi Aziz Nesin gibi kalp sızısından ölüyor. Ruhi Su biliyorsunuz pasaport yasağından dolayı tedavi olamıyor.
Günümüzde özel hayatlar fazla didikleniyor değil mi?
Maalesef eserin geri plana atılıp özel hayatın ön plana çıkarılması benim de yüreğimi yaralıyor. Albümü çıkan bir sanatçıyı, romanı çıkan bir yazarı hemen kolaylıkla özel hayattan hırpalamaya bire biriz. Ben yaşayanların portrelerini yaptığım zaman gaza gelip ekranın karşısında anlatırlar her şeylerini. Ben hep “bunu yayımlamam bu sana zarar verir” derim. Ya da onun lehine hiç söylemeden atarım. Bana kimi arkadaşlarım “Sen adam olmazsın” der. Ama bana göre dostunla sohbet ediyorsun, sana en çıplak halinle her şeyini anlatıyor. Sen onu yedi yıl sonra anı diye yutturamazsın. Anı Taksim yürüyüşü sırasında başına gelendir, polisten yediğin coptur.
Her bölüm kaçar dakika ve kaç kişi anlatılıyor?
Her bölüm ortalama ellişer dakika bir bölümde beş altı kişi anlatılıyor daha doğrusu beş altı anekdot oluyor.
Belgesel yayına giriyor, yeni projeler başlamıştır bile... Evet, kesin hatlarıyla belli
değil ama uygarlık tarihi üzerine birden çok kişiyle ortak bir çalışmamız olacak. Türkiye’nin kaybolan mirası üzerine fikslendik gibi. Ben de zaten sürekli dosyalar vardır. Ben proje hazırlarken de besleniyorum, hoşuma gidiyor.
Bir portre üzerine bir sinema çalışması yapmak istiyorum. Sarsıldığım hayat öyküleri var. Onlardan birini, çok hâkim olduğum bir hayat öyküsünü sinemaya taşımak istiyorum. Ayrıca Nâzım Hikmet’in hayatını dizi olarak hazırladım. İki bölümünü yazdım. Umarım dizi olur ve erken ölümlü hayatı mahpuslarıyla kaçışıyla, hasretiyle hakikaten bir serüven olan bir şairi bu müthiş insanı dizi olarak izletiriz diye düşündüm. Altı aydır bir yazı grubuyla yazıp çiziyoruz.