Antonio'nun meselesi

Antonio'nun meselesi
Antonio'nun meselesi
'Kemerlerinizi Bağlayın'da iki zıt kutuptan karakter, Antonio ile Elena arasında yıllardır süren aşk pek çok soru işareti barındırıyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Ferzan Özpetek’in en iyi filmlerinden bazılarını hatırlayalım en başta: ‘Cahil Periler’, ‘Karşı Pencere’, ‘Harem Suare’... Tüm bu filmlerdeki ortak nokta, dengeydi. ‘Karşı Pencere’de gündelik hayatın akışı yoğun dramanın içinde kaybolmaz. ‘Cahil Periler’de mizah, hikayenin dokunaklı noktalara gitmesinin önünde engel olmaz. ‘Harem Suare’de ise farklı zamanlar arasında trafiği yoğun gidiş gelişler seyir zevkini engellemez.
Yönetmenin bu hafta gösterime giren son filmi ‘Kemerlerinizi Bağlayın’ ise Ferzan Özpetek sinemasından beklediğimiz bu dengenin yokluğuyla zedeleniyor maalesef... Yine bir önceki Özpetek filmi ‘Serseri Mayınlar’da olduğu gibi Lecce’yi mesken edinen ‘Kemerlerinizi Bağlayın’ın açılış sahnesi aslında gayet vaatkâr: Lecceliler, yağmurda oradan oraya kaçıştırıyor, Özpetek de onları takibe alıyor. Ne var ki hikâyenin ana karakterleri devreye girip, kalın çizgilerle çizilen kişiliklerini göçmenlere yönelik tepkileri üzerinden ortaya döktüğünde film de en büyük zaafını açık ediyor.
Biri, yağmurdan kaçıp otobüs durağına sığınan göçmen kadınlara kol kanat gererken diğeri “Bunlara ben de dayanamıyorum” diye feveran eden ve böylece kavganın eşiğine gelen bu iki karakter; tam da bu kalın çizgileri yüzünden onlara dair bir şey hissetmemizi engelliyor. Yabancı düşmanı, homofobik araba tamircisi Antonio’yla (Francesco Arca), onun tam zıttı kişilikte, hatta ‘en yakın gay arkadaş’ (Filippo Scicchitano) sahibi garson Elena’nın (Kasia Smutniak) arasında 10 yılı aşan aşk hikâyesi de alıştığımız Ferzan Özpetek seyrinin uzağında bir yerlerde cereyan ediyor.
Tabii ki Özpetek, fiziksel bir tutkuyla başlayıp başka bir şeye evrilen bu aşkı anlatırken, ‘Karşı Pencere’den aşina olduğumuz şekilde kadın karakterini daha ayrıntılı bir şekilde ete kemiğe büründürüyor. Asıl sorun, Antonio’ya dair soru işaretlerimiz... Hikâyenin kapsadığı 13 yıl boyunca karakterinde ne gibi dönüşümlerin olduğunu bilemediğimiz Antonio’yla evliliğinde Elena’nın niye bu kadar ısrar ettiğine dair inandırıcı bir resim yok önümüzde. Elbette bu da bir tercih. Ama bu muğlaklık, perdenin bu tarafına bir yönetmen tercihi gibi geçmiyor da seyircinin hikâyeye girebilmesinin önünde bir engelmiş gibi duruyor. Onun dışında eksantrik karakterler, Elena kanser olduğunda ortaya çıkan dokunaklı mizahi damar yine Özpetek’ten alıştığımız gibi... Ne var ki bu sefer insan, Antonio’ya ve onun muğlaklığına odaklanmaktan bu unsurların da tadını çıkartamıyor.