Arabeskin devri mi geçti?

Arabeskin devri mi geçti?
Arabeskin devri mi geçti?

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Âlemin eskileri yenilik peşinde, yeniler eski şarkıları diline doladığında hep bir eksiklik... Neden olamıyor? Jilet atmak şart değil, ama neden ses sınavını çoktan geçmiş isimler dahi arabesk söylediğinde bugün yürek parçalanmıyor? Yoksa o devirler toptan geçti mi?
Haber: MURAT MERİÇ - muratmeric@gmail.com / Arşivi

Arabesk, bir dönemin günah keçisi, yığınların kendini bulduğu müzik türü, ‘elit’lerin hedef tahtası... 70’lerin başında ortaya çıkan, sonunda etkisini iyiden iyiye hissettiren, 80’lerle zirveye ulaşan bu tür, 90’larda kabuğuna çekildi, sonra bir daha keşfedildi malumunuz. Keşfedildi ama neden bu arabesk içimizi acıtmıyor? Şöyle açalım...
Geçtiğimiz haftalarda iki yeni albüm çıktı: Şevval Sam’ın ‘Has Arabesk’i ve Işın Karaca’nın ‘Arabesque/Geçmiş, Geçmemiş Hiç’ başlıklı albümü... Her ikisi de bir dönemin fırtınalar koparmış şarkılarından oluşuyor. Sam, aslına sadık kalan yorumuyla dikkatleri çekerken, Karaca şarkılara yeni yorumlar getirmiş. İkincisi olmamış, ilki naif olmuş... Işın Karaca, sesinin gücüne rağmen şarkıları mundar etmiş; Şevval Sam, onca naifliğiyle şarkılara yeni bir lezzet getirememiş. Albümlerin repertuvarı muazzam: Karaca, ‘Dert Bende’, ‘Mavi Mavi’, ‘Hor Görme Garibi’, ‘Dilek Taşı’, ‘Kim Bilir’ gibi hit’leri yorumlamayı tercih etmiş. Şevval Sam ise sahiden işin özüne inerek ‘Taht Kurmuşsun Kalbime’, ‘Kırılsın Ellerim’, ‘Annem’, ‘Bir Kulunu Çok Sevdim’, ‘Sarhoş’ gibi klasikleri yorumlamış. Dahası albümün kartonetine arabesk tarihi üzerine bir akademik çalışma koymayı ihmal etmemiş. Kapağı da eski arabesk albüm kapaklarına benzetmiş; samimi bir iş ortaya çıkartmış.

Varoşun kalbi ne için atıyor?
Diğer yandan Karaca’nın yorumuna samimiyet bulaşamamış; Sam ise onca samimiyetine rağmen şarkıları kanatlandıramamış, çocuksu bir duyarlılıkla seslendirmiş. İlk tahlilde ikisi arasındaki en büyük fark Işın Karaca’nın arabeske uzak duruşu. Düzenlemelere ve yoruma bakarak aslında onun bir arabesk dinleyicisi olmadığını, bu şarkıları sevdiği için değil de ‘sattığı’ için söylediğine kani oluyoruz. Bu da ‘Arabesque’in samimiyetten uzak bir albüm olduğunu bize hissettiriyor. Adının öyle konulmasından belli.. Karaca, olaya gayet ‘oryantalist’ bir açıdan yaklaşıyor.
Olayımız albümleri tahlil değil elbette. Daha ziyade bu iki albümün neden çıktığıyla alâkadarız. Arabesk, ne zamandır kabuğuna çekilmiş, eski etkisini kaybetmiş bir tür ve bir dönemin arabesk dinleyicileri ya da arabeskin hedef kitlesi artık kendilerini başka türlerle ve arabeskten uzak isimlerle ‘var’ ediyor. Hedef kitle derken varoşlardan söz ediyoruz: Anadolu’dan İstanbul’a göç eden, şehrin kıyıcığında kendine bir yer yaratan ‘dertli’ kesimden... 70’lerin sonunda arabeski sahiplenen insanlar bunlardı ve kendilerini o şarkılarla ifade edebildikleri için bir anda bu tür patladı. Sağ-sol çatışmasının ayyuka çıktığı, insanların karamsarlığa itildiği yıllar bunlar. Çok değil, beş yıl önce ‘hoptirililay lay laylay lilay lom’ nakaratlı neşeli pop şarkıları ortalığı kaplamışken, ‘pop’un bile arabeskleştiği, bütün büyük solistlerin poplaştırılmış Selami Şahin şarkıları seslendirdiği bir dönemden söz ediyoruz. Orhan Gencebay ’ın ‘Gönül’ünün Zerrin Özer yorumuyla diskoları zaptettiği, Hakkı Bulut şarkılarının Tülay eliyle yeni bir kitleye ulaştırıldığı, bir dönemin ‘has’ popçusu Kamuran Akkor’un arabeske bulandığı yıllardan...
Arabesk, bu dönemde hızla büyüdü, 80’lerin darbe karanlığında yuvalandı ve biraz da Turgut Özal ’ın marifetiyle zirveye ulaştı. Özal, arabesk sevdiğini saklamayan bir başbakandı ve onun iktidarı da bu melez müziğe benzediğinden bu tür, ANAP yıllarında ulaşabileceği en üst noktaya çıktı. Sonra bir anda bambaşka bir şey oldu ve Kayahan, Sezen Aksu gibi isimlerin katkısıyla pop’a arabesk bulaştı. Pop arabeskleşti, arabesk solistleri pop söylemeye başladı ve 90’lardaki büyük pop patlamasının ardından iki arada kalan melez bir tür doğdu. Yıldız Tilbe’nin arabeskçi, İbrahim Tatlıses’in popçu olduğu, Emrah’ın memleketteki ilk stadyum konserini verdiği yıllar, tam da bu yıllar işte.
Arabeskin eski yıldızları bir yandan tarzlarını sürdürürken diğer yandan müziklerine yeni şeyler kattı. Bu arada Hakan Taşıyan gibi yeni yıldızlar çıktı ancak bunların etkisi büyük olamadı. Arabesk dinleyenler bir yandan hip-hop’a meyletti, diğer yandan arabeskle hip-hop arasında kalan bir tarzı kendine bayrak eden İsmail YK, varoş gençliğinin kalbini çaldı. Bütün bu süreç bir yana, son zamanların en güzel arabesk şarkılarından birisini yine İsmail YK yaptı: ‘Allah Belanı Versin’. 

Ehlileştirme çabaları
Şimdi arabesk denen tür iki albümle ‘dönmüş’ görünüyor. Eş zamanlı bu albümler bir patlamanın işareti olamaz elbette. Ama şunu söyleyebiliriz: Arabesk, uzun zamandır insanların ilgilendiği bir mevzu. Dinleyen zaten dinliyor, dinlemeyen de onu yeni bir şekle sokuyor. Müslüm Gürses ’in (bir Murathan Mungan projesi olarak sunulan) ‘Aşk Tesadüfleri Sever’ adlı albümü ve bunu takiben yayınlanan ‘Sandık’, bugüne dek arabeskten uzak durmuş insanların Müslüm Gürses’le buluşmasını sağlamıştı. İlk albüm proje olarak sağlamdı; etkisi büyük oldu ama ikincisi onun kötü bir kopyası olmak dışında bir işe yaramadı. Kemik Gürses hayranları bu albümleri sevmedi belki ama sanatçı, bir kesimde bugüne dek görmediği bir ilgiyle karşılandı ve öncesinde çıkamayacağı mekânlarda şarkı söyledi. Bunu bir değişim olarak algılayan da var ama bizce bu olmamış bir dönüşüm. Müslüm Gürses, arabeskin en büyük yıldızı. Evet, memleketin en mühim yorumcularından, dokunduğu her şarkıya bambaşka bir yorum katıyor ama ortada ‘olmuş’ bir proje varken bunu kurcalamak, zorlamak çok da akla yatkın gelmiyor. Birileri bu albümleri alıyor ve Müslüm Gürses’le ‘hisleniyor’. Oysa ortada bir derme çatmalık ve hatta yanlış anlama söz konusu... Bir anlamda arabesk ehlileştirilmek isteniyor ama akım aslında o kadar güçlü ve hırçın ki, dizginlerini tutmak çok da mümkün değil.
Bu, Sertab Erener’in son albümündeki ‘İkimiz Bir Fidanın’ düzenlemesi ile de örtüşüyor. Tülay’ın 70’lerdeki muazzam yorumu bir yana, yakın zamanda Rojin tarafından da seslendirilen bu Hakkı Bulut şarkısı, Erener’in elinde hissiz bir hale bürünmüş. Yine aynı şeye takılıp kalıyoruz: Arabesk dinlemeyen, sevmeyen birisi arabesk söyleyince olmuyor. Müslüm Gürses örneğinde bunun tersi geçerliydi: Arabeskle yoğrulmuş bir insanı da ‘rockçu’ yapmaya kalkınca ortaya tuhaf bir şey çıkıyor. Bunun tersi de geçerli elbet: Ali Tekintüre ile ortak bir çalışmaya girişen Fairuz Derin Bulut, Tekintüre eserlerini yorumladığı albüme ‘Arabesk’ adını verdi; ortaya çıkan şahane bir arabeskti ama grup ortadan kalkmış, o neşeli tarzdan eser kalmamıştı.
Belki de mesele devirde. Çağımız teknoloji çağı. İnsanların dertleri gün geçtikçe değişiyor, çeşitleniyor. Bir dönem işsizlik, parasızlık tek kâbusken, aşk acısı dertlerin en büyüğüyken, şimdi o kadar çeşitli dertler var ki arabesk onca naifliğiyle bunları kapsamaya muktedir değil. Dolayısıyla şu cümleyi çok rahat kurabiliyoruz: Bu çağın müziği arabesk değil. Belki onun için hakkıyla arabesk söyleyen insanlar yok, onun için bu tür yeni bir yıldız çıkartmıyor ve onun için eskiler bu türden giderek uzaklaşıyor. Yenilerin arabeski bilmemesi, onunla büyümemesi, eski kuşaklardan sağlam bir arabesk akışının olmaması ve bu kültürün, bu türün hep ‘günah keçisi’ pozisyonunda kalması bunun müsebbibi. Timur Selçuk’un Orhan Gencebay karşısında bağırdığı, ‘müzik bile olmayan bu türü yok etmek için her şeyi yapabileceğini’ söylediği bir TRT açık oturumu hafızamızda. O kadar ki, aynı açık oturumda, bu türün ‘baba’sı sayılan Gencebay bile yaptığı müziği savunmamış, kendini arabeskin dışında tutmuş ve ‘serbest çalışmalar’ diye bir kavram ortaya atmıştı. Bahsettiğimiz pop patlamasının hemen öncesine tekabül ediyordu bu olay ve arabeskin sonunu getiren durumlardan birisiydi.
Günümüzde yapılan arabeskin eski halinden uzakta olduğu aşikâr. Eski arabesk şarkıların yeni yorumlarının parlak olduğunu zaten söyleyemeyiz. Göksel dışında bunları hakkıyla söyleyen bir isme rastlamadık. Göksel’in bilhassa Esengül’ün ‘Ayrılık Günü’ne getirdiği yorum günümüzle geçmiş arasında bağ kuran bir yapıya sahipti. Aynı bağ, son Göksel albümündeki Orhan Gencebay şarkısında da var: ‘Kabahat Seni Sevende’, Kamuran Akkor’dan sonra asıl solistini bulmuş gibi duruyor. Ama, bu, Göksel’i ‘yeni’ bir arabeskçi yapmaya yetmiyor. 

Acıların kadınları devri
Esengül adını zikrettik, yanına Bergen, Tüdanya, Kibariye, Mine Koşan gibi isimleri ekleyelim... Arabeskin en büyük kadın yorumcuları bunlar. Her birinin hayatında en az bir büyük acı var. Üstelik ikisini (Esengül ve Bergen) çok genç yaşta kaybettik. Onları büyük yorumcu yapan yaşadıkları acılar. Şarkıları bunca iyi yorumluyorlarsa en büyük nedeni bu: Yaşadıklarını seslerine katıyorlar, sözleri onun için bu kadar yürek parçalıyor. Bugün arabesk söyleyenlerle onları ayıran en önemli nokta bu. Bugün arabesk söyleyenler ‘arabeskçi’ tanımını karşılamıyor, bunun içini dolduramıyor ve yapılan her şey proje olarak kalıyor. Yaşanmışlık artık başka şekilde, başka türde şarkılara sirayet ediyor. Dolayısıyla arabeskin bugünkü gençleri ve hatta eski dinleyicisini etkileme olasılığı bir hayli düşük oluyor.
Netice itibarıyla arabesk bugün yığınları etkilemekten uzak bir tür haline dönüştü. Yapılanlar insanlara ulaşmıyor, Ferdi Tayfur’dan Kibariye’ye eski tarzlarını sürdürenler eski dinleyicilerle idare ediyor ama bunlara yenileri eklenemiyor. Hemen hemen bütün bildik arabeskçiler ‘yeni’ bir şey denedi, buna rağmen dinleyici artmıyor. Arabeskin yerini melez türler aldı; varoş gençliğini artık İsmail YK, Sagopa Kajmer, Ceza gibi isimler etkiliyor.
Bu, elbette arabeskin ‘bittiği’ anlamına gelmiyor; başka bir kisveye büründüğü muhakkak. Bu yeni kisvenin ne olduğu tartışılır ama arada tek tük çıkan arabesk yorumlar ve yazının çıkış noktasını oluşturan albümler sadece beli bir kitlenin hissiyatına derman olacak. Arabesk geri dönmedi, aksine, bir dönem yüreklere korku salan, insanları titreten mehter takımının Askeri Müze’de yaptığı gösterilere benzer bir kanal açtı kendine: Bundan sonra ehli olmayan insanlarca yapılacak ve kimileri turistik bir tören izler gibi onu izleyecek, dinleyecek. Ne çalan, ne de söyleyen, bu hissiyatın gereğini yerine getirecek ama ortaya çıkan şey maalesef şu olacak: Bugün arabesk dinleyerek hislendik. Oysa dinlenen şey ‘arabesk’ olmayacak ve kimse bunun farkına varmayacak bile...

Ali Tekintüre: ‘Yazlığı, kışlığı ayrı; arabeski nasıl hissetsin!’
Yüreklere dokunan pek çok nadide arabesk şarkının söz yazarı, bestecisi Ali Tekintüre’ye sorduk. 

Bugünkü yorumlar size nasıl geliyor?
“Arabeskin bugünkü yorumlarında aynı tadı bulmak tabii ki mümkün değil. Çünkü artık şartlar farklı, hayat farklı, arabeski yapan farklı, söyleyen farklı. Bu insanların çoğu arabeski bir yaşam biçimi edinmiş falan değil. Aslında pop müzik şarkıcısı olan pek çok insan, moda diye arabesk yapabiliyor. Bakıyorsunuz bir eli yağda, bir eli balda. Bu insan arabeski ne kadar hissedebilir ki, dinleyiciye hissettirsin... İbrahim Tatlıses’e bakın mesela. Eski tadı, samimiyeti bulabiliyor musunuz? Çok zor artık. Dinleyici de değişti tabii. Eskiden arabesk dinleyen insan bunu gerçekten sevdiği, hissettiği için, kendine yakın bulduğu için dinliyordu. Şimdi arabesk dinlemek en fazla eğlence olabiliyor dinleyici için. Okuyan da dinleyen de bir şey hissetmiyor. Ama şunu da söyleyeyim, bu müziğe, arabesk müziğine bir katkıdır sonuçta. Yapılan her yeni işe daha baştan tukaka demek doğru değil. Mesela ben Şevval’i (Sam) tebrik ettim. Sonuçta iyi niyetle bir şey yapıyor. Işın Hanım’ı göremedim (Karaca) ama eminim o da iyi niyetlidir. Sonuçta arabeski sevmese yapmaz. Ama başka tür bir müzik icra ettiği için ortaya çıkan sonuç farklı olabilir. Olsun, o da katkıdır. Benim pek çok şarkımı Fairuz Derin Bulut da okudu. Onlar da arabeskçi değil belki baktığınızda ama orada önemli olan bu müziği sevmek, bilmek ve samimi olmak. Tabii ki o eski arabesk sanatçıları artık yok. Olmasını beklemek de gerekmiyor. Artık sanatçılar maddi olarak belli bir doyuma ulaşmış durumda. Yazlığı, kışlığı ayrı, arabeski nasıl hissetsin! Ama yine de bu müziği yapan, yapmak isteyen herkesi tebrik ediyorum, başarılar diliyorum.”