'Arap Baharı sözünden nefret ediyorum'

'Arap Baharı sözünden nefret ediyorum'
'Arap Baharı sözünden nefret ediyorum'
Ortadoğu'nun dâhi çocuğu' olarak anılan Hassan Khan'ın şimdiye kadarki en kapsamlı sergisi Salt Beyoğlu'nda açıldı. Aynı zamanda müzisyen olan Mısırlı sanatçı, 3 Ocak'ta Ghetto'da konser verecek.
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

Bugüne kadar açtığın en kapsamlı sergi Salt Beyoğlu’ndaki. Bu seçkiyi nasıl oluşturdunuz?
2011’de Paris’teki solo sergide de birçok vardı ama bu kadar kapsamlı sergileme ilk kez yapılıyor. Seçkiyi yaparken birden fazla şeyi dikkate aldım. Birincisi sergi mekânı. Hangi işler mekânla ve birbirleriyle uyum içerisinde olabilir. Diğer etken kişisel olarak hangi işleri koymak istediğimdi. Anafikir farklı tarihlerde sergilenmiş işleri kişisel ilişkilendirmem doğrultusunda yeniden sergilemekti.
Serginin tek bir adı yok, sergilenen işlerin isimleri sırayla alt alta dizili. Sizi bu tercihe götüren neydi?
Hayatım boyunca tek bir kategoriyle anılmaktan kaçtım. İşlerim de sürekli değişiyor, farklı mecralar deniyorum. Bunun gibi bir serginin basitçe bugüne kadar yaptıklarımın bir özeti olduğu düşünülebilir ama değil. Burada olmayan çok fazla iş var. Onlar daha iyi ya da kötü oldukları için değil fakat buradaki gruplandırmaya uymadıkları için seçilmedi. Tek bir başlık koymamamın bir sebebi de bu. Öte yandan işlerin isimleri önemli, bir anlamı, önermesi ve eleştirisi var.
İşlerinizin çoğu toplumsal ve bireysel iletişimi, dil ve diyaloğu ele alıyor. Sanatçı olarak toplumdaki iletişim bozukluklarına bir çözümleme önerisi sunma kaygısı taşıyor musunuz?
İşlerin aktüel dili benim için çok önemli. İş, izleyici ile baktığı şey arasında gelişen iletişim dili üzerinden anlam kazanıyor. Bu çok çok önemli. Çözümleme dediniz, çözümleme yapma veya aracı olma fikri biraz ütopik kalabilir. Çözümleme yapıyor olsam bile kesin bir sonuç öne sürüyor olmam imkânsız, sanat öyle bir şey değil. Bence insanlar her zaman göründüklerinden biraz fazlasıdır. Her insan biraz gizemlidir.
Sanatçı olan kendinizi toplumun dışında konumlamaya çalıştığınız oluyor mu?
Toplumun gerçekten dışında olabileceğinize inanmıyorum. Dışında olduğunu iddia eden kişi de zaten ancak belli bir düşünceye ait olarak dışarda olmayı seçer ve başka bir şeyin içine girmiş olur. Ben toplumdaki pozisyonumu bir güç olarak kullanmaya çalışıyorum. Saklanmadan, açık bir şekilde ve dile getirerek kullanmayı seçiyorum. Bunu hem politik anlamda hem de toplumsal düzenle ilgili olarak yapıyorum. Bunun bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. İşe yarayıp yaramadığına bakmaksızın. Umurumda değil. Seneler geçtikçe bu tavırda ısrarcı olduğunuzda, ‘düzen’ ve ‘rejim’ sizi sevmese de sizinle ilgilenmek durumunda. Bu size evet, hayır deme ve kendi bakış açınızı ortaya koyabilme özgürlüğü veriyor.
Doğup büyüdüğünüz coğrafyadaki Arap Baharı ve devam eden süreçle ilgili düşünceleriniz neler?
Öncelikle ‘Arap Baharı’ kelimesinden nefret ettiğimi söylemek isterim. Bu gazetecilerin çıkardığı bir kelime ve bence çok saçma. İtiraf etmeliyim ki bu olaylar hayatım boyunca başıma gelen en önemli olaylardı. Bütün zorluklarına ve bilinmezliklere rağmen yüzde 100 katıldığım bir süreç. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde tekrar dinci bir faşizmin gelip gelmeyeceğini bilemiyoruz. Bu belirsizliğe rağmen olanlar çok önemliydi. Bunun sadece demokrasiyle ilgili olduğunu da düşünmüyorum. Burada sosyal düzenin iflasını gördük. Sadece finansal anlamda değil bütün temel yapı taşları bakımından iflas etti. İnsanların kim olduklarını bilmeleri ve ait oldukları toplumu tanıyabilmeleri için gerekliydi bu, aksi takdirde bir toplumun yok oluşuna şahit olmak kaçınılmaz olurdu.

‘Otokratik güç’e tepki
Kalabalığın gücü başlangıçta tek bir talepte bulundu; o da otokratik baba figürünü kovmaktı. Böylece otokratik güç figürü herkesin önünde küçük düşürüldü, artık devam edemezdi. Bunun hiçbir zaman olacağına inanmıyordum. Benim beklentim açıkçası devletin çökeceği yönündeydi. Devletin bir anlamda düştüğü söylenebilir ama tam anlamıyla gerçekleşmedi çünkü bir temsilci geldi yerine. Politik anlamda ne olduğu çok önemli değil. Daha önemli olan şey bence ülkedeki herkesin bir anda içlerinde saklı olan bilinmezlikle yüzleşmiş olmasıdır. Devrim bir şekilde işe yarıyor. Politik anlamda işe yaramamış olabilir ama sosyolojik anlamdaki etkileri çok önemli.
Sergideki ‘Jewel’ videosu Paris’teki ünlü Palais de Tokyo’daki trienalde de sergilenmişti. Videoda bir odadaki iki kişinin müzikle beraber yaptıkları figürleri görüyoruz. Kulağa basit gibi gelse de izleyici gözünde oldukça etkili bir iş. Fikrin gelişim süreci nasıldı?
Taksiyle eve giderken yolda beş saniye içinde gözümün ucuyla gördüğüm bir görüntüden çıktı fikir. Boş, dükkân gibi bir yere iki tane hoparlör koymuşlar ve tavandan çıplak bir ampul sarkıyor. Müzik sesi geliyor ve iki adam dans ediyor. Eve vardığımda iş bütün detaylarıyla aklımda canlanmıştı bile. Tabii prodüksiyonu gerçekleştirmek çeşitli sebeplerle dört yıl aldı. Aktörlerle ayrı ayrı uzun bir çalışma yürüttük. Kareografiyi ben yarattım ama bu bir talimatlar silsilesi değildi. Oyuncuların bir dil geliştirmesini sağlamak gibiydi.
Hassan Khan sergisi 6 Ocak’a kadar Salt Beyoğlu’nda görülebilir. İskenderiyeli küratör ve eleştirmen Bassam El Baroni’nin Hassan Khan’ın işlerini yorumlayacağı tartışma bugün saat 18.30’da Salt Beyoğlu’nda. Hassan Khan konseri ise 3 Ocak saat 21.30’da Ghetto’da.