Arap Baharı'nın müziği Babylon'da

Arap Baharı'nın müziği Babylon'da
Arap Baharı'nın müziği Babylon'da
Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde bir öğrenci grubunun kurduğu Mashrou' Leila, artık Ortadoğu'da geniş hayran kitlesine sahip. Müzikleri 'Arap Baharı'nın müziği' olarak tanımlandırılan grubu, 26-27 Mart Babylon konserleri öncesinde yakaladık.
Haber: DANIELLE ANGEL / Arşivi

“Bir gecelik proje” veya “Leila’nin projesi” anlamına gelen Mashrou’ Leila, Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde Mimarlık ve Tasarım öğrencileri tarafından 2008’de kuruldu. Altı müzisyen, dersler arasında stres atmak için beraber çalmaya başladı. Dört buçuk sene sonra Montreal’de albüm kaydedecekleri ve Ortadoğu ’da çok geniş bir hayran kitlesine sahip olacaklarını tahmin etmiyorlardı. Müzikleri “Arap Baharı’nın müziği” olarak tanımlanan grupla bu akşam (26 Mart Salı) ve yarınki Babylon konserleri öncesinde Lübnan’da müzisyen olmak ve üçüncü albümleri hakkında konuştuk.

Bir yazıda Mashrou’ Leila için ‘Arap Baharı’nın müziği’ tanımlaması yapılmıştı. Kendiniz öyle görüyor musunuz?
Firas Abou Fakher: Çok dramatik bir başlıktı. Sanki müziğimizle Ortadoğu’yu kurtarıyoruz da gençlerin sokaklara dökülmelerine yol açıyoruz gibi…
Hamed Sino: Evet o yazıyı okuduğumda bizi sevdim. Kendimi önemli hissettim.

Peki kendinizi daha geniş bir alternatif Arap müzik kültürüne hatta Ortadoğu’da büyüyen sosyal bir harekete ait hissediyor musunuz?
Firas: Etrafımızda bu gelişmeler olmasaydı belki de müzik yapmamız mümkün olmayacaktı. Ya da böyle bir müzik yapma ihtiyacını hissetmeyecektik. İlk bir araya gelmemiz 2006’daydı- Hariri suikastinden ve İsrail’in Lübnan’ın güneyine saldırılarından hemen sonra. Bunlar bizim için dönüm noktalarıydı.
Hamed: Sadece haberlerde gördüğümüz şeyler değildi. Günlük yaşamımızı etkiliyor hatta bazen hayatımızı durdurabiliyordu. Okuldan eve her döndüğümde polis tarafından aranıyor, sorgulanıyordum.

‘Al Hajiz’ (Checkpoint) şarkısında da bundan bahsediyorsunuz sanırım. Filistin sınırlarındaki aramalar olarak yorumlanmıştı bu şarkı ama…
Hamed: (Gülüyor) Evet. Birçok Filistinli bu şarkıyı kendi yaşadıklarına yakın bulduğu için sevdi. Ama aslında Hariri’den sonra her milletvekilinin evinin etrafında polis aramaları oluyordu. Bunun dışında 2006 yazında İsrail savaşı dolayısıyla Lübnan’ın güneyindeki mülteci sorunu oluştu. Beyrut’ta bu da hissediliyordu.
Firas: Ben Beyrut dışında olduğumdan, olaylara daha yakın bir şehirde yaşadığım için her şey daha fazla hissediliyordu. Günde sadece iki saat elektriğimiz vardı, benzin bulamıyorduk o yüzden arabayla seyahat bile edemiyorduk. Günde iki saat bilgisayarı şarj edip sonra şarj bitince yapacak bir şey olmadan boş boş oturuyorduk. Hepimiz politik sorunların hayatımızı durdurması hakkında baya dolmuştuk ve bir şekilde hissettiklerimizi ve kişisel deneyimlerimizi paylaşmak istedik.

İki sene içerisinde art arda iki albüm çıkardınız. Şimdi bir buçuk sene sonra üçüncüsü çıkacak. Üstelik bildiğim kadarıyla müzisyenlik dışında hepiniz başka işlerde de çalışıyorsunuz. Nedir bu üretkenliğin sırrı?

Firas: Aslında durumumuz değişken. Yaklaşık yedi ay önce Montreal’de üçüncü albümümüzü kaydetmek için hepimiz işlerimizi bıraktık.
Hamed: İlk başladığımızda şarkılarımızı yazmak için harcadığımız zaman ve efor şimdiye oranla çok daha azdı. Şimdi çok daha fazla çalışıyoruz. Beş sene boyunca belirli dinamiklere alıştık ve sadece onları kırmayı başarabildiğimizde güzel işler çıkarabiliyoruz. Hepimiz ‘freelance’ işler yapıyoruz, Beyrut’ta olduğumuzda aynı zamanda mimarlık projeleri ve tasarım işlerimiz var.

Son albüm için şarkı yazma ve kayıt süreci nasıl geçti?
Firas: Bu bizim büyük bir kitleye ulaşacağını ve dinlenileceğini bildiğimiz ilk albümümüz. En azından facebook sayfamızı beğenen 73 bin kişinin ilk albümü yaparken sadece kendimiz için çalıp kaydediyorduk. “ Bugün böyle birşey çalasım var,” deyip başlıyorduk. İkincisinde de benzer bir durumdaydık ama arkadaşlarımız ve dinleyenlerimiz olduğunun farkındaydık. Üçüncü albümümüz üzerinde çalışmaya artık Fransa’da, Sırbistan’da ve daha birçok yerde konser verdikten sonra başladık. O yüzden dinleyicilerimizi gözönüne alarak daha seçici davranıyoruz.
Hamed: İlginç olan şey bu farkındalığın bizi pöpüler veya sevileceğinden emin olduğumuz türde müzik yapmaya itmemesi. Tam tersine son albümümüzdeki şarkı sözleri daha sert ve müzik de çok daha deneysel.

‘Shim el Yasmine’ (Yaseminleri Kokla) şarkınız eşcinsellik üzerineydi. Bu Lübnan’da belki de bir ilkti ve ciddi bir gündem yaratmıştı. Nasıl tepkiler aldınız?
Hamed: Evet bu Lübnan’da özellikle de Beyrut dışında çok fazla tepkiye yol açtı. Tabu bir konu tabii, hatta bir devlet konserinde şarkı sözlerimizi sansürlememizi istediler. Biz sansürlemeyi reddedince devlet görevlileri ikinci şarkıdan sonra kalkıp gitti. insanların bunu aşabilmesi için aynı şekilde devam ediyoruz, Lübnan’daki LGBT gruplarına ve çeşitli STK’lara konserler veriyoruz.
Mashrou’ Leila, 26 Mart Salı ve 27 Mart Çarşamba 21.30’da Babylon’da.