@ErkanAktug

Arızalarım başka şekilde aktarılıyor tuvale

Arızalarım başka şekilde aktarılıyor tuvale
Arızalarım başka şekilde aktarılıyor tuvale
2008 tarihli ilk sergisinden bu yana en çok talep edilen ressamlar arasında yer alan Bahar Oganer, üçüncü sergisiyle Dirimart'ta. Oganer'in 'sırtı seyirciye dönük genç kadın'ı bu kez şehrin dışına, doğaya doğru yol alıyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

Sağlık okuyup hastanelerde filan çalıştıktan sonra resim okumaya karar verdiniz. Hayatınızda resim hep var mıydı, nasıl oldu?
Resim çocukluktan gelen, hep yaptığım bir şeydi. Aklımın köşesindeydi ama şartlar dahilinde bir türlü olmadı.
Aileniz mi istemedi? Tam öyle değil, benim de o zamanki toyluğum. Normal bir okula gideyim, okuyayım, işe gireyim, para kazanayım. 2 yıllık sağlık okulu okudum, radyoloji teknikerliği. 5 yıl hastanede çalıştım. 9 Eylül Acil’de. Bir süre sonra ömrümün sonuna kadar bu işle devam edemeyeceğimi anladım, yeniden sınavlarına girdim. Resim bölümünü kazanınca devam ettim. Bir süre çalıştım okurken.
Okulu bitirir bitirmez İstanbul ’un önemli galerilerinden birinde, Dirimart’ta ilk serginizi açtınız. Ekrem Yalçındağ keşfetmiş sizi. Nasıl oldu?
İzmir’de K2 Güncel Sanat Merkezi’nde küçük bir atölyem vardı. Arada bir sergiler düzenleniyordu. O şekilde tanıştım. Bir şekilde işlerimi gördü, beni tavsiye etti. Sergi teklifi gelince biraz tedirgin oldum. Bunun altından kalkabilir miyim diye düşündüm. İzmir’den burası hakkında çok fikrim yoktu. O zamana kadar büyük tuvalde çalışmamıştım. Güzel bir fırsattı benim için.
Büyük tuvali galeri mi önerdi?
Büyük hep daha iyi olur ama benim cesaretim yoktu. “Bu işler büyük olunca daha iyi, güzel olabilir” dediler. Şimdi işte küçük işlere tekrar döndüm. Öğrencilik dönemlerimi hatırladım.
Hatırlıyorum da, ilk sergi hayli dikkat çekmiş, hemen kabul görmüştü. Bekliyor muydunuz bu ilgiyi?
Yok, hayır, öyle bir şeyi beklemiyordum. Kendi halimde çalıştığım için böyle ilgi görmesi şaşırttı. Tabii mutlu oluyorum. Benim yaptığım çok kişisel, özel bir şey gibi geliyor bana. Hani biraz böyle yatak odanı, iç çamaşırını sergiliyormuş gibi oluyor. Biraz tuhaf yani, bazen öyle utanıyorum.
Siz neye bağlıyorsunuz bu ilgiyi?
Ben çok içsel şeyler yapıyorum. Çok kendimle alakalı. Biraz böyle kendim üzerinden kimliksizleşmek... Belki sürekli kendimi bir şekilde gizlemek... Bu durum belki bir gizem mi yaratıyor, çok bilemiyorum. Her biri bir otoportre aslında. Renkler olabilir belki, daha güncel geliyor.
Peki, böyle çok talep edilen bir genç ressam olmak sizi nasıl etkiliyor? Hayatınızı, çevrenizi değiştirdi mi?
Yaşadığım yer değişti. İstanbul’a taşındım. İzmir’de büyük sıkıntılarım vardı. Tamam, orada çok güzel çalışıyorum, güzel kapanıyorum ama sergi gezemiyordum. Buraya geldiğimde tabii çok şey değişti. Benimle aynı işi yapan, benimle aynı sorunları ve güncel hayatı yaşayan sanatla alakalı sanatçı arkadaşlarımla, çok kişiyle diyalog kurabiliyorum. Onlarla görüşüp sergilere çok fazla gidiyorum, takip etmeye çalışıyorum hepsini. Bunun içinde olmak daha iyi oluyor.
Kendini tekrarın üzerine gidiyorum
İzmir daha rahat bir yer, buradaki kaos zorlamıyor mu sizi?
Zorluyor evet, bayağı zorluyor, zor bir şehir ama hep söylüyorlardı “Geldiğinde de geri gidemeyeceksin” diye, böyle bir şey var galiba. Tutuyor beni.
Peki, resimlerin merkezine kendinizi koyma kararını nasıl verdiniz, öğrenciyken mi başladı?
Öğrenciyken evet. Okuldaki bir hocanın verdiği ‘kimliksizleşme’ projesiyle başladı. Zaten 2. sınıfta otoportre çalışmaya başlıyorsunuz. Aynadan, daha çok kendinle yüzleşme durumu. Sanatçının kendini tekrar tekrar yinelemesi, bunun üstüne gitmeye karar verdim. Çünkü ben çalışıyorum ve bir şekilde bunu sürekli tekrarlıyorum. Direkt kendimle olan durumu çözmeye çalışmak... Öyle başladı.
Resimlerinizdeki ‘sırtı seyirciye dönük genç kadın ’ tercihinizin nedeni?
İlk sergimde başlamıştım bu işleri yapmaya. Bir şekilde sırtı dönük kadın figürü, onun izlediği alanı sizin de dışarıdan izlemenizi sağlıyor ve seyirciyi işin içine katıp izlediği alana hapsediyor. Bu bir fikirdi. Bunun üzerinden farklı varyasyonlar yapıyorum, bir çeşit macera gibi bir şey. Bu sergide bunu başka alana taşıyorum.
İstanbul’da herkes gitmek istiyor
Sırtı seyirciye dönük genç kadın bu sergide biraz daha açık alanlara, şehrin dışına, doğaya çıkıyor. Bu yolculuk nasıl başladı?

İstanbul’a yeni taşınmıştım, 1 yıl olmuştu. Farklı bir çevrem var, farklı bir hayatım var ve İstanbul zor bir şehir. Her açıdan kaos bir şehir. Bazen çok daralıyorum ve şunu fark ettim; herkes bir şekilde hafta sonu bir fırsat bulup kaçmak istiyor. Ya bir orman yürüyüşü, ya bir Maçka Parkı... Herkes bir yere gitmek istiyor. Benim de bir süre sonra bunu yaptığımı fark ettim. Çünkü İzmir’de böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım. Orada hep rahatız, öyle bir durum olmuyor. Buranın bir sorunu olduğunu fark ettim. Herkesin bir şekilde doğaya kaçma isteği. Serginin temasını da bunun üzerine kurmaya karar verdim.
Resimlerin merkezine kendinizi koyuyorsunuz. Sanatçı deyince akla ilk bohem gelir ama burada çok normal, şehirli genç kadın var.
Benim de vardır arızalarım. Benim de problemlerim var ama bunu biraz daha steril bir alana taşımak istiyorum. Kendi çalışma tarzım da öyle. Bir şekilde bir düzen kurma. İşlerime de yansıyor bir şekilde. Benim arızalarım başka şekilde aktarılıyor tuvale.
Resimlerinizdeki kadın tek başına, yalnızlık hissi hayli yoğun. Bir taraftan da çok canlı renkler var. Bu ikisi tezat oluşturuyor, özellikle mi böyle?
 
Birçoğunda özellikle kullanıyorum. Bu sergide biraz daha renkleri indirgedim. Önceki işlerimin renkleri daha parlak, daha fosforikti. Biraz daha doğa renklerine döndü. Belki biraz yaşımın, olgunlaşmamın da verdiği etkilerden olabilir. Bu işlere ilk başladığımda, ‘Gizli Bahçe’ sergisi yapmıştık Ozan’la (Oganer), orada da orman teması vardı. Daha karanlık işlerdi, farklı tepkilerle karşılaşmıştım. Çok etkisinde de kaldım, bir şekilde oraya geri dönme isteği vardı.
Resimleri fotoğraf üzerinden kurguluyorsunuz. Bu süreç nasıl işliyor?
Birçok fotoğraf çekiyorum, benim de içinde olduğum fotoğraflarda Ozan yardım ediyor. Bazen de birçok fotoğrafı birleştirip kurguluyorum. Projeksiyonla tuvale yansıtıp üzerinde çalışıyorum. Her zaman gerçekten orada değilim, birçoğu da kurgu oluyor.
Resimlere kendinizi koymak izleniyorum tedirginliği yaratıyor mu? ‘Bazen utanıyorum’ diyorsunuz. Mesela çok kızgın olduğumda bambaşka bir iş, temiz steril bir iş yapıyorum. Ve sıkıntımı resim üzerinde çok detaylı çalışarak uzun seanslar harcayarak atıyorum. Bir tür terapi gibi. Çoğu zaman o işe geri dönüp baktığımda, o yaşadığım duygu anını hissettiğimde tuhaf bir şey oluyor bende, ondan bahsetmek istemiştim.
Peki, bir galeriyle çalışıyor olmak, özgürlüğünüzü kısıtlıyor mu?
Yoo hayır, bir özgüven de veriyor. İyi bir galeriyle, memnun olduğum bir galeriyle uzun zamandır çalışıyorum. Birimizden karşılıklı olarak ne istediğimizi ve ne yapacağımı biliyorum.
Çok talep gören birisiniz, “Hadi resim yap” baskısı olmuyor mu?
 
Tamamen içimden geldiği gibi… Ben resim yapmak istiyorum, başka şey yapmak istemiyorum. Bazen bir ay hiçbir şey yapmıyorum, iyi hissetmiyorum. Çünkü depresif bir yapım var. Yalnız kalmayı da çok seviyorum, bazen hiçbir şey yapmıyorum. Sürekli böyle deli gibi iş üreten biri değilim.
Bahar Oganer’in ‘Dreamland’ başlıklı sergisi 26 Ocak’a kadar Dirimart’ta.

İleride ne olur kestiremiyorum

Sizinle ilgili “Resimleri daha atölyedeyken satılıyor” deniliyor, doğru mu?
 
Bilemiyorum, ne diyeyim, umarım mı diyeyim? Hayırlısı. Ben çok o durumu yaşamak istemiyorum, yani o durumu bir kenara bırakıyorum. Çünkü beni korkutan da bir şey. Umarım hep devam eder. Çünkü ileride ne olacağını ben de çok kestiremiyorum. Tamam, resim yapıyor olacağım ama aynı şekilde devam edebilecek miyim?

Uç bir şey yapmıyorum

 
Çok talep edilen genç bir ressam olarak taklit edildiğinizi hissediyor musunuz? Fotoğrafik, canlı renklerin olduğu resimler arttı mı sizce?
 
Yok. Tabii olabilir, çok çok uç bir şey yapmıyorum, farklı bir malzeme kullanmıyorum. Olabilir, çok güncel bir şey yapıyorum. Yani herkesin birbirinden etkilenmesi normal. Yaşıyoruz, görüyoruz, gözlemliyoruz, olabilir. Eğer doğru yönde etkileyebilirsem benim için ne mutlu.