Artık bu işyerinde de grev var

Artık bu işyerinde de grev var
Artık bu işyerinde de grev var

İLLÜSTRASYON: MERT GÜRELİ

Yıllardır yeşil sahaların 'sol' yanında mücadele veren eski futbolcu Metin Kurt'un hayali gerçek oldu. Sporcu Emekçileri Sendikası Spor-Sen, sadece futbolcuların değil her branştan sporcunun hakları için mücadele edecek. Beckham'dan bile alınacak ders var
Haber: KIVANÇ KOÇAK - kivanckocak@hotmail.com / Arşivi

“İşçilerin veya işverenlerin iş, kazanç, toplumsal ve kültürel konular bakımından çıkarlarını korumak ve daha da geliştirmek için aralarında kurdukları birlik.” Sözlüğe göre bu kadar basit bir tanımı var aslında ‘sendika’nın. Her ne kadar işveren sendikaları da söz konusu ise de, esas olarak işçilerle özdeşleşmesi toplumsal mücadelelerin tarihine bakınca gayet normal tabii: Daha da zenginleşme, parasına para katma peşindeki patrona karşı emekçinin mücadelesi. Geçtiğimiz günlerde bu mücadeleye yeni bir sendika daha katıldı: Spor-Sen. 

Gladyatör’ün hayali
‘Futbolculuk ve solculuk’ deyince memleket sınırları dahilinde akla gelen ilk isim olan Galatasaraylı eski futbolcu Metin Kurt liderliğinde kurulan Spor Emekçileri Sendikası, Kurt’un ağzından amacını şöyle ortaya koyuyor: “Sporcu-yönetici ilişkisi köle-efendi biçiminde gerçekleşiyor... Yönetim istediği gibi futbolcuya bile sorma ihtiyacı duymadan tek taraflı olarak mukavelesini uzatabiliyor. Futbolcu buna tepki gösterdiğinde eleştiriliyor, hedef tahtasına konuluyor. Bu gerçekler ışığında Spor Emekçileri Sendikası sadece futbolcuları değil, değişik branşlardaki tüm sporcuları, her türü spor organizasyonlarında çalıştırılan tüm kesimleri örgütleyecek. Sporcuların güvencesini sağlamak için de Spor İş Yasası’nı çıkartmak için tabandan aldığı güçle var gücüyle çalışacak.”
Vakti zamanında sendikal mücadele örgütlemeye çalıştığı için Galatasaray’la yolları ayrılan Kurt’un hikâyesine girmeyelim. Geçen senenin sonlarında çıkan ‘Gladyatör’ (Vecdi Çıracıoğlu, Everest Yayınları) adlı kitapta bununla ilgili tafsilatlı bilgi var. Biz memlekette spor denilince akla gelen futbol alanındaki sendikalaşmanın geçmişine bakalım hızlıca.
Önce Türkiye... Beşiktaşlı Şükrü Gülesin, 1950’de İtalya’nın Palermo takımına transfer olur. Sonrasında Lazio’da da forma giyen Gülesin, Türkiye’ye döndüğünde orada gördüğü futbolcu sendikasını burada da hayata geçirmeye karar verir. 1965’te Türkiye Profesyonel Futbolcular Sendikası adıyla kurulan sendika, 1969’da Türkiye Profesyonel Futbolcular, Antrenörler, Menajerler ve Monitörler Sendikası, 1975’te ise Futbol-İş adını alır. 1984’te Sendikalar Yasası’na uymadığı gerekçesiyle kapatılan sendikanın üye sayısı hiçbir zaman çok fazla olmaz.
Zamanında sendikanın yöneticiliğini yapan isimlerden Necati Karakaya üyeler konusunda izahat getiriyor zaten: “[Üye sayısı] Kırkı geçmezdi. Onlar da kulüplerinden kovulan, yardım bekleyen sporculardı. Oynayan, para kazanan gelmiyordu!” Sendikanın kapatılmasından sonra bir daha hiç örgütlü gücü olmayan futbolcuların o günden beri tek örgütlülüğü, aslında varlığı yokluğu belli olmayan Profesyonel Futbolcular Derneği... 

Beckham grevde!
Dünyada kurulan ilk sporcu sendikasının ise, tarihe dikkat, 1885’te faaliyete başlayan Amerikan Beyzbol Oyuncuları Sendikası olduğu kabul ediliyor. 1907’de kurulan İngiltere Profesyonel Futbolcular Sendikası (daha sonra Profesyonel Futbolcular Derneği-PFA) ise Avrupa’nın ilki olma onurunu taşıyor. Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkelerde de mazisi oldukça eski sendikalar var.
Profesyonel futbolcu sendikalarının oluşturduğu dünya çapındaki üst örgüt FIFPro’ya (1965), bugün 40’tan fazla ülkenin sendikaları üye. Tabii ‘yıldız oyuncu’ tabir edilen yüzlerce futbolcu da. Örneğin artık futbolculuğundan çok moda ikonluğuyla konuşulan PFA üyesi Beckham, 2001 yılında İngiltere’de maç yayınlarından kendilerine ayrılan payın artırılması taleplerinin kabul edilmemesi sonucunda greve gitme kararı alan futbolcuların başını çekiyor, ‘arkadaşlarının haklarını alabilmesi için’ greve ‘Evet’ oyu kullandığını açıklıyordu (Ki oylamaya katılan 2315 futbolcudan 2290’ı grevden yana oy kullanmıştı!).
Hasılı hangi branşta olursa olsun spor sendikaları sporcuların ve spor çalışanlarının hakları için mücadele veriyor: Sporcuların aktif spor hayatı devam ederken ve bittikten sonra karşılaştıkları güçlüklerle, sosyal ve ekonomik sorunlarla baş etmeleri için onların yanlarında oluyor. Sendikanın bulunduğu hiçbir spor dalında sendika görüşü olmadan karar alınamıyor, sözleşmelerin genel çerçevesi belirlenirken sendikaların ortaya koyduğu ilkeler göz önünde bulunduruluyor. ‘Yıldız’ olarak gözümüze sokulanların, sürekli renkli hayatlarını gördüklerimizin ötesinde büyük çoğunluğun oluşturduğu, kaderi çoğu zaman yöneticilerin iki dudağı arasına sıkışıp kalan sporcuların haklarını arayabilmeleri ve koruyabilmeleri için sağlam bir sendika en işlevsel araç gibi duruyor.
Türkiye’de de öteden beri Şenol Güneş’ten Fatih Terim’e, Hakan Şükür’den Emre Belözoğlu’na, Saffet Sancaklı’dan Kemalettin Şentürk’e muhtelif isimlerin “Futbolcuların sendikası olması lazım” dediğini duyuyoruz. Fakat iş icraata gelince ortaya çıkan kimse yok. ‘Tuzu kuru’ yıldızlar, 80’lerde ortaya çıkmış ‘Ne sağcıyız ne solcu futbolcuyuz’ önermesinin izinde 2., 3. liglerde her türlü eziyetle boğuşan meslektaşlarını akıllarına bile getirmiyorlar haliyle.
Sergen Yalçın’ın bir röportajında söylediği gibi, “Futbolda herkes kendi işine bakıyor. Futbolcu da, antrenör de kendi olayının peşinde. Özellikle bu son ekonomik krizden sonra futbol eskisi kadar büyük paralar kazandırmıyor, o yüzden herkes daha da bireysel davranıyor. Kimse sendikayla falan ilgilenmiyor.” 

Sendikacı kulübesi
Bugünkü futbol âlemi ve futbolcu yapısı düşünüldüğünde Türkiye’de sendikayı sahiplenecek bir ortam olmadığı açık. Beri yandan aslında tam da futbolun kitleleri peşinden sürüklediği, futbolcunun bu kadar göz önünde bulunduğu, hayatın bu kadar içinde olduğu düşünülürse futbol üzerinden kurulacak bir hak arama mücadelesinin, bunun yerleştirilebilmesinin memleketin sosyal ve siyasal hayatında dönüştürücü olabileceği de aşikâr. Herkesin “Aman politika karışmasın” deyip durduğu, oysa aslında politikayla iç içe bir alanda, aslında politik bir şey yapmıyor gibiyken politik bir şey yapmanın dönüştürücülüğü!.. Tabii beri yandan buranın Türkiye olduğunu da unutmamak lazım: Böyle bir hareket başladı diyelim, haklarını almak için greve giden futbolcuları zorla sahaya çıkarmak için tesislerin basılması, maçlara PAF takımlarla çıkılmasının gündeme gelmesi de normal karşılanır.
Bağlayalım, spor alanında belki de gerçek anlamda ilk sendika olan Spor-Sen çok zor bir işin altına girmiş durumda. ‘Yıldızlardan’ iki-üç tanesini işin içine sokamazlarsa alacakları desteğin sınırlı olacağının da farkındalar büyük ihtimalle. Ama her durumda küçük ama önemli bir adım söz konusu. Mevzuyu  aramızda konuştuğumuz, bir halı saha yıldızı, sendikal mücadeleyi de yakından bilen Yaşar abinin bir dizi fantezisinde sıraladığı gibi, sahalarda bir de sendikacı kulübesi olsa, taktiklerde-dizilişlerde, oyuncu değişikliklerinde sendikacıların görüşü alınsa, futbolcular maçlara ‘Oynayan biziz yöneten de biz olacağız’ pankartlarıyla çıksa futbolumuz halihazırda olduğundan daha kötü olmaz herhalde...