Artık diğer taraftayım

Artık diğer taraftayım
Artık diğer taraftayım
Rufus Wainwright külliyatından size eşlik edecek bir şarkı mutlaka vardır. Bugün Maçka Küçükçiftlik Park'ta Avea Escape to Music kapsamında sahne alacak 'Rufus'a bağlandık, sorularımızı sorduk.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Bir önceki İstanbul konseriniz Aya İrini’deydi. Şimdi ise bir parkta sahne alacaksınız. Bu, performansınızda neleri değiştirecek?

Kilise inanılmazdı. Daha önce parka da başka bir konseri izlemek için gitmiştim. O yüzden o konser alanını biliyorum. O güzel şehrinize her geldiğimde egzotik, alışılmayan bir mekânda çalıyor olmaktan çok mutluydum. Hatta bir sonrakinde Ayasofya’da falan konser vereceğimden şüpheleniyorum (Gülüyor). Doğrusu şu ki nerede olursa olsun, elimden gelen en iyi konseri vermeye çalışıyorum. Sonuçta banyolarda bile çok iyi performanslara şahit olmuşluğum var. (Gülüyor)

Son albümünüzün ismi ‘Out of the Game’ üzerine çok konuşuldu. Bazı yorumlarda, kendinizi folk aristokrasisinden uzaklaştırmak isteğinizle ilgili bir isim olduğu söylendi hatta… İşin aslı nedir?

Birçok anlamı var. Bu yıl 40’ıma bastım. Amerika’da erkek arkadaşımla evlendim. Aynı zamanda bir de çocuğum oldu. Yani kesinlikle insan varoluşunun öbür tarafına geçtim diyebilirim. Hâlâ gençmişim gibi yapmaya çalışmıyorum yani. (Gülüyor) Bir de tabii şöyle bir şey var: Oyunun içinden geliyorum. ‘Show business’ın içine doğdum. Hayatım boyunca da bu şovun bir parçası oldum. Şimdi geldiğim noktada bu endüstrinin bir ürünüyüm. Bu başlıkla da artık o oyunun bir parçası değilim demek istedim. Tabii bir de ana akım kültürün sunduklarından memnun olmadığım, hatta onlara kızdığım bir noktadaydım. Her şey çok ticari, plastik ve soğuk… Gerçek şarkıları, müziklerine gardıroplarından daha çok değer veren ilginç karakterleri özledim. Yani biraz o oyunun da dışına çıktım. Anaakım söz konusu olduğunda oyun, çok sıkıcı bir hal aldı çünkü.

‘Out of the Game’de sizin alametifarikalarınızdan alaycı bakışın eskisi gibi keskin olmadığına yönelik eleştiriler de var. Bu, hayatınızda böyle bir dönemde olmanızla mı alakalı?

Aslında ‘Out of the Game’ çok duygusal bir albüm. Onun öncesinde de kariyerimin en karanlık albümünü, ‘All Days are Nigts: Songs for Lulu’yu yazmıştım. Annemi kaybettiğim çok ağır ve yoğun bir dönemdi. Annemin ölümünden sonra uzun süre yastaydım. ‘Out of the Game’ döneminde artık pozitif, ışıkla, hayatla dolu bir şey yapmam gerektiğini düşündüm. Ve prodüktör olarak gayet şaşaalı, mükemmel bir karakterle, Mark Ronson’la çalıştık. Asıl amacım stüdyoda eğlenip iyi vakit geçirmekti. Aynı zamanda hayatımda yazdığım en hüzünlü şarkılardan bazıları da ‘Out of the Game’de yer alıyor. ‘Candles’, ‘Sometimes You Need’ gibi… Ama albümün genelinde bir kabulleniş, yaşama sevinci ve hayatta kalma arzusu hâkim bana göre. Sıtkı sıyrılmış, bıkkın bir albüm olmadı yani sonuçta.

Bir de yazdığınız opera ‘Prima Donna’nın albümüyle ilgileniyorsunuz şu ara. ‘Prima Donna’ bir sopranonun bir gününü anlatıyor. Zamanında bir de Judy Garland’ın efsanevi konserini yeniden canlandırdığınız performansınız geldi. Gösterişli kadın performansçılarda sizi cezbeden ne?

Eşcinselliğimi ve biz eşcinseller için tarihi olarak özel olan isimleri kabullenmekle, onları onurlandırmakla ilgili hiçbir problemim yok. Bugün genç eşcinsellerden bazıları, “Bizim Judy Garland’la, Bette Davis’le işimiz olmaz” deme eğiliminde. Bense daha çok “neden olmasın” noktasındaydım. Bu isimler çok eğlenceliydi. Sanırım o anlamda biraz eski kafalıyım. Tabii ki eşcinsel bireylerin hepsinin ‘camp’e düşkün olduğu gibi genellemeler yapılmak istenmemesini anlayabiliyorum. Ama bu kadar yıldır bu kültüre içkin olan, onun kalbi ve ruhu olan bu unsurların işin içinden çıkartılamayacağını düşünüyorum.

Tüm bu gay unsurların gitgide günümüzün ana akımı, pop kültürü içinde eritilmeye başlandığı gibi yorumlar da yapılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Evet, kesinlikle. Ama bunun bir zararı yok. Gay’ler binlerce yıldır o kadar bastırıldılar ki böyle bir kırılma noktasına ihtiyacımız vardı. (Gülüyor)