Artık her şey iç içe geçti

Artık her şey iç içe geçti
Artık her şey iç içe geçti
Ahmet Elhan, Galeri Zilberman'da açtığı 'Mürekkep' adlı yeni sergisinde cinsiyetlerden toplumsal kimliğimize, görüntüleme yöntemlerinden resim tekniklerine her şeyin iç içeliğine dikkati çekiyor.
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Grafik Tasarımı ve Sinema - Televizyon eğitimi aldıktan sonra bir dönem reklam sektöründe çalışan Ahmet Elhan son yirmi yıldır fotoğrafla iç içe yaşıyor. Elhan’ın Galeri Zilberman’da açtığı ve 9 Mart’a kadar açık kalacak yeni sergisi ‘Mürekkep’ farklı okumalara açık, her açıdan çok katmanlı bir sergi. Söyleşiyi okuduktan sonra onun anlattıkları ışığında mutlaka sergiyi görün derim. Eminim benim gibi sizler de Ahmet Elhan’ın düşündüklerinden ayrı anlamlar da çıkaracaksınız fotoğraflara bakarken...
Uzun süredir insan yoktu fotoğraflarında, bu kez sadece insana çevirmişsin objektifini... Evet, görüntüde insan yoktu ama bakışı vardı. İnsanın içinde var olduğu, kurduğu mekânlarla uğraşıyordum.
Neden bu değişim?
Herhalde dönemle ilgili. İlk sergilerimin konusu tamamen portrelerden oluşuyordu. Soyutlanmış bir şekilde tamamen figürle ilişkiliydi. Bu kez insanın mekânla ilişkilendirilme çabası da var, iki boyutlu yüzeylerin birbiri üstüne eklenmesi de. Sanatçılar özellikle de fotoğrafçılar yaşlanmaya başladıkça insandan uzaklaşıp mekâna dönermiş, ben herhalde gençleşiyorum.
‘Mürekkep’te iç içe geçme durumu cinsel kimliklere bir gönderme mi? Kataloğun önsözünde Ali Akay da “Elhan, cinsiyet kimliklerinin kimliksizleşmesini bize sunuyor” diyor. Öyle okundu ama ben o noktadan hareket etmedim. Giysilerinden de soyarak çeşitli organ parçalarını gözler, eller, ayaklar, vajinalar, penisler, dirsekler, kollar bacakları üst üste koyarak insan tipleri üzerine gittim.
Ama cinsiyetler de mürekkep, birbirinden ayrılabilir durumda değil?

Evet, aynı zamanda şeffaflaştığı için mekânla da iç içe geçiyor.
Çok alakasız gelebilir sana ama ben fotoğraflara bakarken gün geçtikçe artan kadın cinayetlerini düşündüm. Acaba erkek içindeki kadını mı yok etmek istiyor öldürerek?
Yok, hiç böyle şeyler aklıma gelmedi. Ama ben çıkarttığım imgelerin anlamlarını bütünüyle kontrol altına alamıyorum. Erkek ve kadın iç içe bir bütün oluşturuyor.
Tek vücut mu oluyor?
Tek vücut ama parçalı bir bütünlük, işlevsel bütünlüğü bile şüpheli olabilir...
Fotoğraf sanatına uzak olmasa bile izleyicinin teknik olarak bu fotoğrafları çözmesi kolay değil. Bu fotoğraflarda ‘hem sosyal hem fotoğraf hem de resim tarihi içinde bir yolculuk var’ diyebilir miyim?
Evet haklısın, çok fazla katman var. İlk olarak toplumsal olanla kişisel olanın üst üsteliği var. Arkada gördüğümüz mekân görüntüleri belli bir şekilde toplumsala ait. İkincisi, üç-dört ayrı görüntüleme rejimini üst üste getiriyor. Tekil olan resimden kalıp sistemine geçiş gravür ve kalıptan aynı şeyi üretme olarak fotoğraf. Sonra da dijital kalıp üretme, bunların hepsi iç içe geçiriyor.
Arka fon olarak neden 17. yüzyıl gravürlerini seçtin? Fotoğraf öncesi dönemde ucuza mal olan, bir kalıptan çıkan, birbirinin aynısı görüntüler. Bir resimden kalıp üretelim, sonsuz sayıda basalım, hem zamandan hem de maliyetten kazanalım. Gravür, ön kapitalizm dönemine denk geliyor. Dijital de son aşaması. 17, 19 ve 21, üç yüzyıl arasında gezindik.
Mürekkep sözcüğü nereden aklına geldi? Gravür mürekkebi diye bir şey vardır. Mürekkepli kalem mesela yok olmak üzere olan bir obje. Sonra ‘terkip’ten gelen iç içe geçme hali. Hem zamanlar ardışık değil, birbirinin içine geçiyor hem de tüm bu teknikler resim, gravür, fotoğraf, dijital görüntü hepsi birbirinin içine geçiyor. Somut elle tutulan kalıp ortadan kalksa bile görüntüler bir kalıp olarak ürüyor. Telefondan telefona ve zihinlere kalıplar olarak gidiyor. Ne kadar kişisellikten söz etsek de aslında kişiselliğin oldukça azaldığı dönemden geçiyoruz.
Fotoğraflarının altındaki soğuk damga da bunun işareti mi?
Evet, bu güya senin imzan ama o da bir klişe, onu da çoğaltabilirsin. Aslında kişisel, özel diye görülen şeylerin çok da birbirinin aynısı kalıplar olduğunu da görüyoruz. Her şey mürekkep vaziyette yani. Kadın ve erkek olmak fark etmiyor.
Her fotoğraf kendi içinde bir müze gibi çelik çerçeve içine kilitlenmiş oluyor. Neden yaptın böyle bir çalışmayı...
Eh işte saçmalık. İşim gücüm yok, zamanım bol!
Galiba yanlış sordum, fotoğrafta görünenin ardındakini sorguluyorsun gibi geldi bana...
Fotografik görüntünün önemli bir ideolojisi var aslında, uzun zamandır onu kurcalıyorum. Ama artık iyice tekniklerini de kurcalayarak neden böyle fotoğrafın objektif olduğuna dair bir inancın kafalara zerk edildiğini çözmeye çalışıyorum. Aslında resimde de benzer bir şey var. Resim öyle bir klasist üsluba ulaşıyor ki ha desen fotoğraf olacak. Neden bu kadar gözle bağlantılı, neden bu kadar perspektivizmle bağlantılı? Çünkü perspektivizm tek bir noktadan, tek bir doğrudan hareket eder. Tek bir kaçış noktası, tek bir duruş noktası, tek bir an, tek bir zaman. Bu tekilliğe dair bir takıntım var. Çünkü bu bakış sonra toplumsal hayatta tek doğrulara, faşizme, baskıcı rejimlere gidiyor...