'Artık kavgaya bile beraber giriyoruz'

'Artık kavgaya bile beraber giriyoruz'
'Artık kavgaya bile beraber giriyoruz'
Ünlü oyuncular Ahmet Kural ve Murat Cemcir, usta yönetmen Selçuk Aydemir'le beraber OT dergi'sine konuştu.

RADİKAL- Ahmet Kural ve Murat Cemcir, usta yönetmen Selçuk Aydemir’le beraber OT dergi’sine konuştu.

İşler Güçler, Kardeş Payı ve Düğün Dernek’le Türkiye’yi güldürmeyi başaran üçlü; tanışma hikayelerinden dostluklarına, gündelik hayatlarından televizyon maceralarına kadar her şeyi Nurhak Kaya’ya anlattı:

PARAYLA SATIN ALINAMAYACAK ŞEYLER VAR

Selçuk Aydemir: 2007’de askerden döndüm. Öncesinde bu işlere hiç bulaşmamıştım. Yalnızca Burak’la (Aksak) kısa film çekiyorduk. Bir yerden başlamak lazım, dedim. Evdekiler, ‘çalış, para getir’ demeye başlamışlardı. Burak’la beraber “Kurbanlık” diye bir film yaptık. Filmi Sinan Çetin’e çekecektik. Çektik çekmesine de, yıllar geçti hala daha paramızı alamadık. O gün Murat Cemcir de oraya senaryo satmaya gelmiş. O zamanlar senaristlik yapıyor.

Ahmet Kural: Senaryo simsarı yani... (Gülüyor)

Selçuk Aydemir: Bir arkadaş da filme geleceğim diye söz vermişti ama ne olduysa sattı bizi. Cemcir “O rolü ben oynarım” dedi. Ama Cemcir o zamanlar 105 kilo, kulakta garip küpeler, saçlar bir acayip, çok garip bir tip yani. Ve ben fakir bir adam rolü için Cemcir’i oynatacağım. Dedim ki, ‘mümkün değil! İstemiyorum bu adamı!’ Fakir görünmek bir yana zengin görüntüsü var adamda. Ben ‘istemiyorum’ deyince arkadaş ar yapmış; gitmiş kostümü bulmuş, Alibeyköy’de bir kahveye oturmuş -filmin orada çekileceğini biliyor- Aksanı da çalışmış, okuma provasına geldi. Ben dedim ki, ‘Sadi’yi oynatalım’. Kıl oldum Cemcir’e çünkü. Sadi de o sırada asker, oynayamıyor. Dediler ki, ‘bir okumasını görelim’. Tam istemiyorum deyip dışarı çıkacağım anda Cemcir bir başladı senaryoyu okumaya... Önce ‘yok ya ilk repliği öyle atmıştır, zaten çok komik replik’ falan dedim, inanmak istemedim. İki, üç, dört derken biz göbeği tuta tuta gülmeye başladık. Garip bir durumla karşı karşıyaydık. Ben hemen gittim dedim ki, ‘kardeşim sen ne kadar iyi bir oyuncusun!’ Çünkü yetenek karşısında yelkenleri salıyorsun. Zaten o filmden akılda kalan tek şey de Murat Cemcir. Öyle bir rol oynadı ki, o rol için TRT bize geldi, “Ramazan Güzeldir”i böyle yaptık.

YAPABİLECEĞİN BİR ŞEY VARSA GÖRELİM

Ahmet Kural: Murat’la “Bir Bulut Olsam” dizisinde rol alırken tanışmıştık. Ramazan Güzeldir’in başrolünde Murat oynuyordu. Bir bölümde beni istediler. O dönem “Gazi” dizisindeki oynuyordum. Murat, Selçuk’a demiş ki, ‘Gazi’yi oynatalım’ Selçuk da ‘Gazi kim la?’ demiş. “Çocuk çok iyi” falan demiş Murat.

Selçuk Aydemir: O sıralar Ahmet’in adını Gazi sanıyorum. ‘Soy ismi ne?’ dedim ‘Kural’ dedi. Google’da Gazi Kural diye arattım, bir şey çıkmıyor. Onlar tanıyor ama bana kimse söylemiyor. O zamanlar Miroğlu gibi bir şey Ahmet Kural, benim haberim yok sadece. Sonra çıktı geldi bir şekilde...

Ahmet Kural: İlk sahnem Selahattin Taşdöğen’leydi. ‘Ne yapayım?’ diye sordum.

Selçuk Aydemir: Bir oyuncu ‘ne yapayım?’ dediği anda ister istemez gaza geliyorsun. ‘Ne yapabilirsin ki?’ dedim. ‘Sen ne yapacağımı söyle, gerisine bakalım’ dedi. O kadar emin kendinden. Adamı tanımadığım için ego da yapmıyorum,  o da beni tanımadığı için ego yapmıyor. Sokakta karşılaşmış iki yabancı gibiyiz...

Ahmet Kural: O güne kadar alışmışız. Yönetmenler hep ‘Şunu yap, bunu yap’ diyorlar ve yaptığımız, yapacağımız her şey senaryoda belli...

Selçuk Aydemir: ‘Yapabileceğin bir şey varsa görelim’ dedim. ‘Senaryoyu yazan da benim, gerekirse değiştiririz problem değil’ dedim.

Ahmet Kural: Selçuk o gün ‘Yapabileceğin bir şey varsa görelim’ dedi ve şu an buradayız. Murat için de aynı şekilde. Selçuk başlangıçta ikimizi de hiç istemedi aslında. (Gülüyor) Hiç istemedi. Yani tevafuk denen durum burada ortaya çıkıyor…Ve biz bunu sonradan anladık yani. Özellikle de son iki senedir...

BAZI İNSANLAR KENDİ KARDEŞLERİNİ KENDİLERİ SEÇERLER

Selçuk Aydemir: Bence bizi belirleyen ve aramızdaki bağı kuvvetlendiren şey birbirimize olan davranışlarımız oldu. Akrabalık böyle bir şeydir: bazılarıyla kan bağın vardır, kan bağın olan akrabalarına ömür boyu mahkumsundur. Bir de bazı insanlar, bazı başka insanları akrabaları kadar severler. Bazı insanlar kardeşlerini kendileri seçerler. Bizimki de böyle oldu. Ben herhalde kendi kardeşlerimi Ahmet’ten ya da Murat’tan daha fazla sevemem. Son iki – üç yılımız, birbirimize iş için birlikte olmadığımızı ispatlamakla geçti. Bu adamları görmemek, onlarla sette çalışmıyor olmak problem benim için. Kaç kere sahnesi yokken sete çağırdım Ahmet’i de Murat’ı da. Birinin sahnesi yokken diğeri mutlaka geliyor. İkisinin de sahnesi yoksa ikisi de sete geliyor. Yatın uyuyun lan. (Gülüyor) Onlar ilk günden beri diyor ki, ‘biz her şeyden önce insanız ve birbirimizi seviyoruz’ Ben de diyorum ki, ‘hayır arkadaşım, biz sizinle arkadaş olmayacağız, profesyonel bir ilişkimiz var’ İnatla diretiyorum; profesyonel olmak lazım, yönetmen oyuncu ilişkisi, şu bu diye. Bir yerden sonra tamam diyorsun ister istemez. Çünkü adamlar günde üç defa ispatlıyorlar seninle yalnızca iş için birlikte olmadıklarını. Bir yerden sonra mantık işlemiyor. Bunun iş arkadaşlığıyla alakası yok diyorsun. Anladım ki yarın bütün bu işler bitse, gerekirse kuruyemişçi açar, yine bir arada olur, birlikte esnaflık yaparız.

Murat Cemcir: ‘Kuruyemişçi açar’ı niye bana bakarak söyledin? (Gülüyor)

Selçuk Aydemir: Kuruyemiş deyince kafamda sen canlandın, nedenini bilmiyorum. Ahmet de dondurma tezgahına geçer. (Gülüyor)

Ahmet Kural: Bizim şöyle bir şansımız da var; kim olursan ol gidip senaristle ya da yönetmenle muhatap olamazsın. Olsan bile dünyasına giremezsin. Biz ise Selçuk’un ne yazdığını biliyoruz, ne oynatacağını, bizden ne istediğini de biliyoruz. Çünkü her an beraberiz.

BUSE YAPIM

Ahmet Kural: Ramazan Güzeldir bittikten sonra, o sıra ayağım kırılmıştı, “Üsküdar’a Giderken” dizisini çekeceklerdi. Ben katılamadım. “Elde Var Hayat” dizisine girdim TRT’de. Benim iş iki sezon devam etti. Murat ise TRT’de “Küstüm Çiçeği” diye bir iş daha yaptı, ondan sonra da “İşler Güçler” için bir araya geldik.

Murat Cemcir: Ramazan Güzeldir’den sonra ben ayrı iş yaptım, Ahmet ayrı iş yaptı.

Selçuk Aydemir: O arada ben ayrı iş yapmıyorum. Ben bu adamlar olmadan yapmıyorum. İşi sağlama alıyorum.

Murat Cemcir: O arada Selçuk da THY’de mühendislik yapıyor.

Selçuk Aydemir: Ramazan Güzeldir’i çektik, yapımcımız bile yok, Burak’la beraber girdik bu işe, yapım şirketimiz de yok. Trenle on saatte Ankara’ya gittik. Paramız da yok. Görüşmeye girdik, adamlar ‘yapım şirketinin adı ne?’ dedi. Boş boş baktım... Burak Selçuk… Ne olabilir diye düşündüm. ‘BUSE yazın’ dedim, o an salladım. Tabi öyle bir yapım şirketi yok. Hemen bir yapım şirketi açtık. Dizi bittiği gün şöyle bir şey çıktı: bizim ciddi bir miktar borcumuz var. Parayı söylemeyeyim ama ciddi bir miltar. Para kazanacağız diye girdik, yazdık, yönettik, kurgusunu yaptık, yapımcı biziz ve iş bittiğinde borç var. Baktım yapacak bir şey yok, elde bir altın bilezik var onu bozdurayım diyerek THY’ye girdim. Uçak mühendisi olarak işe başlayıp kredi çektim. O kadar para vermediler tabi. Ben de çalışan arkadaşlarımın adına kredi çektim, Sonra borçları ödemeye başladım. Bir yandan mühendislik yapıyorum, akşamları da tanıtım filmi çekiyorum. Aygaz’a git iş güvenliği filmi çek, Türk Telekom’a git başka bir film çek, geceleri de çektiğim filmleri kurguluyorum. Krediyi ödedikten sonra tamam dedim, artık film çekmeye devam edebilirim. İşte o arada Murat’la Ahmet başka işlere girdiler.

GÖZÜNDE O ATEŞİ GÖREMİYORUM CEMCİR

Murat Cemcir: Beraber çalışıyoruz, çok güzel zaman geçirip eğleniyoruz. Ayrı işe gidiyorum, ’20 saat niye çalışıyoruz?’ diye kendi kendime soruyorum. Hiç unutmuyorum; Bir Bulut Olsam’ı çekerken bir yönetmenimiz vardı, 39 saat uykusuz çalışmışız, bir sonraki günün sabahı bana baktı ve ‘gözünde o ateşi göremiyorum Cemcir’ dedi. 39 saat çalışmışız, gözümde ne ateşi göreceksin, ateş dediğin alnımda yavrum be! Selçuk’a döndüm: aga, dedim, ‘ne yap yap bizi bu dünyadan kurtar!’

Selçuk Aydemir: Pavyon patronu misali...(Gülüyor) Tanıtım filmleri çekiyorum dedim ya o ara, borçları kapattıktan sonra elimde 30 bin lira kadar para kaldı. Dedim ki bir araba alayım.

Ahmet Kural: Araba alsaydın sıçtıydık…

Selçuk Aydemir: Arkadaşları çağırdım, dedim ki ‘bu kadar para var, otomatik vites olsun, son model olsun’ Tabi, dediler, ‘hatta kalan parayla bir de villa alırız sana’ Meğer arabalar pahalıymış. Ben de otuz bin lirayı çok büyük para zannediyorum. Öyle değilmiş. E ne yapacağız bu parayı? ‘Bir şey çek’ dediler. Ben de gidip Çalgı Çengi’yi yazdım.

Murat Cemcir: Bir gecede yazdığını bize hemen söylemiyor.

Selçuk Aydemir: Bu olmamış diye bir daha yazdırırlar o zaman... Çalgı Çengi çok düşük parayla çekildi… Görüntü yönetmeninin kaynanasının evi, uygulayıcı yapımcı arkadaşın bir arkadaşının bilgisayarcısının deposu…

Ahmet Kural: Kömürlük…

Selçuk Aydemir: Bir emlakçıdan iki günlüğü 100 liraya kömürlük kiraladık. Adam çok korktu. Kötü bir film çekiyoruz zannetti. Hatta çekime geldi, gözümle göreceğim dedi. Biz hala işin eğlencesindeydik tabi. Filmi evde kurguladım. 1+1 ev var. Evde çalışıyoruz. Bilgisayar var Pentium 4. Güzel bir bilgisayar. İlk önce tv filmi mi dizi mi bilmiyorduk. Bir şey çekelim de bakarız dedik. O sırada işte bir gösterim yapalım eşe dosta dedik. Babamın eskiden çalıştığı, benim de mısır sattığım bir sinema vardı Bakırköy’de: Renk Sineması. Sonra düğün salonu olmuş. Bir perde koyup burada yapalım dedik. Kendi cebimizden gala yaptık, doğum günümde pastayı kestik.

Ahmet Kural: Bir de filmin kaba kurgusu gelmiş, iyi mi!

Selçuk Aydemir: Aynen, kaba kurgu bir de… Arkada benim ses var: ‘Fooşş, kapı çalar’ diye bağırıyorum. Filmi izliyoruz, arkada yönetmenin sesi var. İnsanlar çok sevdi o versiyonu. O gün orada Cem Yılmaz’ın kuzeni de varmış: Öner. Filmi izliyor ve seviyor. ‘Bir kopya var mı, ben Cem abiye izleteyim’ diyor. Sonra Cem Yılmaz filmi beğeniyor, ‘Gel bir konuşalım’ diyor. ‘Ne yapalım film için?’ diye soruyor. ‘Bilmiyorum ki, film mi bir kere?’ dedim. Benim kafamdaki Çalgı Çengi dizi gibiydi. ‘Nasıl yaparız?’ dedi. Abi bilmem falan dedim. Vizyon mizyon dedi. Abi, dedim süper olur. Dedim ‘şu kadar borcum var, bunları öde, film sizin olsun.’ Kısacası beş kuruş almadım ben Çalgı Çengi’den. Filme para bile harcamışımdır hatta. Filmi vizyona sokalım yeter, dedik. Film vizyona girdi, aldığım zevki milyon dolarlar kazansam alamazdım herhalde., Arabayı durdurup Çalgı Çengi’nin bilbordunun altında fotoğraf çektirmiştik. İçimizde acayip bir heyecan. Capitol’de sinemaya gittim, filme yer bulamadım. Otuz kişilik salonmuş. Ondan yer yokmuş. Gittik bir tane kırık sandalye bulduk. Arka tarafta dayanağı da yok, dayanamıyorum. Orada izledik Çalgı Çengi’yi...

BU NE SAYGISIZLIKTIR, BU NE TERBİYESİZLİKTİR!

Ahmet Kural: Ben filme Ataşehir’de kız arkadaşımla gittim. Başrol oynamışım ya, kıza hava atacağım anasını satayım. Gişedeki kıza ‘Nasıl bu filme ilgi? diye sordum. Arkasındaki afişte de ben duruyorum. ‘Hiç kimse gelmiyor bu filme’ dedi. Bana bakıyor ama tanımıyor. Girdik içeri, iki kişi var. Dedim bu ne saygısızlıktır, bu ne terbiyesizliktir! Bir türlü yediremedim. Kız var yanımda. Salondan çıktım. ‘Paramı alabilir miyim?’ dedim. ‘Zaten benim cebime de girmiyor, Böyle bir sözleşme de yapmadım!’ dedim. Gişeci, ‘ne diyorsunuz beyefendi?’ dedi. ‘Arkana bak’ dedim. “Aaa, Murat Cemcir” dedi. Bana Murat Cemcir dedi. Filmin afişinde benim fotoğrafımın üstünde Murat Cemcir yazıyor çünkü! Ankara’ya gidip Çalgı Çengi’nin her seansından sonra sinemanın kapısında bekledik. Acaba gülüyorlar mı diye insanları gözlemledik.. Sonra her kapıda artmaya başladı kalabalık. En son bir teyze bize dönüp ‘aaa o salaklar!’ dedi. Filmde izlerken o kadar gıcık olmuş ki bize... Ve biz çok sevindik bizi tanıdı diye.

Murat Cemcir: ‘Bunun dişleri gerçekmiş’ dedi bana.

Selçuk Aydemir: Kim demişti sana ya? ‘Oğlum senin ağzına kim sıçmış?’ demişti ya biri. ‘Oğlum bu dişler böyle olamaz’ demişti. Yani halkın çocuğu olmak da kolay bir şey değil. Böyle böyle bedel ödüyorsun yani, çok ağır bir durum.

Murat Cemcir: Mesela bir tane adam geldi, baktı yüzüme, “abi suratını sikiyim” dedi. Filmde böyle bir diyalog var ya, bir şey de diyemiyorsun.

Selçuk Aydemir: Murat’ı gören insanlar sürekli şöyle diyor:  “abi yar.k var yen mi?”

ARTIK KAVGAYA BİLE BERABER GİRİYORUZ

Selçuk Aydemir: Biz ‘ne zaman olduk’ demeyiz de, ‘ne zaman mahvolduk?’ deriz. Kafamda hep ‘acaba olacak mı? Beğendirebilecek miyim?’ korkusu var. Her seferinde  bir satır daha yazabilecek miyim diye çok korkuyorum mesela... O heyecan her zaman içimde.

Murat Cemcir:  İlk set günü geldi mi heyecandan uyuyamıyorum mesela. O kadar iş yaptık, ilk set günü taş çatlasa 1-2 saat uyuyabiliyorum. Olacak mı olmayacak mı diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.

Selçuk Aydemir: Aynı otel odasında aynı karın ağrısıyla birbirimize baktığımızı bilirim ben. Setten bir gün önce, Ben kafamdakinin söylüyorum, Ahmet cebindekini söylüyor, Murat cebindekini söylüyor. Sabaha kadar sahneyi konuşmaktan uyuyamıyoruz. Dostluğumuz öyle bir hal aldı ki, artık kavgaya bile beraber giriyoruz. Bir sürü ortak hayalimiz var. Seyircinin hiç beklemediği güzel işler yapmak için bu sene durma kararı aldık mesela. Bu sene bir dizi yapabilirdik ya da bir film çekebilirdik, çünkü çalışmadığımız zaman kurtlanan adamlarız biz.

Murat Cemcir: Altı yıl aralıksız çalıştık. Geçen sene dedim ki, ‘çalışmayalım, az bekleyelim.’ Dünyayı görelim, dedik. Tatile gittik Ahmet’le. Döndük, birbirimize girdik.

Selçuk Aydemir: Kavga ettik. Sinirden birbirimizi bıçaklayacağız. Herkes birbirine bağırıyor. Bağıran bağırdım diye, bağrılan ‘bana bağırdı’ diye üzülüyor, ağlıyor. Salak salak şeyler yaşıyoruz. (Gülüyor)

Murat Cemcir: Biri vardı yanımızda, ‘Ya s.kerim sizi ama! Nasıl bir ilişkiniz var lan sizin?’ diye diye çekti gitti...

SATIN ALAMAZSIN

Murat Cemcir: Parayla satın alınamayacak şeyler var hayatta. Ertem Eğilmez’in yapımcısı, Kartal Tibet’in yönetmeni, Yavuz Turgul’un senaristi olduğu; Türkan Şoray, Şener Şen ve Bulut Aras’ın başrolünde oynadığı “Sultan” filmi var. Biri ‘ben yazayım’ demiş, ‘sen yönetmen ol, öbürü de şunu yapsın’. Sadık Şendil yüz elli tane senaryo yazmış mesela. İhsan Yüce, Ertem Eğilmez gibi 4 – 5 Adam Türk sinemasını var etmiş.

Selçuk Aydemir: Bu adamlar para için mi yapmış bunları? Para için yapsaydı yüz elli senaryo yaazr mıydı adam? Açık açık “ben sinema olmadan yaşayamam” diyor. Ben de mühendisim, güzel bir hayatım var ama öyle olmuyor. Kurtlanıyorsun, güzel bir şey yapmam lazım diyorsun. Bir oyuncu arkadaş, ‘annem fragmanı izlemiş çok beğenmiş, senin için dua ediyor’ dedi. Bunu nasıl satın alabilirsin?

Murat Cemcir: Geçen yıl köye gittim, amcam Niksar’da köyde yaşıyor. Doktora gitmiş. Soyadını duyunca “sen Murat’ın neyi oluyorsun” demişler.  Amcasıyım, demiş. Sonra bir ihtimam göstermişler, “nasıl mutlu oldum” diyor. Sonra arkadaşlarına sormuş, “bizim oğlan ne yapıyor?” diye, “komedyen olmuş” demişler. “Seviyor musunuz?” diye sormuş kahvede, ‘çok güzel filmler yapıyorlar, aile filmleri, senin de izleyebileceğin filmler’ demişler. Filmlerimi amcama izletmişler. Diyor ki; ‘her zaman aileyle izlenecek filmler yap Murat’ İşte bunu da satın alamazsın.

Ahmet Kural: Murat Çakmak diye bir abim var. Birkaç genç beni çekiştiriyor, tanımıyorlar ama; yalnızca filmlerden ve dizilerden biliyorlar. Bizde farklı bir sevme şekli vardır; onlar da  durmadan giydiriyorlar. Bizim Murat abi de bir güzel pataklıyor onları. İşte bunu da satın alamazsın.

Selçuk Aydemir: Bir gün Cemcir’le tartıştık, o gün annesi aramış. Annesi beni sorunca Cemcir de soğuk konuşmuş. Annesi de “ne mırın kırın ediyosun oğlum, aptal aptal şeyler yapmayın, kaç sene geçti.” demiş. Bozuştuğumuz zaman araya annesi giriyor. Çok büyük bir lütuf.

Ahmet Kural: Aramızın bozulduğunu görüp de “ulan iyi oldu size” denmesindense, “niye bunların arası böyle oldu?” denmesini istiyoruz.

Murat Cemcir:  Bu duyguyu seyircide yaratırsak bundan daha değerli bir şey yok.

Selçuk Aydemir: Bir insan birine ‘Kardeşim’ diyorsa, o insanı değiştirmeye çalışmaz.

Murat Cemcir geç kalkar mesela. Bunun için kavga mı edelim? Bunu sorun etmiyoruz, bunu hesaplayarak program yapıyoruz.

Ahmet Kural: Biraz da beni anlatırsanız…

Selçuk Aydemir: Ahmet Kural’a da dokuzda set koyarsın, yedide sette görürsün mesela. Adamın da böyle bir huyu var. O ilk çayı içecek mutlaka.

Murat Cemcir: Ben geç kalınmayacak tek iş günü geç kaldım. Otelde, üçüncü katta yatıyorum, lobide sahne çekiyoruz. İki saat geç kalır mı insan? Asistan aramış, 88 cevapsız çağrı var. Uyanamamışım. Herkes gergin. O gün de anam babam, beni görmek için Tokat’tan Sivas’a gelmiş. Dedim ‘Selçuk bak’, ‘dibine kadar haklısınız da, anamın babamın yanında beni ezmeyin yahu’ Bunu bir yönetmene söyleyemezsin. Ben annem, babam için üzülüyorum. Geç kalmışsam bu aşağıda konuşulmuştur yani. Duymamışlardır inşallah diyorum.

Selçuk Aydemir: Biz de Cemcir uyuyakaldı, bunu dert eder diye üzülüyoruz. Annesi, babası var; morali bozulursa yüzü düşer...

Murat Cemcir: Bu mesleği seçmemin sebebi geç kalkmak. Ama adamların ikisi de erken kalkıyor. Saat sekize set koyuyorlar.

Ahmet Kural: Adam bana doğum günü partisi düzenliyor, partiye geç kalıyor. Pastayı kesmek için onu bekliyoruz.

KAFA DENGİ ADAM YOK SELÇUK

Murat Cemcir: Komedyenlikte ‘şaka vermek’ diye bir şey var. Ben ne komedyen olmayı hayal ettim, ne de ufkumda böyle bir şey vardı. Bu adam yazdı ve ‘sen oynayabilirsin’ dedi. Dizi yazmaya başladığım dönemlerde komedyenlerle ilgili hurafeler duyuyorum. Birbirlerine şaka veriyorlar, ‘benim şakamdı, benim şakamdı’ diye kavga ediyormuş insanlar. Benim şimdi aklıma bir şaka geliyor, hemen ‘böyle bir şey olsa ya’ diyip Selçuk’u,  Ahmet’i arıyorum. Onlar beni arayıp ‘böyle böyle yapsana’ diyor.

Selçuk Aydemir: Bir kere Cemcir’i karavanda kendi kendine konuşurken buldum. Dinledim bir müddet.  Sonra dedim ki: ‘Cemcir, kendi kendine konuşuyon ya kardeşim, sebep?’ ‘Kafa dengi adam yok Selçuk’ dedi. Sonra yazdım ben bunu, Cemcir okudu ve dedi ki; ‘oğlum bu espri çok komikmiş ya!’ ‘Oğlum, sen yaptın ya bu espriyi’ dedim. ‘Sen bunları hep not mu ediyon?’ dedi. ‘Bu bizim ekmek paramız olum’ dedim. Tabii ki not edeceğim.

MUTSUZUM, İSTİFA ETMEK İSTİYORUM

Selçuk Aydemir: Mühendisliği bırakmayıp yönetmenliğe başlamasam ne olurdu bilmiyorum. Hayallerimin peşinden gitme kararını aldığımda, bunu anneme, babama bile söyleyemedim. Bir akşam uyandırdım karımı, konuyu açacağım ama lafa bir türlü giremiyorum. En sonunda ‘Ben iş yerimde mutsuzum, istifa etmek istiyorum’ dedim. ‘Bir buçuk sene niye bekledin? İstifa etsene, aç mı kalacağız? Bildiğini yap’ dedi. Ondan cesaret aldım. Yoksa çok mutsuz olacaktım ve mutsuzluğumu herkesten önce karım bilecekti. Mutsuz bir iş hayatım olduğu için mutsuz bir ailem olacaktı. Mutluluğu başka şeylerde aramak zorunda olacaktım. Şu an ise hayatımdaki en zararlı şey nargile. Mutluluğun bedeli gelecekte hayat standartları yüksek bir hayat yaşamamak da olabilir, ama umurumda değil.

Murat Cemcir: Benim dört teyzem var, biriyle konuşurken “Muratcığım, biz sana hayatın boyunca bu işten bir şey olmayacak, sabit bir iş bul dedik, iyi ki bizi dinlememişsin.” dedi. Ki bir ara çok dinler gibi olmuştum ailemi. Babam da hep ısrar ederdi, ‘oğlum boş ver bu işlerden bir şey olmayacak’ derdi. Otuz iki yaşındaydım, Çalgı Çengi’yi çekmemiştik, Ramazan Güzeldir’i çekmek üzereydik. ‘Son defa bir deneyeyim, olmazsa memurluk yapmaya bakarım’ dedim. Geçen sene babam anneme “ o kadar karşı çıktım, iyi ki beni dinlememiş, iyi ki sen de dinlememesine izin vermişsin. Onur duyuyorum Murat’ı televizyonda gördüğüm zaman.” Demiş. Bir evladın duyduğu en büyük gurur babasının böyle düşünmesidir.

Selçuk Aydemir: Ben istifa ettiğimde babam uzun bir süre durumu kabullenemedi. THY’deki sabit telefonumu aramış, arkadaşım ‘Selçuk istifa etti’ demiş. Babamsa benden duymak istiyor istifa ettiğimi. En sonunda beni karşısına aldı, bak, dedi, ‘ben bu işi yapabileceğine adım gibi eminim. Bir şeye üzülüyorum, sen de bir tek buna üzül.’ Nedir? dedim. “Bir uçak mühendisinin hakkını yedin lan!” dedi. ‘Çok isteyen bir adam vardı belki, girecekti, sen girdin onun yerine. Eşek sıpası! Madem sinemacı olmayı istiyordun baştan bunu okusaydın ya!’ dedi. ‘O çocuğu bul ve hakkını helal ettir bari’ diye ekledi.

AMCAM KANALDA YÖNETİCİ DEĞİL TESİSATÇI

Murat Cemcir:  Bir de bu mücadeleyi verirken hep şunu duyuyoruz: ‘Bir kanalda tanıdığın olacak, bir dayın ya da bir amcan olacak.’ Bizim kimsemiz yok, Allah nasip etti oldu. Çok güzel güzel dostluklar kurduk, ne olduysa dostluğumuz sayesinde oldu.

Selçuk Aydemir: İyi ki benim bir amcam var ve iyi ki bir kanalda yönetici değil de tesisatçıymış. Ben iyi ki tesisatçı kalfalığına yükselene dek yanında çalışmışım. Amcamın adı Metin. Ahmet’e de benziyor, yakışıklı biri. Amcamın bir ortağı vardı, onların hikayesini yazmakla ödüllendirildim ben.

Ahmet Kural: Babam polis, eniştem denizci, dayım havacı, dedem kasap, amcam mimar. Çocukken hepsine baktım: asker olamam, disiplinsizlikten atılırım. Polis olamam, eşimi çocuğumu sürekli gezdiremem. Mimarlığa zaten yeteneneğim yok. Bu bir kumardı; ya batacaktık ya çıkacaktık. Biraz da hayatın hakkında soru sormak getiriyor seni buraya. Aslına bakarsan geleceğini göremediğim tek işi yapıyorum şu anda.

ERDAL TOSUN, FERHAN ŞENSOY, ZEKİ DEMİRKUBUZ

Selçuk Aydemir: Mühendislik yaptığım dönemler... Erdal Tosun’u bilirsiniz, öz abim kadar severim. Haftada bir beni THY’den alıp “Daha ne kadar yapacaksın bu işi?” diye dürtüyordu. Bir buçuk sene de böyle devam etti bu. Benden niye vazgeçmediğini bilmiyorum. Ben benden elli kere vazgeçtim be abi sen neden hiç vazgeçmedin. Hayatımı değiştiren adamdır bakın vurguluyorum “adamdır” Öz abim olsa bu kadar sevemezdim eminim... Ve Ferhan Şensoy. Benim ‘yazmam lazım’ demem, Ferhan Şensoy’un okuduğum ilk kitabının ilk sayfasıyla başladı. Trendeydim ve ‘benim yazmam lazım’ dedim. Çocukluk anılarımı yazmaya başladım. “Mahalleden Arkadaşlar” bu kadar dizi, film yaptıktan sonra yazılmış bir şey değil. O kitabı okumaya başladığımda yazılmış bir şeydi. Sadece birleştirdim ve kitabı çıktı. Düğün Dernek’te Ferhan Abiyle çalışmak istiyordum. Sonra İşler Güçler’de birlikte çalışma ihtimali doğunca, dedim ki, ‘ben hiçbir şekilde Ferhan Abiye bunu teklif edemem.’ Çünkü ben onu ne yaparsa beğeniyorum, ‘bundan daha iyisi olamaz’ diyorum. Rol alacağını söyledikten sonra sonra bana bir gün verdi. ‘Çarşamba günü gel, oturalım konuşalım rolle ilgili’ dedi. Ben sahneyi yazıp göndermiştim çünkü. Dedi ki, ‘geç gelen hesabı öder.’ Çarşamba günü setteydik. Araba bulamadım, Ahmet’in arabasını aldım. Justin Bieber gelmiş, acayip bir trafik var. Arayacağım Ferhan abiyi ama korkuyorum. Hesabı ödemek umurumda değil ama ya kızarsa? Aradım en sonunda, ‘abi ben yoldayım, bir konser var, trafik yüzünden biraz gecikeceğim’ dedim. ‘Ben görüşmelere geç kalmam, hele seninle olan görüşmelere hiç geç kalmam. Ölüyorum şimdi vicdan azabından’ diye ekledim. ‘Bugün Çarşamba mı? Çarşamba değil ki, Perşembe’ dedi. ‘Yok be abim bugün Çarşamba’ dedim. ‘Selçuk, bugün benim için çok Perşembe’ dedi. Yoldayım, varmak üzereyim, taş çatlasa on dakika kalmış. ‘Ee abi?’ dedim. ‘Sen Cuma günü gel’ dedi. ‘Abi Cuma geleyim de, sana göre Cuma mı bana göre Cuma mı? Senin için Cuma ne zaman abi?’ dedim, ‘Oğlum yarın Cuma” dedi. Perşembe’ydi halbuki. ‘Tamam abi’ dedim, ‘Cuma, dediğin saatten bir saat önce oradayım.’ Gittim, bir şeyler anlatıyor, ‘şöyle olacak, böyle olacak’ diye. Ferhan abi, dedim, ‘bir şey soracağım, beni mi deniyon? Sen bana bugün Cuma değil, Perşembe desen, ben yine geleceğim. Gerekirse bu bölümü çekmeyip burada bekleyeceğim. Ne istiyorsan yapacağım, ne kadar istekli olduğumu anla... Kendi sahnesini kendi yazdı, kendi istediği yerde çekildi. Çektiğim tüm sahnelerden daha güzel bir sahnedir bu. Bana unutulmaz bir hediyedir.

Murat Cemcir: Zeki Demirkubuz da öyle. Çok değerli bir sinemacı ve çok sevdiğimiz bir abimiz. Sen onu dizi filmde oynatamazsın.  Ama adam hiç ego yapmadan “olur mu öyle şey” dedi ve geldi, İşler Güçler’in final bölümünde oynadı.

Selçuk Aydemir: Zeki abiyle oturduğumuzda şöyle bir şey oldu, bizi anlatmaya başladı. İşler Güçler’i takip etmiş.  Ağzım açık kaldı. Ne kadar önemli bir iş yaptığımı anladığım kişi Zeki Demirkubuz’dur. Ondan bunları duymak... ‘Yaptığın işi çok beğeniyorum’ dediği gece uyuyamadığımı bilirim.  Ayrıca çok eğlenceli bir adam. Zeki abi şu an bir komedi çekse aç kalırız. İnşallah Ahmet’le Murat’ı oynatır da, ben de onların kazandığı parayı yerim. Zeki abi bu mesleği bana dar eder...