scorecardresearch.com

'Artık gençler dünyayı değiştiriyor'

'Artık gençler dünyayı değiştiriyor'

Fotoğraf: Tolga AKTAŞ

Kerem Bursin ve Hande Doğandemir sezonun en taze gençlik dizisi 'Güneşi Beklerken'in esas kızı ve esas oğlanı. İlk bölümü bu akşam yayımlanacak dizi öncesi iki genç oyuncuyu takdimimizdir...
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Bu yıl dizi sezonu biraz erken açılıyor. Ekrandaki ‘gençlik dizisi’ boşluğunu ise bu akşam Kanal D’de yayımlanmaya başlayacak olan ‘Güneşi Beklerken’ dolduracak. Dizi, kasabadaki mütevazı yaşamlarını bırakıp, İstanbul ’a gelmek zorunda kalan bir anne-kızın, yeni hayatlarında başlarına gelenleri konu alacak. Başrolde ise Emre Kınay var. Usta oyuncuya iki genç isim eşlik ediyor: Hande Doğandemir ve Kerem Bursin.
‘İbret-i Alem’, ‘Sen de Gitme’ gibi dizilerden hatırladığımız Doğandemir ve Hollywood’da çeşitli projelerde yer alan Bursin canlandırdığı karakterlerle diziye yön verecek. Onları daha da yakından tanımak için ikiliyle buluştuk, hem dizi hem de gençlik hakkında konuştuk.
Diziye yön verecek iki karakter, iki oyuncu… Daha evvel tanışıyor muydunuz?
Hande Doğandemir: Aslında tanışmıyorduk ama çok enteresan, birkaç ay evvel başka bir proje için gittiğim bir görüşmede karşılaştık. Orada da Kerem ile partner olarak beraberdik. O iş olmadı ancak aylar sonra yine burada karşılaşınca çok şaşırdım.
‘Güneşi Beklerken’ alışageldiğimiz gibi klasik bir gençlik dizisi mi? Diğerlerinden ne farkı var?
Hande: Hayır değil. İçinde çok ciddi bir dramı da barındıran bir proje. Evet, ana mekân okul olabilir ama kesinlikle salt bir lise dizisi değil. Özellikle ikimizin aileleri arasında merak uyandıran ciddi bir ilişki var.
Kerem Bursin: Sonuçta lisedeyken çocuklar çok değişik bir süreçten geçiyor ve bu değişim senaryoya gayet iyi yansıtılmış. Bu dönemde karakterin yavaş yavaş oturmaya başlıyor ve bunlar sırf okulda yaşananlar yüzünden değil…
Hande: Beni zaten çeken şey, senaryoda her karakterin derinliğinin olmasıydı. Hepsinin kendine ait bir hikâyesi var, hiçbir şey öylesine değil.
Sizin hikâyeniz biraz farklı. Normalde oyunculuğa burada başlanır, sonradan kapak yurtdışına atılır. Sizinkisi ise ABD ’de başlıyor…
Kerem: Ailemin işi nedeniyle 1999’da ABD’ye gittim. Liseyi Teksas’ta, üniversiteyi Boston’da okudum. Oradan da Los Angeles’a geçtim, oyunculuğa, ün kazanmaya başladım.
Hollywood’da çeşitli projelerde yer aldın… Söylenene göre Oscarlı yapımcı Roger Corman keşfetmiş seni…
Kerem: Roger benim için çok değerli bir insan, beni piyasaya sokan adam… Bu endüstri ve oyunculuk hakkında çok şey öğrendim onun sayesinde.
Peki, tanışmanız nasıl oldu?

Kerem: O zamanlar oyunculuğun yanında para kazanmak için bir ofiste çalışıyordum. Sonra bir arkadaşım aradı beni. Çalıştığı şirket, yapımcı olarak Roger’ın projesini üstlenmişti. Ve telaş içinde başrol arıyorlardı. Gittiğimde Roger ile tanıştık ama ilk denememde bana verdikleri senaryoyu ezberleyemedim. Abuk sabuk şeyler söyledim. Tam bir kâbustu o seçmeler. O da bu halimi görmüş, beğenmiş. Ve hikâye birden böyle başladı.
Sizin hikâyeniz nasıl gelişti?
Hande: Ben Ankara Üniversitesi DTCF Sosyoloji mezunuyum. Ben kamera arkasında çalışıyordum, sonra Akademi 35.5’tan oyunculuk eğitimi aldım. Sonra da gerisi geldi. Bugüne kadar bir sürü iş yaptım ama hiçbiri benim karakterim üzerinden bu denli dönen bir hikâye değildi.
Şimdilerde doksanlar gençliği üzerinden sıkça analizler yapılıyor, gazeteler “Yahu bu gençler ne istiyor?” diye soruyor, hakkında çalışmalar yapılıyor. Şimdi ister istemez “Ne yani bu 90’lar gençliği uzaydan mı geldi?” diye sormadan edemiyor insan.
Hande: 90 kuşağı beni çok şaşırttı. Ben tamamen kendi dünyalarında yaşayan, apolitik bir kuşak olduğunu düşünüyordum. Ama yanıldım. Seslerini çok iyi duyurdular. Çünkü farkındalar…
Daha da sorgulayan, analiz eden bir kuşak var…
Kerem: Ben de onu diyecektim. Hem daha da zekiler…
Hande: Çünkü teknolojinin bütün nimetleri ellerinde, dünyanın dört bir yanında olan biteni çok iyi biliyorlar, daha hızlı karar alıyorlar. Bunun yanında neden-sonuç ilişkisini de daha kolay kuruyorlar.
Tepkileri de mizahla oldu…
Hande: Aynen öyle… Ne kadar yaratıcı bir milletmişiz. Orantısız zekâ durumu devreye girdi burada. Kimse şu gençlikten böyle bir çıkış beklemiyordu. Bir şekilde özgürlükleri söz konusu olduğunda ne kadar güçlü olduklarını gösterdiler.
Kerem: Çünkü artık sınır yok. Hele onların dünyasında, internette hiç yok. Değişik kültürlerle yol alıyorlar. Çok bilinçli bir gençlik. Artık gençler dünyayı değiştiriyor, bakın Mark Zuckerberg’e, bakın Twitter’a…
Şöyle de bir tartışma doğdu. Ekranda görmeye alıştığımız kişiler, politik düşüncelerini dile getirdiğinde bir anda eleştiri oklarının hedefi oldular. Sizce oyuncular bu tip durumlarda sessiz mi kalmalı?
Hande: Ben insanın kişisel görüşüyle işini karıştırmaması gerektiğini düşünüyorum. Buradaki dezavantaj, bizi çok fazla insanın izliyor olması… Ama insanlar da o bilinçte olmalı. Bizim işimiz bu, evet. Ama özel hayatımızda da böyleyiz. Bu bizi ilgilendirir. Doğru olmak farklı, ama fikrini söyleyebilmek de… Eğer burası özgür bir ülkeyse, biz de düşüncelerimizi özgürce dile getirebilmeliyiz.
Kerem: Bence şöyle de bir şey var: Kimseye neye, hangi doğruya inanacağını söyleyemezsin. Buradaki olay biraz daha farklı. Bu politik bir direniş değil, sadece insani bir tepki. O yüzden oyuncuların ses çıkarmasına tepki göstermek yanlış olur.
Hande: Sırf işimiz yüzünden haksızlığa karşı sessiz kalırsak, ben Hande olmaktan çıkarım, Kerem de Kerem olmaktan…
Diziye dönersek eğer, Zeynep nasıl bir karakter?
Hande: Zeynep o kadar eğlenceli bir karakter ki çok dikbaşlı ve cesur. Babasız büyümüş… Zor durumlarda babasını hayal ediyor ve imdadına o yetişiyor. Dertlerini onun hayaliyle paylaşıyor. Zeynep’in kendi duvarları var ama sadece o kasaba şartları için geçerli. Fakat İstanbul’a gelince karşısına Kerem gibi baskın bir karakter çıkıyor.
Peki seninle örtüşen tarafları var mı bu özelliklerin?
Hande: Ben duygularımı dışa vururum ama Zeynep içine atıyor. Her şeyi içinde yaşıyor.
Kerem buna nasıl cevap veriyor?
Kerem: O zevkli bir karakter. Aysberg gibi göründüğünün iki katı dibinde. Ama nedenleri var. O nedenleri düşününce çok derin bir mağaranın içine giriyorsunuz.
Öğrendik ki sürekli koşuyormuşsunuz…
Hande: Hep koşuyorum. Bizim hayatımızdaki tek şey şu an bu. Boş günlerimizi de yine bununla geçiriyoruz. Çünkü dizide Zeynep karakteri bir şey oldu mu, koşmaya başlıyor. Koş Zeynep koş! Şimdi sıkı antrenmanlarımız da başlayacak, özel bir spor hocasıyla çalışıyoruz. 7/24 dizi oldu hayatımız yani.
O koşarken siz ne yapıyorsunuz?
Kerem: Ben de spor yapıyorum. Spor benim için çok önemli, günde iki saat spor yapıyorum. Bu süreçte müzik dinliyorum, kafamı boşaltıyorum. Spor yaparken birtakım şeyler ortaya çıkıyor, onları çözebiliyorum. Biraz ruhumu dinlendirebiliyorum. Biraz crossfit tarzı çalışıyorum. ABD’de de kafes dövüşü eğitmenliği yapmıştım.

‘Spor yaşam tarzı oldu benim için’

Kerem: Konsantrasyonumu sporla sağlıyorum. Spor, yaşam tarzı oldu benimi için. Her şeyim ona göre ayarlı.
Hande: Kerem ne yerse ben de onu yiyorum. Sette sadece salata yiyoruz.
Kerem: Dışarıda fazla yemek yemem, yemeğimi kendim hazırlarım. Çünkü ne lazım, ne lazım değil onu bilirim.

http://www.radikal.com.tr/113995711399571

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Yine mi? - Sömsöm Yarim

Yayınlanacak dizinin kalitesini bilemem, ama 40 yıldır Türk Sineması ve Televizyonunda lise öğrencilerinin 25 yaş ve üstü oyuncular tarafından canlandırılmasından fena halde bıkmış durumdayım. Biraz gerçekçilik için genç ve çocuk oyunculara da yatırım yapın lütfen.